Bir milyardan fazla insanın sefaletle karşı karşıya kaldığı bir dünyada sanayileşmiş ülkelerin yoksullukla mücadele için kendi vaat ettikleri son derece düşük düzeyin dahi altında kalması mücadelenin söylem düzeyinin ötesine geçemediğinin bir kanıtıdırdır.
İnsanlık tarihinin özellikle son birkaç yüzyıllık dönemine damgasını vuran yoksulluk konusunun son on, on beş yılda Türkiye'de de gündeme gelişi, gerek zamanlaması gerekse ele alınış biçimi açısından 1980 sonrasında bütün dünyada yaygınlaşan neoliberal iktisat politikalarının olumsuz etkilerinden soyutlanamaz. Bu politikalar sonucunda başta Afrika ve Latin Amerika ülkeleri olmak üzere birçok ülkede yoksulluk oranında ve yoksulluğun derecesinde önemli artışlar görülmüştür. Bunun sonucunda bu politikalara ve bunların tasarlayıcıları konumundaki Dünya Bankası ve IMF gibi kuruluşlara karşı tepkiler yükselmiş ve bunlar kimi ülkelerde önemli sosyal çalkantılara neden olmuştur.
Cılız gelişme
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) gibi kuruluşların aynı yöndeki çabalarına karşın yoksulluğun 1990'lı yılların başında yeniden gündeme getirilmesinde Dünya Bankası belirleyici bir rol oynamıştır. Bu kuruluşun bu konudaki temel hareket noktası ise bu politikalardan zarar gören kesimlerin karşılaştıkları olumsuzlukların hafifletilmesine katkıda bulunarak neoliberal iktisat politikalarına karşı oluşan tepkilerin önünü kesmek olmuştur. Zaman içinde değişikliklere uğramış olsa da Dünya Bankası'nın yoksullukla mücadele yaklaşımı, söylem düzleminde istihdam artışları sağlayabilen hızlı büyüme, sağlık ve eğitim harcamalarında artışı esas almış, uygulamada ise son derece cılız bir gelişme göstererek neoliberal politikalardan zarar gören kesimlere yönelik bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarının ötesine geçememiştir. Dünya Bankası ve IMF ile yapılan anlaşmalar çerçevesinde uygulanan neoliberal politikaların bir sonucu olarak birçok ülkede devletin ekonomideki hareket alanı daraltılır, kamu yatırımları ve istihdamı kısılırken sağlık ve eğitim alanlarındaki kamu harcamalarında önemli bir artış sağlanamamaktadır. Verimli istihdamın temel kaynağını oluşturması beklenen sanayileşme hedefinden neredeyse hiç bahsedilmez olmuştur. Bunun gibi, yoksulluk düzeyinin diğer önemli belirleyici unsurları arasında yer alan mülkiyet dağılımı, gelir dağılımı ve vergi yapısı ile vergi yükünün değişik kesimler arasındaki dağılımı gibi konular da uygulamada bu kuruluşların temel ilgi alanlarının dışında kalmaktadır.
CUMHURİYET 31.01.2005