ABD Başkanı George W. Bush, 'hiçbir seçeneği masadan kaldırmayacağını' açıkladı, yardımcısı Dick Cheney 'dünyadaki tehlikeli noktalar içinde İran'ın liste başında olduğunu' söyleyerek ABD'nin niyetlerine açıklık getirdi.
ABD Savunma Bakanı Müsteşarı Feith ise İran'ın nükleer silahlanmasına karşı Türkiye'ye işbirliği önerdi. İran'ın ABD yetkilileri tarafından öncelikli bir hedef olarak seçilmesi, İran'ın coğrafyası ile ilgilidir ve ABD jeopolitiğinin bir gereğidir.
İran, enerji zengini bir ülkedir. İran, kanıtlanmış küresel gaz rezervlerinin yüzde onbeşine (Rusya Federasyonu'ndan sonra en büyük ikinci rezerv) ve kanıtlanmış küresel petrol rezervlerinin yüzde dokuzuna (Ortadoğu'da Suudi Arabistan'dan sonra ikinci büyük rezerv) sahiptir. Bu nedenle de İran, Avrasya enerji kaynaklarına egemen olmak isteyen ABD için doğal bir hedeftir. İran petrolü, Avrasya'nın yükselen güçleri Çin ve Hindistan ekonomileri için yaşamsal önem taşımaktadır. Ortadoğu'nun diğer enerji kaynakları ile birlikte İran petrolünün kontrolü, ABD'ye Avrasya'nın yükselen güçleri Çin ve Hindistan ekonomileri üzerinde kontrol imkanları sağlayabilecek bir araç oluşturabileceği için de önemlidir. Girişimlerinde henüz başarılı olmasa bile ABD, Afganistan'daki ve Irak'taki askeri harekatı ile Avrasya coğrafyasındaki bu iki önemli bölgeye yerleşmiş bulunmaktadır. İran ise Afganistan'daki ve Irak'taki ABD askeri varlığı ile çevrelenmiş durumdadır. İran coğrafyasının kontrol edilmesi durumunda ABD, Avrasya'nın yeni 'yaşam sahasının' içinde, Ortadoğu ile Orta Asya coğrafyalarını İran üzerinden birleştirerek, bu coğrafyanın bütününe egemen olma yolunda önemli bir jeostratejik avantaj sağlayabilecektir. Küresel enerji rezervlerinin yüzde altmış altısına ve geleceğin enerji ihtiyaçlarını karşılayabilmek için üretim ve ihracat artırma yeteneklerine sahip önemli bir coğrafi bölge olan Basra Körfezi'ndeki ülkelerin ürettiği petrol, Hürmüz Boğazı'nı geçen tankerlerle Uzakdoğu, Avrupa ve ABD pazarlarına ulaştırılmaktadır. İran ise günde on üç milyon varil petrol geçen Hürmüz Boğazı'nı tıkayarak küresel enerji akışını engelleme yeteneğine sahiptir. Kendisini küresel enerji güvenliğinden sorumlu tutan ABD, Hürmüz Boğazı'ndaki bu riski elimine etmek de istemektedir.
Irak'taki gelişmeler ve şekillenmeler sonunda ortaya çıkacak olan Şii egemen yapının İran ve Lübnan ile işbirliği yapması durumunda, Ortadoğu'nun ortasında bir Şii jeostratejik ekseninin oluşması olasılığı artmaktadır. Bu eksende yeralan güçlerin, ABD'nin bölgesel ve İsrail'in güvenlik çıkarlarını zora sokacak bir yapıda olmayacak şekilde şekillendirilmesi için ABD tedbirler arayışı içindedir; bu tedbirler içinde İran'da rejim değişikliği önem kazanmaktadır.
Irak'ta ve Afganistan'da angaje olmuş olan ABD'nin, zaten yetersiz ve moralsiz olan askeri gücü ile İran'ın coğrafi büyüklüğü (1 milyon 648 bin kilometrekare) ve İran'ın askeri gücü de dikkate alındığında, işgal tipi bir askeri harekat uzak bir olasılık olarak görünmektedir. Müdahalenin sadece ABD veya İsrail tarafından veya ABD ve İsrail'in birlikte hareketi ile öncelikle İran'ın nükleer tesislerini, politik liderlerini, kritik güvenlik alt yapısını ve seçkin askeri birliklerini hedef alacak, özel birliklerin harekatı ile de desteklenen hava darbesi şeklinde yapılması tartışılmaktadır...
2.2.2005 / NEJAT ESLEN / AKŞAM
MİLLİ GAZETE 03.02.2005