İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

'Zafer ilanı cahillik'

Güncel
|

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Ünal, 17 Aralık kararlarını, müzakere öncesi ve sonrasında Türkiye'yi bekleyen tehlikeleri, Kıbrıs ile ilgili verilen taahhütlerini gazetemize açıkladı.

Öncelikle AB'nin Türkiye'yi üyeliğe almak istemediği için Kıbrıs meselesini kullandığını söyleyen Ünal, bunun bir zafer olarak alkışlanmasını ise cahilliğe bağladı. Ünal, " 6 Ekim Raporu ve 17 Aralık kararları ile, AB'nin takkesi düşmüş ve kel görünmüştür" dedi. İşte Doç. Dr. Hasan Ünal'ın, zafer olarak gösterilen 17 Aralık kararlarına ilişkin değerlendirmesi: Bu kararların özellikle Kıbrısla ilgili bölümüne yoğunlaştığımız için aslında, kararları bir bütün olarak yeterince anlayamadık. Gerçi Türk basınında kararların gerçek niteliğini anlama yönünde bir istek var mı? Mevcut hükümetin bu kararları olabildiği şekliyle anlama gayreti var mı? Bu tartışılabilecek bir konu. Önce Kıbrıs ile ilgili konuya bakalım. Daha önceki taslak metinlerin hepsinde Kıbrıs'ı tanıyın diye özel bir madde yoktu. Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili madde, Türkiye'nin Ankara Anlaşmasını, yeni giren 10 ülkeye teşmil edilecek şekilde güncelleştirilmesine ilişkin bir protokolü imzalaması isteniyordu Türkiye'den. Şimdi bu husus aynen kalmış durumda. KIBRIS'I VERSENİZ BİLE SORUN ÇÖZÜLMÜYOR Türkiye'nin milli davası olan Kıbrıs burada tamamen kaybedilmiş olacak. Türkiye'nin 2005 Ekimine kadar Helenizmin ilkeleri doğrultusunda onay vermesi gerekiyor. Bundan sonrasına bakarsak, peki Kıbrıs'ı tanıyıp kurtulabiliyor muyuz? Yani Kıbrıs'tan vazgeçince sorun çözülüyor mu? Pek öyle değil. Bize özgü bir müzakere süreci konulmuş durumda. Buna göre, Türkiye müzakereleri eskiden bugüne kadar olduğu gibi, sadece komisyonla teknik olarak sürdürmeyecek, aynı zamanda hükümetler arası konferans şeklinde 25 ülkeyle de müzakere edecek. Kıbrıs bittikten sonra bu defa Yunanistan Ege'de tavizler için Türkiye'nin bir dosyadan diğer dosyaya geçmesini engelleme şansına sahip olacaktır. Bu sürecin, bir sonraki aşamada Ermeni meselesi ve Fırat- Dicle sularının uluslararası bir yönetime devredilmesi, Kürtlerin bir azınlık şeklinde örgütlenmesi ve kollektif haklarla siyasi otonomi elde etmeleri, aynı şeyin alevi toplum için gerçekleştirilmesi gibi bir dünya talep gelecek. AB bütçesine, kendi bütçe olanakları ve nüfusu itibariyle yılda 7 ile 10 milyar dolar katkıda bulunan karşılığında da 1 ile 3 milyar dolar geri para alan bir ülke konumuna düşer. Yani çok garip bir durum. Dolayısıyla bunu bir zafer olarak alkışlamak sadece ve sadece cahilliğe, ya da bu metni bir paravan olarak kullanıp başka bir şeyler yapmaya çalışma niyetine işaret eder. Ama herhalukarda, 6 Ekim Raporu ve 17 Aralık kararları ile, AB'nin takkesi düşmüş ve kel görünmüştür. MİLLİ GAZETE 23.12.2004
AKRA