İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

Açe Sumatra Müslümanları

Açe Sumatra Müslümanları
Güncel
|

Güney Asya'daki deprem ve tsunami sonucu onbinlerce insanın hayatını kaybettiği İslam kenti Açe Sumatra, M.S.800 yıllarında kurulmuş İslam Devleti'nin halefi durumunda. İslam Mecmuası'nda Eylül 1984'te yayınlanan bir yazıyı sunuyoruz.

Açe Sumatra'da uzun bir süredir devam etmekte olan İslami mücadele, Endonezya rejimi ve arkasındaki destekçilerinin çabalarıyla dünya kamuoyundan gizli tutuluyor. Halbuki 25 milyon nüfusu ve çok zengin tabii kaynaklarıyla Açe Sumatra dünyanın en önemli yerlerinden biri. Tarih boyunca yabancı boyunduruğu nedir bilmemiş, yüzyıla yakın bir süre Hollandalılara karşı direnmiş Açeliler, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çizilen yeni haritada kendilerini birdenbire daha önce hiç bir varlığı olmayan bir devletin, Endonezya'nın bir parçası olarak bulmuşlar. Bütün bunların yanında Açe Sumatra'nın bizim için ayrı bir önemi var: Açeliler kendilerini her zaman Osmanlı Devletine bağlı bilmişler. Bugün bile, cihad bayrakları günümüzdeki Türk bayrağının tıpkısı. Açe Sumatra Güneydoğu Asya'da İslam’ın yayılmasını sağlamada en önemli rolü olan bağımsız bir İslam devletiydi. İbn Haldun Mukaddime'sinde Açe Suniatralıların İslam'a en bağlı ve en güçlü milletler arasında olduklarını yazmakta. Açe Sumatralıların İslam'a bağlılıkları bugün bile aynı şiddetiyle sürmekte. Londra'da çıkan Economist dergisi 7 Kasım 1982 tarihli sayısında “Açe, dünya üzerinde her bakımdan İslam toplumu denilebilecek hemen tek yerdir” diye yazmakta. 26 Mart 1873 tarihinde Hollandalı sömürgeciler ülkeye çok yönlü bir saldırı başlattılar ama bir ay içerisinde, 23 Nisan 1873 günü yapılan Bender Açe Savaşı'nda iyi bir ders alarak çekilmek 'zorunda kaldılar. İslam güçleri savaşta düşman ordusu komutanını da öldürdüler. 25 Aralık 1873 günü Hollanda, Açe'yi yeniden işgal etti ve bu, tarihin en uzun süren sömürge savaşının başlangıcı oldu. Savaş 1942 Martına kadar sürdü ve Açe müslümanları topraklarını işgal eden müstevlileri sonunda kovmayı başardılar. Uzun savaş yılları boyunca Açeliler imanlarının gücüyle ayakta durmaya muvaffak oldular. Açe Sumatra tarihinin kara sayfası İkinci Dünya Savaşından sonra açıldı. Güneydoğu Asya'yıbatının dümen suyunda tutmak için sun 'i olarak kurulmuş bir devlet olan Endonezya'ya Açe Sumatra'nın idaresi Hollanda tarafından devredildi. Halbuki Hollanda, 1942 yılında ülkeyi terketmek zorunda kalmış ve aradan geçen yedi yıl içerisinde Açe bağımsız bir ülke olarak varlığını sürdürmüştü. Bu İslam toprağı üzerinde hiçbir hakkı bulunmayan Hollanda, tarafından bir oldu-bitti ile Açe Sumatra halkına sorulmadan, plebisit veya referandum yapılmadan sağlandı. Cavalı Endonezya yöneticileri İslam karşıtı rejimlerinin Hollanda'nın gayri hukuki tasarrufu ile Açe Sumatra'ya da uzanmasını askeri güçle sağladılar. Halbuki aynı sıralarda kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı çıkardığı “sömürgeılerin bağımsız hale getirilmesi kanunu” ile her ülkenin bağımsızlığının o ülke halkına, ait olduğunu ve bu sebeple sömürgeci güçlerin sömürgeleri üzerindeki haklarını başka bir devlete devredemeyeceklerini öngörmekteydi (!) Açe Sumatra'nın Endçmezya'ya devri bu bakımdan bile geçersizdi. Bilindiği gibi Endonezya İslami duygulara karşı saygısızlık ve gayri Islami uygulamalar bakımından en ileri giden ülkelerden biri. Rejim uygulamalarını 'Pancasila' denilen resmi bir ideolojiye bağlamış durumda. Ülke hapishaneleri faal müslümanlarla dolu. Eğitim kurumlarında İslami, faaliyetlere göz açtırılmıyor. İslami yayınlar sık sık toplatılıyor ve yayıncılar tutuklanıyor. Böyle bir rejimin Açe Sumatra gibi geleneksel olarak İslam'a bağlı bir ülkede yapabileceği tahribat çok büyük. Açe Sumatra, Endonezya ekonomisini ayakta tutan tabii kaynaklara sahip. Ülkede günde 1.5 milyon varil petrol, 2 milyar metreküp sıvı tabii gaz (LNG) çıkarılıyor. Bugün Açe, dünyanın en çok tabii gaz ihraç eden' bölgesi. Ancak gelirlerden bölge halkı hemen hiç yararlanamıyor. Bunlar yanında teneke, altın, bakır, demir cevheri, kauçuk, kahve, biber gibi başka maddeler bakımından da zengin. Yalnız bu zenginlikler kendisini işgal altında tutan Endonezya rejiminin daha da güçlenmesine, dolayısıyla Açe Sumatra müslümanlarının çilesinin devamına yarıyor. Açe Sumatralılar, Batılı güçlerin ve onların bölgedeki ajanlarının.kendilerine biçtiği bu biçimsiz elbiseye hiçbir zaman razı olmadılar. Endonezya egemenliğine daha ilk günden karşı çıktılar. Zaman' zaman görülen toplu kıyamlar, ayaklanmalar acımasız Cakarta rejimi tarafından çok kanlı biçimde bastırıldı. Açe Sumatra'nın bağımsızlığı için en son teşebbüs 1976 yılı Ekim ayında kurulan Açe Sumatra Milli Bağımsızlık Cephesi (NLFAS) tarafından başlatıldı. Ülkenin en tanınmış ailesine mensup bir kişi olan ve cedlerinden sekizi Hollandalı sömürgecilere karşı verilen şerefli mücadelenin başında şehid düşmüş olan Dr. Tunku Hasan di Tiro, hem kurulan cephenin, hem de 4 Aralık 1976 tarihinde ilan edilen Açe Sumatra Islam Devleti'nin başında bulunuyor. Cephe, İslam Devleti uluslararası kabul görene kadar Açe Sumatra'nm müslüman halkı adına silahlı mücadeleyi sürdürmek azim ve niyetinde. Yeni Açe Sumatra İslam devleti, miladi 800 yıllarında kurulmuş tarihi islam devletinin halefi durumunda. Açe Sumatralılar ülkelerini Endonezya rejiminin egemenliğinden kurtarmak için zorlu bir mücadelenin içinde bulunuyorlar. Tunku Hasan di Tiro 4 Aralık 1976 tarihinde yayımladığı «Açe Sumatra Bağımsızlık Bildirisi»nde mücadelelerinin haklılığını açıkça ortaya koymuş bulunuyor. Açe Sumatra Islam Devletinin Anayasasının Kur'an ve sünnet olacağı da bildiriliyor. Sağı ve soluyla batı, uzun bir süre Açe Sumatra'da sürüp giden acımasız işgale, terör ve şiddet kullanmaya seyirci kaldıktan sonra, Endonezya rejiminin hiç bir sınır tanımayan uygulamaları karşısında biraz harekete geçme ihtiyacını duydu. Londra'da faaliyette bulunan Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) üyelerini, Endonezya rejimi tarafından, ilan edilen İslam Devleti'ne bağlandıkları iddiasıyla tutuklanıp işkenceye tutulan binlerce siyasi tutuklunun salıverilmesi için çalışmaya teşvik eden bir raporu bu yılın başlarında yayınladı. Af örgütünün yayınladığı tutuklular listesinde Tunku Abdullah Hanefiye 60. sırada bulunuyor. Önde gelen alimlerden olan bu zatın tutuklanma sebebi oğlu Dr. Zeyni Abdullah'ın Açe Sumatra Islam Devleti'nde Sağlık Bakanı olması. İki yılı aşkın bir süredir mahkemeye çıkarılmadan hapiste tutulan Tunku Abdullah Hanefiye ağır işkencelere tabi. öteki oğlu Dr. Hasbi Abdullah da hapiste. Cihad hareketi içerisindeki kişilerin aile ve yakınlarına topluca ceza vermeler, intikamcı davranışlar günlük sıradan işlerden. Tanınmış alimlerin büyük bir kısmı İslam Devleti ile ilişkili oldukları söylenerek tutuklanmakta. Salıverilenler bile hemen ev veya köyüne kapatılıyor ve sürekli gözaltında tutuluyor. Zulüm hapse atılmakla da bitmiyor. Hapiste ölen alimlerin sayısı da az deği. Cihad hareketinin başında bulunan devlet başkanı Tunku Hasan di, Tiro'nun 72 yaşındaki amcası büyuk alim Tunku Ticile ömer di Tiro hapiste iken katledildi. Yeni devlette başbakan ilan edilen alim Tunku Hacı İlyas" Lenb'de 16 Nisan 1982 tarihinde Endonezya askerleri tarafından öldürüldü. İlk başbakan Dr. Muhtar Hasbi (35) 1980 Ağustosundaki Aras Sembilan çatışmasında öldürüldü. Kanlı ve çıplak cesedi daha sonra ailesine teslim edildi. Sosyal Işler Bakanı olan Dr. Zübeyr Mahmud (29) 1980 Ma'llsmda şehit oldu. Yanındakilere son sözleri şunlar oldu: ”Ben Allah'a gidiyorum. Görevimi yaptım. Cihada devam ediniz.” Her tarafı kan içinde olduğu halde, düşmanlarmdan izin alarak namaza durdu, ancak tamamlayamayarak öldürüldü. Öldürülenler yanında gözaltına alınanlar ya da hapse atılanlar daha şanssız sayılabilir. Endonezya rejiminin Açeli mücahitlere reva gördüğü işkenceler, Af örgütü raporundan okunurken bile insanı ürpertiyor. Tutuklamalar, mahkeme kararı olmadan yapılıyor. İnsanlar, yıllarca mahkeme önüne çıkarılmadan içeride tutuluyor. Af örgütü raporunda adı geçen tutukluların sayısı oldukça fazla. Buna rağmen zindanlardaki bütün mücahidleri içine almadığı da bir gerçek. Listede son isim 35 yaşındaki alim Tunku Ahmed Devi'nin. Açe Sumatra'nın ayyıldızlı bayrağı evinin bahçesinde bulunduktan sonra sık sık hapishaneye yolu düşen bu ateşli hatibin bütün suçu bundan ibaret. Açe Sumatra Müslümanlarının yabancı güçlerin işgalinden kurtulup kendi bağımsız devletlerini kurup yaşatma mücadelesi, eziyet ve meşakkatlere rağmen kırılmış değil. Mücadeleye yeni başlamış gözüyle bile bakılabilir. Açe Sumatra müslümanları, tarihlerinden aldıkları İslami güçle, inşaallah hedeflerine ulaşacaklar. Fehmi KORU İSLAM, EYLÜL 1984 AÇE ORADA BİZİ BEKLİYOR Geçenlerde yolumun düştüğü yarı-kamu özelliği taşıyan bir kurumda, kurumun başı durumundaki kişiye verilen hediyelerin müze gibi bir alanda sergilendiğini gördüm. TBMM başkanıyken, Hüsamettin Cindoruk da, kendisine armağan edilen eşyaları aynı şekilde sergilerdi. Acaba böyle bir sergi alanım olsa bendeki eşyalardan hangisini baş köşeye yerleştirirdim? Bu soruyu kendi kendime sorarken bile yüzümün kızardığını hissediyorum. Bugüne kadar aldığım en değerli hediyeyi nereye koyduğumu hatırlamıyorum çünkü. 'Açe bayrağı' kitapların durduğu salondaki çekmecelerden birinde olmalı, acaba hangisinde? Tunku Hasan di Tiro'yu Londra'da yapılan uluslararası bir toplantıda tanımıştım. İsveç'te yaşayan bir Endonezyalı olduğunu biliyordum; ama o, "Ben Açeliyim" demeyi tercih ediyordu. Sumatra adasının kuzeyinde yerleşik halkın kendisini böyle adlandırdığı dolayısıyla bilgi alanıma girdi; sürgün hayatını İsveç'te sürdüren Tunku Hasan, "Ne ayıp" demeden câhilliği ayıplamasını öğrenmiş bir zarif insandı... Ayıplamakta yerden göğe kadar haklıydı aslında: Açe halkı ve Sinbad filmlerinin ünlendirdiği Endonezya çevresindeki adalarda yaşayanlar, geleneksel dinlerini terk edip Müslüman olmuşlarsa, bunu, daha çok yolunu oralara düşüren Türkler sağlamıştı. Tunku Hasan, bir padişah fermanının kitaplara geçmiş kopyasını vermişti bana; Sumatra adasının kuzeyinde yaşayan Açeli Müslümanları kendi tebaası olarak kabul ettiğini belirten... Açeli dinadamları, bugün bile, İkinci Selim'in kendilerine gönderdiği fermanı Cuma hutbelerinde okuyup İstanbul'daki artık varolmayan halifeye bağlılıklarını sunuyorlarmış... İmparatorlukların böyle ilginç artçı öyküleri olabiliyor işte. Osmanlı'nın onbinlerce mil uzaktaki tebaası, uzun yıllar Hollanda sömürgesi olmaya direnmiş, son dönemde de bağımsızlık mücadelesi yürütüyor... Tunku Hasan'ın yardım talep eden bir mektubunun Turgut Özal'a iletilmek üzere yakınlarından birine teslim edildiğini dün gibi hatırlıyorum... 1980'lerin ilk yarısında dış politika sayfalarını hazırladığım 'İslâm' dergisi arşivlerinde, Açe ve Açelilerin mücadelesiyle Tunku Hasan'ın kendisiyle yaptığım röportajdaki görüşleri öylece duruyor... Hediye ettiği, Türk bayrağına özenerek hazırlanmış Açe bayrağı ise kitaplığımın bulunduğu salondaki çekmecede... Dün bir gazetede Sumatra'nın fotoğrafını gördüm: Tsunami yüzünden ada üçte bir çekmiş görünüyor... Tepeden basık hale gelmiş, iki yandan da kemirilmiş gibi duruyor... Açe bölgesinde sadece bir kentte 40 bin kadar kişinin kayıp olduğu dünya basınında ilk haber... Buradan çıkan sonuç, âfetzede sayısının, sanılandan çok daha yüksek olabileceği ihtimali... Açe şanssız bir bölge. Şanssızlığı, Endonezya için hayatî petrol ve gaz yataklarına sahip oluşu... Kendilerini Endonezyalı olarak görmeyen Açeliler kendi başlarına yaşama mücadelesi veriyorlar uzun yıllardır; Endonezya ise, zenginlik kaynağı Açe'yi güçsüz bırakmak için kasıtlı olarak ihmal ediyor... Beş ay süren barış görüşmelerinin ardından sıkı yönetim ilân edildi Açe'de ve yaklaşık 20 aydır temel hak ve özgürlükler askıda... Günlerdir gözüm çanak antenle alınan Asya televizyonlarında. Bizim ekranlarda Semra Hanım müsaade ettiği nispette yer bulabilen felâket manzaralarının gerçek boyutu ancak o televizyonlara yansıyor... Denizin yediği topraklar deniz tarafından kusulan cesetlerle dolu... Etraftan, "Toprak kalmamış ki, cesetler gömülebilsin" umutsuz tespiti yapılıyor... Ekranlara yansıyan görüntülerde Sumatra adası pek yok, hele Açe halkının içine düştüğü vehametin boyutları tam bir meçhul. Elektrikler kesik, evleri ve barınakları yok olmuş insanların korkuyla ağaç tepelerine tünedikleri anlaşılıyor. En önemlisi ise içme suyunun olmaması... Afet öncesi alınan güvenlik tedbirleri yüzünden yardım da kolay ulaşamıyor... Türkiye felâketin yaşandığı bölgeye maddî-mânevî yardım ulaştırıyordur herhalde. Acaba Açe bölgesinin tarihimiz açısından taşıdığı önemin farkında olarak mı planlanıyor yardımlar? 'Haberci' programı için oraya da uğradığını dün Sabah'ta çıkan yazısından öğrendiğim Coşkun Aral gördüğü Osmanlı eserlerinden söz ediyordu. Tunku Hasan, "Bizler Osmanlı soyundanız; Açe'de hâlâ izleriniz duruyor" dediğinde, bunu, mücadelesine ilgimizi çekmek için söylediği öylesine sözler olarak algıladığımı şimdi daha iyi fark edebiliyorum. Yüzüm bir daha kızarıyor. Kendi dertlerimiz haddinden fazla, yakınlarımızla bile yeterince ilgilendiğimiz ve her bahtı karanın yardımına koşabildiğimiz söylenemez. Uluslararası ilişkiler, bağımsız bir dost devlette farklı olma mücadelesi verenlerin yanında yer almayı da zorlaştırıyor. Dahası, Türkiye'nin kendi iç sorunları da, o tür ilgileri önleyici bir etkiye sahip... Tunku Hasan'ın Turgut Özal'a gönderdiği mektupta yapamayacağımız şeyleri Türkiye'den istediğini hiç sanmıyorum; İslâm dergisinde çıkan röportajdan akıllı biri olduğu hemen anlaşılıyor. Özal'ın mektupta talep edilenleri yerine getirip getirmediğini ise bilmiyorum. Bildiğim tek şey, Açe halkının, bugün bizden çok farklı beklentileri olduğu... Kızılay ve diğer yardım kuruluşları Açe'yi yardım listesinin ilk sırasına almalı. Taha KIVANÇ (Fehmi KORU) YENİ ŞAFAK 01/0102004 tkivanc@yenisafak.com.tr
AKRA