İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0507:3808:2312:5315:3817:5719:25
Kabe

HAK BİLDİĞİ YOLDA YÜRÜDÜ

HAK BİLDİĞİ YOLDA YÜRÜDÜ
Güncel
|

4 Şubat 2001 tarihinde vuslata eren Prof. Dr. Mahmud Es'ad Coşan Hocafendi'nin vefatının 4. yıldönümü dolayısıyla Vakit Gazetesi'nde, Adem Balta tarafından kaleme alınan ve 30 Ocak 2005 Pazar günü başlayan yazı dizisi...

VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ - .::1::. Çalkantılı 28 Şubat sürecinde vatanından ayrı bırakılan Mahmut Esad Coşan Hocaefendi, gurbet ellerinde bile hizmet aşkı ile insanlığa faydalı olmak icin çaba gösterdi. 63 yıllık ömrünü ilim ve İslâm'a vakfeden Prof. Coşan; makaleleri, kitapları, kurduğu dernek ve vakıfları ile Hak bildiği yolda yürüdü. O ve O'nsuz yıllar 4 Şubat 2001 tarihinde saat 11.30'da trafik kazasıyla Hakk'a yürüyen merhum Prof. Dr. Esad Coşan, tıpkı diğer İslam büyükleri gibi hizmet ve eserleriyle topluma ruh ve canlılık vermeyi sürdürüyor. O, 63 yıllık ömrünü ilim ve İslam için harcadı. Yazdığı onlarca kitap ve kurdurduğu derneklerle hizmet ve çalışmaları devam ediyor. Çalkantılı günlerin yaşandığı 28 Şubat sürerinde vatanından uzaklaştırıldığında, gurbet ellerinde bile hizmet aşkı ile insanlığa faydalı olmak îçîn çaba gösterdi. O'na kendi vatanında yaşamak dahi çok görülürken; O bu baskılara aldırış etmeyerek Hak bildiği yolda yürüdü. Avustralya'da dava arkadaşı ve aynı zamanda damadı Ali Yücel Uyarel'le birlikte hayatını kaybeden Esad Coşan; makaleleri, kitapları, sohbetleri, kurduğu dernek ve vakıflar ile ömrünü Allah rızası için geçirdi. Söyledikleri ve yaptıklarıyla örnek bir insan oldu. İimin izzetini muhafaza etti. Makaleleriyle ilim dünyasına cami vaazleriyle de halka hitap etti. Mesajlarını toplumun bütün katmanlarına ulaştırdı. Siyaset dünyasından, iş dünyasına kadar sosyal hayatın içinde başarılı olan bir çok kişiye feyiz kaynağı oldu. Prof. Dr. Çosan'ı ölümünün dördüncü yılında hizmetleri, makale ve sohbetleriyle bir kez daha anacağız. Mahmut Esad Coşan Hocaefendi'nin sevenleri de okurlarımız için O'nu ve O'nsuzyılları anlatacak... Genç yaşta annesi vefat eden Esad Coşan, ilk dini eğitimini ailesinden aldı. Babası Necati Efendi, birçok âlimin yanında kalarak onlardan feyiz aldı. Serezli Hasib Efendi, Kazanlı Abdülaziz Efendi, Mehmed Zahid Kotku Efendi gibi alim ve fazıl şeyh efendilerin sohbetinde ve hizmetinde bulunmuş, hal ehli bir kimse olarak çevresinde bilinir. Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin yakın dostlarındandı. Esad Coşan Hoca, küçük yaşta babasıyla birlikte âlimlerin meclislerine girdi. Âlimlerin takdir ve beğenisini kazandı. Sonradan damadı olacağı Mehmed Zahid Kotku'dan istifade etti. Mehmed Zahid Kotku Efendi'nin bizzat Esad Çosan'ın elinden tutarak kürsüye oturtması ile İskenderpaşa Camii'nde,dergâhın eğitim kitabı olan Gumüşhanevî'nin "Ramûz el-Ehâdis" adlı hadis kitabından hadis dersleri vermeye başladı (1977). 13 Kasım 1980 günü Hakk'a yürüyen Mehmed Zahid Kotku'nun arzusu üzerine, cemaatin eğitimiyle ve her türlü meselesiyle ilgilenme, tebliğ ve irşad görevini üstlendi. SOSYAL HİZMETLERE AĞIRLIK VERDİ Cemaatin başına geçen Esad Coşan, hadis derslerine hız verdi. Camiler dolup taşınca ilavelerle camileri büyüttü. Ankara, İzmir, Bursa, Sapanca, İzmit ve Eskişehir'de mûtad hadis dersleri başlatıldı. Çeşitli sahalara el atarak hizmetlerni sürdürdü. Birçok şirket, dernek ve vakıf kurarak aktif bir rol üstlendi. Mehmed Zahid Kotku'nun isteği üzerine "Hakyol Vakfı"nı kurdu. Türkiye'nin çeşitli yerlerinde şubeler açtı. Vakıf ve derneklerle eğitim ve kültür faaliyetlerine ağırlık verirken harabeye dönüşmüş tarihi yapıların tamirini de bir mimar hassasiyeti ile yaptı. Ahmed Kamil Tekkesi, Selamı Mustafa Efendi Tekkesi, Şeyh Murad Efendi Dergâhı, Kanunî zamanında yapılan ve şimdi Şadiye Hatun Teşhis Kliniği'ni hizmete kazandırdı. Mahmut Esad Çoşan kimdir? Mahmut Esad Coşan, 1938 yılında Çanakkale'de doğdu. Babası Halil Necati Efendi, annesi Şâdiye Hanım'dır. 1950'de İstanbul Vezneciler İlkokulu'nu, 1956'da Vefa Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap-Fars Filolojisi Bölümü'ne girdi. 1960 yılında mezun olduğu üniversiteden Arap Dili ve Edebiyat, Fars Dili ve Edebiyatı, Ortaçağ Tarihi ile Türk-İslâm Tarihi sertifikalarını aldı. Aynı yıl Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne Klasik-Dinî Türkçe Metinler Kürsüsü'ne asistan olarak girdi. Fakülte yayın komisyonunda iki yıl sekreterlik yaptı. 1965 yılında XV. Yüzyıl şâirlerinden olan "Hatiboğlu Muhamrned ve Eserleri" konusunda doktora tezi vererek "İlahiyat Doktoru" unvanını aldı. 1967-1968yıllan arasında Ankara Yüksek Mühendislik ve Mimarlık ÖzelYüksekokulu'nda "Türkçe ve Hümaniter Bilgiler" dersine girdi. "Hacı Bektaş-ı Veli, Makâlât" adlı doçentlik tezi ile 1973 yılında, doçentlik unvanını alarak Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk-İslâm Edebiyatı Kürsüsü'ne öğretim üyesi olarak tayin edildi. 1977-1980 yıllarında Sakarya Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi. 1982 yılında profesörlüğe yükseldi. 1987 yılında emekliliğini isteyerek üniversiteden ayrıldı. VAKİT 30.01.2005 VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ - .::2::. "İSLAM MUAZZAM BİR İNKILÂPTIR" Merhum Esad Coşan, yazdığı makale ve kitaplarla insanlığa bir ışık yolu gösterdi. Yaptığı tespitler ve getirdiği çözüm önerileri canlılığını koruyor. Makaleleri, onun fazilet ve feraset sahibi bir ilim adamı olduğunu gösteren en önemli deliller olarak kaşımızda duruyor. İSLÂM DIŞI HER ŞEYİ REDDETTİ... İslâm'a uygun olmayan ve Hz. Muhammed (sav)'in getirdiği dine muhalif her türlü düşünce ve felsefi akıma karşı mücadele veren Coşan Hocaefendi, küfür ve şirke karşı net bir duruş gösterdi. Bir makalesinde; "Bizler Elhamdülillah Müslümanız. Âlemlerin Rabbi Allahu Teâlâ'nın varlığı ve birliğine bütün kalbimizle, derinden ve çok kesin inanmışız. Küfrü, şirki, ateizmi, İslâm'dan gayri tüm bâtıl, boş, saçma, sapık, akıl ve ilme zıt, insanların dünya ve ahiretlerine çok zararlı, çağdışı inançları reddediyor; herkesi aklıselime, ilme, mantığa, insafa, körü körüne inanç ve inadı bırakmaya, hakkı ve doğruyu kabule davet ediyoruz. Davetimiz; Allah'ın emri, Allah Resûllerinin 'salevâtullâhi ve selâmuhû aleyhim ecmaîn' tebliğlerinin devamıdır. Biz Hazret-i Adem'in, Hazret-i İbrâhim'in, Hazret-i Mûsâ'nın, Hazret-i İsâ'nın, Hazret-i Muhammed-i Mustafâ (sav)'nın bozulmamış, tahrif edilmemiş aslî ve hakîkî yolunun yolcusuyuz. Eski ilâhî dinlerin ilk zamanki mahiyet ve hüviyetini değiştiren ve kendi peygamberlerinin rızası yolundan sapan ve ayrılanların, şaşıran ve sapıtanların doğru yola dönmesini, hakkı bulmasını, hidayete ermesini ve böylece de iki cihan saadetini elden kaçırmamalarını, hem dünyada hem de ahirette bahtiyar olmalarını sağlamaya çalışıyor, yani onların iyiliğini istiyoruz" ifadeleri, Merhum'un net duruşunu gösteriyor. İRŞAD VAZİFESİNİ HİÇ AKSATMADI İslâm'ın yüce hakikatlerini, vaaz ve makalelerinde Müslümanların kalplerine işlemeye çalıştı. Batıl inançlara karşı İslâm dininin pernsiplerini koyarak, ilmen ve aklen küfre savaş açtı. Kadın ve Aile dergisinde yazdığı bir makalede; "İslâm tam ve mükemmel, en faydalı ve en güzel nizam olduğundan, Müslümanların başka batıl din ve inançlara, yabancı örf ve âdetlere asla itibarı ve ihtiyacı yoktur; o, gayri kimseyi taklid etmez, başka hiçbir sisteme tabi olmaz, sadece Allah'ın nurlu yolunda yürür; Kur'an-ı Kerim'in, Sünnet-i Seniyye-i Nebeviyye'nin, Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyye'nin emir, yasak ve ölçülerine uyar; tüm hayatını, pak dininin, yüce imanının, asîl vicdanının, aklıseliminin, ilim ve irfanının gösterdiği yönde geçirir; ruhen rahat, kalben mutmain, bedenen sağlıklı, ailece mutlu, toplumca muhabbetli ve kuvvetli olur; izzetli, onurlu, şerefli, sevaplı yaşar. İslâm muazzam bir inkılâptır; yeryüzünde küfrün, şirkin, şeytana, puta, nefse, maddeye, menfaate, zevke masivaya tapmanın belini kırmış, batılın ve tağûtların köklerini koparmış atmıştır" diyordu. BAŞYAZILARINDA TEVHİDİ İŞLEDİ İlim ve Sanat dergisinin Ocak 1998'deki başmakalesinde de; insanları, her şeyin tek yaratıcısı olan Allah'a iman etmeye davet etti. "Güç ve Kuvvetimizin Asıl Kaynağı" başlıklı makalesinde şu uyarıları yaptı: "En büyük, en hakîm, en alîm, en azîz, en kavî, en metîn Allahu Teâlâ Hazretleridir, celle celâluhû ve amme nevâluhû ve lâ ilâhe ğayruhû. Onun için, Allah'a bağlanan, Allah'ı seven, Allah'a itaat eden, Allah'a tevekkül eyleyen kazanır; kimse onun sırtını yere getiremez, onu yenemez, ona galip gelemez. Tarih boyunca, nice zayıf, nahîf, fakir, yoksul, mahrumiyetli, araçsız gereçsiz, sayıca az, ama iman yönünden son derece sağlam ve güçlü topluluklar, kendilerinden maddî imkânlar, sayı ve mikdar bakımından kat kat üstün ve ileri düşmanları yenmiş, mahv u perişan eylemişlerdir. Lâ havle velâ kuvvete illâ billahi'l aliyyi'l azîm. Güç ve kuvvet ancak ve sadece azîz ve celîl olan Allah'ındır, dilediğine verir, destekler, galip ve muzaffer eyler..." İnsanların bütün gücüyle İslâm'ın güçlenmesi için çaba harcaması gerektiğine özellikle vurgu yapan Coşan Hocaefendi, "O halde vargücümüzle İslâm'ı yaymaya, Müslümanları korumaya, imanı kuvvetlendirmeye gayret etmeliyiz; bunun için maddî, manevî her türlü tedbiri almalı, her çeşit teşkilâtı kurmalı, her seviyede, her çeşit çalışmayı dikkatle yapmalı, her çeşit fedakârlıkta bulunmalı, her çeşit mahrumiyete katlanmalı, her çeşit imkân ve muktesebatımızı ortaya koymalı, malları ve canları fedâ etmeliyiz" diyerek, Müslümanları hareke -Batı'nın hedefi İslâm- Özellikle Müslümanların karşı karşıya kaldığı tehlikelere dikkat çeken Merhum Esad Coşan Hocaefendi'nin en belirgin yönlerinden birisi de, makalelerinde göze çarpan, doğru ve isabetli tespitleridir. Batının İslâm âlemine bakışını "Batının hedefi Mekke'dir" ifadeleriyle dile getiren Merhum Coşan'ın şu tespitleri oldukça dikkat çekici: "Batı medeniyetinin en büyük hasmı şimdi, Komünist Blok değil İslâm'dır; hedef artık Moskova değil Mekke'dir. ?En başta gelen düşmanlarımız Müslümanlardır' diye düşünen, bunları en yüksek mevkilerden pervasızca ve utanmadan yazıp söyleyen, Bosna'daki katliâmı plânlayan ve destekleyen, bizim haklı Çelik Harekâtımız üzerine hop oturup hop kalkıp, bas bas bağırarak anarşist ve teröristleri koruyan, onlara silah ve siyâsî destek sağlayan, ülkelerinde başörtülerini Müslüman öğrencilere yasaklayan, Türk işyerlerinin tahribine göz yuman, fırsat bulunca elçiliklerimizi bastıran, elçilik personellerimizi öldürten Batılılarla mı Gümrük Birliği'ne giriyoruz, Avrupa Birliği'ne katılacağız, onların hükmü altına gireceğiz, kanunlarına tâbî olacağız, huzur ve emniyet içinde birlikte yaşayacağız?.." MÜESSESELEŞMEYE ÖNEM VERDİ Müslümanların vakıf, dernek ve diğer müesseselerini kurması gerektiğini yazılarında belirten Prof. Dr. Esad Coşan, bu gibi çalışmaların zaruriyetine inandı. "Aziz milletimizin kurduğu İslâmî müesseseler çok zaruri, çok faydalı, çok önemli ve çok değerlidir; istikbal ve istiklâlimizin emniyet ve teminatıdır" ifadeleriyle, müesseseleşmenin önemine dikkat çekti. Anadolu insanının bu konudaki çalışmalarını överek teşvik etti. "Milletimiz, ârif olduğu için, imanının gereğini yapıyor, bu uğurda halisâne çalışıyor. Birçok vakıf, dernek, Kur'an kursu, şirket, teşkilât, müessese kurmuş, elinden geldiğince hayrat u hasenat yapmaya, faydalı olmaya cehd eyliyor; çünkü ehl-i küfrün hırsını, hıncını, hile ve desisesini, aldatma ve göz boyamasını, şeytanlık ve düşmanlığını basiretiyle görüyor, ferasetiyle fehm ü fark eyliyor; uzun vâdede malına, canına, vatanına, îmanına göz diktiğini, istikbalini karartmaya kasdettiğini iyi anlıyor" diyen Coşan Hocaefendi, makalesini şöyle sürdürüyor: "Kurtuluş Savaşımızı îman gücüyle kazandığımız gibi, azılı ve ezelî düşmanlarımızın yeni yeni saldırı, teâdî ve tecavüzlerini de yine manevi kuvvetlerimizle savuşturabileceğiz. Varlığımız, birliğimiz, dirliğimiz, hürlüğümüz, felâhımız, salâhımız, refahımız, huzûrumuz, zuhûrumuz, hayatımız, devamımız, bekâmız, sefamız, mutluluğumuz, kutluluğumuz, ailelerimiz, çocuklarımız, nesillerimiz, ırzımız, namusumuz, şerefimiz, haysiyetimiz, onurumuz, gururumuz, sevincimiz, övüncümüz İslâm'ladır, İslâm'dandır, İslâm'dadır." te geçiriyordu. VAKİT 31.01.2005 VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ - .::3::. İslâm âlemi, tıp ilmine önderlik ve rehberlik etti Prof. Dr. Esad Coşan Hocaefendi, çeşitli dergilerde makaleleriyle İslâm âeminin sorunlarını dile getirerek, çözüm önerileri de sundu. Sadece eksiklikleri yazarak değil, bu eksikliklerin giderilmesi noktasında yapılması gerekenleri pratiğiyle gösterdi. POZİTİF İLİMLERİN ZARURİYETİNİ DİLE GETİRDİ Konulara ilim adamı hassasiyetiyle yaklaşan Esad Coşan, Müslümanların pozitif bilimlerle uğraşması gerektiğini belirtti. Temmuz 1991 tarihli Panzehir dergisinde "İslâm'da Tıbbın Önemi" başlıklı yazısında, İslâm Dini'nin tıp ve diğer pozitif bilimlere yaklaşımını şu ifadelerle anlattı: "İslâmî literatürde ilimler ikiye ayrılıyor: İlm-ül-ebdân ve ilm-ül-edyân; yani vücut ve bedenle ilgili ilimler, din ve imanla ilgili ilimler. Bu temel görüş dolayısıyla tıp ilmi, İslâm tarihinin ilk dönemlerinden îtibaren büyük ilgi ve saygı görmüştür. Peygamberimiz'in tıp ve tedavî ile ilgili pek çok emri ve tavsiyesi vârid olmuştur ki bunlar 'tıbb-ı nebevî' kitaplarında toplanmış bulunuyor. Peygamber Efendimiz'in zekî ve âlim zevcesi Hz. Aişe annemiz (r.anha) da, şaşılacak derecede tıp bilgisine sahip idiler; çağdaşları kendisine hayret eder ve hayranlık duyarlardı. İslâm âlemi, asırlar boyu tıp ilmine önderlik ve rehberlik etmiş, son derece şanlı tabibler, hekimler, âlimler, cerrahlar yetiştirmiş, ciddî araştırmalar yapmış, derin eserler yazmış, büyük hastaneler, bîmarhaneler, şifâhaneler kurmuştur. Avrupa, Ortaçağ boyu İslâm tabiblerinin eserlerinden istifade etmiş, uyanmış, aydınlanmış ve gelişmiştir; organları, fonksiyonları, kan dolaşımını, aşıyı, tedaviyi, ilaçları Müslümanlardan öğrenmiş ve almıştır." SÖYLEDİKLERİNİN ARKASINDA DURDU Yaptığı hizmetleri, sohbetleri ve hayat tarzıyla örnek bir âlim olan Prof. Dr. Esad Coşan'ın en önemli özelliklerinden biri de ortaya attığı çözüm önerilerini uygulayarak ispatlamasıdır. 1991'de Müslümanlara tıp biliminin önemini anlatırken, aradan bir yıl geçtikten sonra Müslüman kadınlarının tedavi olabileceği bir sağlık merkezini açmanın heyecanını yaşadı. Panzehir dergisinin Kasım 1992 tarihli sayısında Müslüman kadınların inançlarını çerçevesinde tedavi olabilecekleri tıp merkezinin açıldığı müjdesini verdi. "Müslüman Kadınlara Tıbbi Hizmetler" başlıklı yazısında "Ülkemizde, dininin ve imanının gereğini hakkıyla yaparak, haramlara ve günahlara düşmeden, iffet ve namusuna gölge düşürmeden yaşamak isteyen milyonlarca Müslüman var; kahir bir ekseriyete sahipler; fakat birçok konuda bu zihniyetinden dolayı sıkıntıda; inancına uygun davranamıyor, arzularına olumlu anlayış göremiyor, layık olduğu izzet, hürmet ve hizmeti göremiyorlar. Uzun yıllardan beri bu durumu müşahede ediyor, onların inançlarına saygı gösterilmesi gerektiğini savunuyor, bu yolda mücadele veriyoruz. Ama sadece söz, teori, temenni, savunma, protesto, dilek değil; müsbet birtakım faaliyet ve icraata da teşebbüs etmek, istediğimiz tür müesseseleri bizzat kurmaya girişmek de şart! Mesela kadınların muayene ve tedavisi, özellikle doğum olayları için İslâmî zihniyetle çalışan hanım kadrolara ve kadınlara hizmete yönelik sıhhi kuruluşlara büyük ihtiyaç duyuluyor" diyerek, teori ile pratiğini birleştirdi. Müslüman hanımlar için tıp merkezi "Sevinçli ve ümitliyiz; çünkü imanlı, aydın, zeki, şuurlu, yetenekli ve değerli tıp personelimiz ve doktorlarımız yetişiyor, kadrolaşıyor, bizim zihniyetimize uygun yeni ve modern tıp ve tedavi müesseseleri hızla çoğalıyor" ifadeleriyle, Müslümanların inançlarına uygun tıp merkezlerinin açılması gerektiğini söyleyen Esad Coşan, İstanbul Vatan Caddesi üzerinde açtığı tıp merkezinin heyecanını şöyle anlatıyor: "Biz bu konuda AKSA Kliniği'yle ilk hizmeti başlatmıştık; İstanbul Vatan Caddesi'nde Şadiye Hatun Teşhis Kliniği'ni de açtık. Yeni Bosna semtinde bir doğum hastanesi tesisine de süratle devam ediyoruz. Anadolu'nun diğer şehirlerinde de hazırlık ve teşebbüslerimiz var. Allah'a sonsuz hamd ü senalar olsun; nice nice hayrat ü hasenat tesis eylesin; ömürlerimizi İslâm'a ve Müslümanlara hüsn-i hizmet yolunda hayırlı ve verimli geçirmeyi, Rabbimiz bizlere nasip ve müyesser eylesin, Habib-i Edibi, Rehberimiz ve Önderimiz, Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa hürmetine! Şaheser bir mimari görünüm ve mükemmel bir dizayne sahip "Şadiye Hatun" (Allah ona rahmet eylesin, makamını cennet eylesin) Teşhis Kliniğimizin açılışı çok tatlı, izdihamlı, rağbetli ve görkemli oldu. Binanın eski perişan halini bilenler şaşırdılar; yeni çiçekli, yemyeşil çimenli, şırıl şırıl havuzlu, pırıl pırıl şık görünümüne hayran oldular. Temizlik, ferahlık, modernlik, ileri teknoloji ürünü yeni araç ve gereçler, çağdaş ve orijinal bölümler, "uyku laboratuvarı" gibi yeniliklerinin yanı sıra, tarihî ve mistik havasından, geniş avlu ve kenar bahçelerinden, girişteki mimari düzenlemeden, bir havuzdan diğerine şırıl şırıl akan sulardan, kubbeli geniş mescidden, kemerli sütunlu revaklardan, avlu ortasındaki ağaç, çiçek ve şadırvanlık ve yeşillikten fevkalade etkilendiler ve bazı misafirler; ?İnsan burada ilaç kullanmadan, tıbbî müdahale görmeden, sırf bu şahane dekor ve manzaradan dolayı bile şifa bulacak gibi görünüyor...' demekten kendilerini alamadılar." VAKİT 01.02.2005 VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ - .::4::. SON VAAZINDA AHİRETİ ANLATTI Prof. Esad Cosan Hocaefendi, AKRA FM'de yaptigi Cuma Sohbetleri ve Sali günkü Tefsir Sohbetleri'nin yanisira, Fatih Iskenderpasa Camii'nde, Pazar günleri, ikindi namazini müteakip gerçeklestirdigi Ramuz-el Ehadis sohbetleri ile halka hitap etti. Konusmalarinda faziletli bireylerin yetismesi için âyet, hadis ve sünnete genis yer verdi. 28 Temmuz 2000 tarihinde yaptigi konusmada Tevbekâr Genç ile Günahkâr bir yasliya dikkat çekerek Müslümanlarin dinlerinin gereklerini yerine getirmesini belirtti. Âyet ve hadise dayanarak Müslümanlari günahlardan kaçinmaya davet etti: "Gençler Cenâb-i Hakk'in yolunda yürümeye gayret etmeli! Hata etmisse bile, hemen tevbe edip Cenâb-i Hakk'in yoluna girmeli! Cenâb-i Hakk'in sevgisini kazanmak kolay degil. Allah indinde en sevgili insan olmak çok zor bir sey. Gençler kolayca o makami yaklayabiliyorlar." "ÖNEMLI OLAN AHIRET" DEDI Hocaefendi 2 Subat 2001 tarihinde yaptigi sohbette "önemli olan ahiret" diyerek sanki iki gün sonra Hakk'a yürüyecegini hissetti. Peygamber Efendimiz'in "(Allâhümme) Ey benim Allah'im! (Lâ hayra) Hiçbir hayir yok, (illâ hayrül-âhireh) ancak ahiretin hayri var" duasini hatirlatan Esad Hoca, "Evet dünyada da insan bazi hayirlara eriyor, nimetlere mazhar oluyor ama, dünya çok kisa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yaninda asirlar bile kisa kalir. Çok kisa küçük hayirciklar, az bir sey. Asil hayir ahiret hayri" diyerek ebedi hayati arzuladigini ifade ediyor. "Yâni dünyada insan bazi hayirlara erse de, ahirette hayra ermese, mahvoldu demektir. Asil önemli olan ahiretin hayri, ahiretin rahati, ahiretin saadeti" diyen Esad Hoca, sohbetini söyle sürdürüyor: "... Dünyadaki küçük menfaatler, faydalar, zevkler hiç mesabesindedir. Mü'min ona aldanmaz, takilmaz, kapilmaz, sasirmaz. Onlara kapilip da ahiretini mahvetmez, berbat eylemez. Ahiretini kazanmaya çalisir. Peygamber Efendimiz öyle söylüyor, öyle buyuruyor; dogrudur. Çünkü ömürler rüzgar gibi geçiveriyor, bir göz yumup açincaya kadar geçiveriyor. Evet 60 yil, 70 yil, 80 yil yasiyoruz. Bir kismi çocukluk, bir kismi ihtiyarlik, bir kismi gece uykusu, bir kismi da gündüz kosusturma, telas... O günlerin içinde de bir kismi sevinçli, bir kismi üzüntülü, heyecanli, dertli, gamli, kederli, aglamali, sizlamali... Ne olacak, kiymeti yok! Mühim olan ahireti kazanmak. Biz mü'miniz, biz Müslümaniz. (Vel-ba'sü ba'del-mevti hakkun, vel-cennetü hakkun, ven-nâru hakkun) Ahirette öldükten sonra dirilmek var, cennet var, cehennem var... Cenneti kazananlara, cennete girenlere ne mutlu! Onun için bunu hiç unutmayalim! Ahiretin hayrini kazanmak için ne yapmamiz gerekiyorsa, onlari yapalim." Kitaplariyla gönülleri ferahlatti 30'un üzerinde kitap yazan Esad Cosan Hocaefendinin eserlerinin ortak özelligi, insanliga Islâm'i teblig etmesi. Bilim dünyasina kaynak teskil eden önemli kitaplar yazdi. Kitaplari gönülleri ferahlatti. Cosan Hoca'nin baslica kitaplari sunlar; Matbaaci Ibrahîm-i Müteferrika ve Risâle-i Islâmiyye, Haci Bektâs-i Velî, Makâlât, Gayemiz, Islâm Çagrisi, Yeni Ufuklar, Çocuklarla Basbasa, Basarinin Prensipleri, Türk Dili ve Kültürü, Islâm'da Nefis Terbiyesi ve Tasavvufa Giris, Yeni Dönemde Yeni Görevler, Avustralya Sohbetleri 1, Avustralya Sohbetleri 2, Avustralya Sohbetleri 3, Avustralya Sohbetleri 4, Haccin Faziletleri ve Incelikleri, Zaferin Yolu ve Sartlari, Islâm, Sevgi ve Tasavvuf, Islâmî Hizmet ve Çalismalarda Metod, Sosyal Çalismalarda Organizasyon ve Basari, Yunus Emre ve Tasavvuf, Ailenin Ahlâk Kilavuzu, Hz. Ali Efendimiz'den Vecizeler, Haci Bektâs-i Velî, Sosyal Hizmetlerde Hanimlar, Güncel Meseleler 1, Güncel Meseleler 2, Ramazan ve Takva Egitimi, Teblig ve Irsad Çalismalari, Tasavvuf Ve Hayat, Haydi Hizmete, Islâm'da Egitimin Incelikleri, Basari Yolunda Sevginin Gücü. Âlime susmak yakışmaz' Merhum Esad Cosan Hocaefendi'nin gönüllerde taht kurmasina yol açan bir yönü de, hiç süphesiz hak ve dogru bildigi seyi korkmadan ve çekinmeden söylemesidir. 4 Subat 2000 tarihli Cuma Sohbeti'ndeki "(Lâ yenbagî lil-àlimi en yesküte alâ ilmihî) "Âlime bilgisine ragmen susmak gerekmez, yakismaz, uygun düsmez, caiz olmaz. Yâni biliyorsa susmasi dogru olmaz; konussun, bilgiyi ögretsin! Bilgiyi saklamasin, bildigi halde susmasin! Yanlisini gördügü halde kenarda durmasin! Yanlisini, hatasini o isleyen kimseye söylesin, ilmini ortaya koysun ve yanlislik düzelsin" sözleri, O'nun Hakk'a ve sünnete olan bagliligini gösteriyor. "Âlimler bildigini Allah için dosdogru söyleyecek. Egmeden, bükmeden, korkmadan, yilmadan.diyen Hocaefendi, cahil insanlarin da ögrenmekle sorumlu oldugunu belirtti. Peygamber Efendimiz'in hadisine dayanarak, "Cahil de susmayacak, soracak, arastiracak, ögrenmeye gayret edecek. Öyle bir kenarda durmayacak" diyerek herkesin hak yolda mücadele etmesi gerektigini ifade etti. VAKİT 02.02.2005 VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ - .::5::. "GÖNÜLLERDE YER ALDI" Hizmetlerini yakından tanıyan herkes, Prof. Dr. Esad Coşan'ın vefat haberiyle üzüntülerini ifade etti. Hocaefendi için Ahmed Şahin, "Yaptığı hizmetleriyle, verdiği geniş irşadıyla gönüllerde yerini aldı" derken, Avni Özgürel ise 28 Şubat sürecine yönelik eleştirilerine değinerek, "O'nu nur denizine emanet ederken, Allah'tan rahmet diliyorum" diye yazdı. 4 Şubat 2001 tarihin de saat "11.30'da Esad Coşan'ın vefat haberi geldiğinde bütün Müslümanları üzüntü duygusu kuşattı. İslâmi hizmetlerini yakından tanıyan herkes hakkında iyi şeyler yazdığı gibi, O'nun düşüncelerini paylaşmayan farklı düşüncelere sahip aydınlar da hakkında yazılar yazdı. Ekonomik lince tabi tutulan Akit gazetesi yazarı Mustafa İslamoğlu, Zaman gazetesinden Ahmet Şahin, Radikal gazetesi Yazarı Avni Özgürel, Yeni Şafak gazetesi Yazarı Ahmet Taşgetiren ve Milliyet gazetesi Yazarı Şahin Alpay başta olmak üzere birçok aydın ve düşünür, Esad Hoca'mn vefatını yazılarında isledi. ŞAHİN: GÖNÜLLERDE YER ALDI Ahmed Şahin, 05 Şubat 2001 tarihli Zaman gazetesindeki köşesinde düşüncelerini söyle anlatıyordu: "...Yaptığı hizmetleriyle, verdiği geniş irsadıyla gönüllerde yerini almış bir ilim insanı, irşad öncüsü. Böyle benzeri az görülen mürşidlerin ölümünü öteden beri büyük kayıp olarak ifade eden zatlar: Âlimin ölümü, âlemin ölümü diye tavsif etmişlerdir. Prof. Esad Coşan Hocaefendi'yi de böyle anlamak hiç mübalağa olmaz. Çünkü şimdiye kadar gösterdiği eşsiz gayretleriyle âleme hizmetler vermiş, imar ettiği gönüller, ondan aldığı feyiz ve kuvvetle toplumun hayırlı insanları haline gelmiş, bulundukları yerlerde iyilik ve hayrın öncüleri olarak görülmüşlerdir." ÖZGÜREL: 28 ŞUBATÇILARI ELEŞTİRDİ Radikal gazetesi yazan Avni Özgürel, 8 Şubat 2001 tarihli "Şeyhin Gurbette Ölümü" başlıklı yazısına, "Bir bitmeyecek şevk verirken beste; Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir" beyitiyle başlarken, "Onu nur denizine emanet ederken, kendisine ve emanetini taşıdığı yolun öncülerine Allah'tan rahmet diliyorum" ifadeleriyle noktaladı. 28 Şubat sürecine de değinen yazar, Coşan'ın hizmetlerini şöyle anlatıyordu; "...Esad Coşan, 28 Şubat süreciyle birlikte askerlere hâkim olan düşünceye yönelik eleştirilerini sıralamakla birlikte, Öfkenin hedefi yapılmak istenebileceği endişesiyle AK-TV gibi amatörlüğünden dolayı fazla fayda da getirmeyen yayınları durdurup, yurtdışı çalışmalarına ağırlık verdi. (...) Zahit Kotku'nun döneminde İskenderpaşa Camii çevresinde toplananların sayısı yüz bin dolayındaydı. Esat Coşan döneminde ise bağlıların bir milyonu aştığını söylemek mümkün." TAŞGETİREN: GÖNÜL İNSANLARINI SAVUNDULAR Yeni Şafak gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, 6 Şubat 0001 tarihli "Göçler" başlıklyazısında merhumun kendi ülkesinden ayrılmak zorunda kalmasına dikkat çekti. Taşgetiren yazısını şöyle sürdürüyor: "Rahmet-i Rahmân'a kavuşan Esad Coşan Hocaefendi; gurbetleri, sılaları, hicretleri, göçleri içiçe yaşayan bir gönül insanı... Onun da yüreğinde vuslat yolunda bir Mevlânâ cezbesi, bir şeb-i arûs hasreti yaşadığına kuşku yok.. Onun için gönül insanlarının üfûlu, feryad yerine hasret bırakır geride." ALPAY: TARİKATLARA YAPILAN BASKILARI ANLATTI Milliyet gazetesi yazan Şahin Alpay, 8 Şubat 2001 tarihinde Coşan Hoca'mn yurtdışına gitmek zorunda bırakılmasını eleştirdi. Dindar çevrelere yapılan baskıların yanlışlığına vurgu yapan Alpay, yazısında şunları söyledi: "Eğer Türkiye gerçek anlamda Laik bir ülke olsa, tam anlamıyla din özgürlüğü buluna, (tıpkı Komünist Çin'de olduğu gibi) devletçe tanınanlar dışında kalan dinsel inançlara 'irtica' olarak bakılmasaydı, bütün tarikatlar 'kötülük yuvaları' olarak gorülmeseydi Esad Coşan da ülkesinden uzakta yasamak (ve ölmek) zorunda kalmazdı. Coşan'ın vefatı bana Türkiye'nin antidemokratik, anlamsız, amaçlarının tersi sonuçlar doğuran yasakları yanısıra, Yüzüncüyıl Üniversitesi'nin değerli sosyoloğu Dr. Emin Yaşar Demirci'nin İskenderpaşa Cemaati üzerine, İngiltere'nin Manchester Üniversitesi'nde yaptığı son derece ilginç doktora tezini de anımsattı." KARTEL, BİLDİK TAVRINI TAKINDI Avustralya'da trafik kazasıyla hayatını kaybeden Coşan'ın naaşının nereye defnedileceği tartışılırken, kartel medyası da tetikçiliğe soyundu. Merhum Esad Coşan'ın vefatından sonra sevenleri ve talebeleri O'nu Süleymaniye Camii bahçesinde defnedilmesini istedi. Bülent Ecevit'in başında olduğu hükümet de bu yönde bir kararname çıkarmasına rağmen, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, medya ve bazı çevrelerin kışkırtmasıyla kararnameyi geri çevirdi. Coşan, Eyüp Mezarlığı'na defnedildi. Milliyet gazetesi, 9 Şubat 2001 tarihli nüshasında Sezer'in kararnameyi geri çevirmesini "İşte Atam Çankaya" manşetiyle duyurdu. Haberin devamında ise "İmzacı Bakanlara 'Tokat' Gibi Cevap" başlığı altında şu ilginç ifadeler yer aldı; "Cumhurbaşkanı Sezer'in vetosundan sonra kararnameye imza atan Bakanlar Kurulu üyeleri Sezer'in bu davranışı karşısında şaşkınlık yaşadı. Daha önce Yusuf Bozkurt Özal'ın mezarı için Cumhurbaşkanı'ndan onay alınmasını örnek gösteren hükümet üyeleri 'nasıl olsa bunu da imzalar' diye rahat davranıyordu. Ancak Sezer'in bu kez imzalamaması, bu konuda rahat davranan bakanlar arasında şaşkınlık yarattı" ' Hürriyet gazetesi de 8 Şubat 2001'de "Yolu Daha Önce Açtılar", 09 Şubat'ta ise "İmtiyaza Veto" başlığıyla Coşan'ın Süleymaniye Camii'nin bahçesine defnedilmesine karşı çıktı. İslâmoğlu: Medeniyet perspektifine sahipti Kapanmak zorunda bırakılan Akit gazetesi yazarı Mustafa İslamoğlu, 12 Şubat 2001 tarihli yazısına, "Yiğit Ölür Eseri Kalır" başlığı altında duygularını yazdı. İslamoğlu, "...Kimse kendisini kandırmasın. Günümüzde tasavvuf adı verilen oluşum, eskisinden çok farklıdır ve bence bu öyle hayıflanacak bir şey de değildir. İnsallah umurları hayra tebdil olunacaktır, istismarcılar ve beşik şeyhleri müstesna, günümüzde tasavvuf artık bir halk eğitim müessesesidir ve müntesiplerine seyru sülûk yerine Kur'an okumayı, namaz kılmayı, İslâm ahlâk ve faziletini, siyasi şuuru, medeniyet şuurunu, iktisat şuurunu öğretmekte, birer NGO işlevi görmektedir. İste Prof. Dr. Esad Coşan da bunlardan biriydi ve belki de bu anlamda en göz dolduranıydı. O, adam doğuran adamdı ve bir medeniyet perspektifine sahipti. Çoğu şeyhin adını telâffuz etmekte, haritadan yerini göstermekte zorlanacağı Avustralya'ya, 28 Şubat'ın topyekün savaş ortamında gönüllü sürgün olarak gitmeyi göze alabilmesi, iste bundandır" dedi. VAKİT 03.02.2005 - VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ .::6::. BEYİNLERİ VE GÖNÜLLERİ AYDINLATTI' Merhum Esad Coşan'ı yakından tanıyan dostları, öğrencileri ve arkadaşları, O'nun bu dünyadan ayrılmasıyla büyük bir boşluğun yaşandığını belirtti. Cevat Ayhan, İstanbul eski Milletvekili İlhan Kesici, Prof. Dr. Salih Tuğ, Esad Hoca'nın asistanlığını yapan ve şimdi öğretim üyesi olarak çalışan Prof. Dr. Mehmet Akkuş, Korkut Özal ve Prof. Dr. Ali Yılmaz, merhumu Vakit'e anlattı. AKKUŞ: TOPLUMUN HER KESİMİNE HİTAP ETTİ... Esad Hoca'nın asistanlarından Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Akkuş, hocasını şöyle anlattı; "Merhum hocamız Prof. Dr. Esad Coşan ile 1973-1974 öğretim yılında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ikinci sınıfında iken tanıştım. O yıllarda iki yıl Türk-İslâm Edebiyatı derslerimize giriyordu. Kendisinden Fakülte mezuniyet tezini almıştım. Fakülteyi bitirdikten sonra 1978 Eylül'ünden itibaren aynı kürsüde asistanı olarak devam ettim. 1979-1985 yılları arasında doktora çalışmasını da kendi mahiyetinde tamamladım. Çeşitli üniversitelerdeki bu dersleri yanında, hocamızın bir de tasavvufi sohbetleri olurdu. Rahmetullahi aleyh Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi'den almış olduğu manevi miras dolayısıyla, bu sahada yoğun faaliyetleri oldu. Böylece Esad Coşan Hocamız; hem üniversite kürsüsünü, hem de camii kürsülerini hakkıyla doldurmuştur. Üniversitedeki derslerle bilim dünyasına, üniversite öğrencilerine; camii vaazları ve sohbetleriyle de halka ve cemaata hitap ederdi. Hitabeti çok sade ve yumuşaktı. Gönülleri etkilerdi. Edip idi. Nezaketli ve vakurdu. (...) Merhum Esad Coşan Hocamız, sadece üniversite ve camii cemaatine hitap etmekle yetinmemiş; çocuklara, hamınlara, kısaca ailenin tüm fertlerine, toplumun tüm katmanlarındaki insanlara mesajını bitip tükenmek bilmeyen azmi ile hizmete devam etmiştir. Bunun için İslâm dergisiyle geniş halk kesimlerine Kadın ve Aile dergisiyle bütün hanımlara, Gül Çocuk dergisiyle yarınların nesillerine ve 'İlim ve Sanat' mecmuasıyla bilim ve sanat erbabına ulaşmıştır. Hocamız sadece hitap etmek ve yazmakla yetinmemiş, Hak-Yol Vakfı başta olmak üzere birçok vakıf ve derneklerle Anadolumuzun muhtelif yerlerinde ve yurtdışında değişik ülkelerde ilim, kültür, irşad, hayır ve tebliğ faaliyetlerine devam etmiş, ömrünü Kur'an ve Sünnet yolunda geçirmiş, Rahmeti Rahman'a ermiştir." AYHAN: GENÇ BEYİNLERİ AYDINLATTI M. Es'ad Coşan'ın yakın arkadaşlarından Cevat Ayhan: "Kadın ve Aile ve İslâm gibi dergilerin neşri sırasında yayın danışma kurulundaydım. Her hafta görüşürdük. Es'ad Coşan aynı zamanda Zahit Kotku Hoca'nın da damadıdır. İlim ve irfan noktasında çok büyük bir birikime sahibti. Hem üniversite, hem de gönül hocası olmakla birlikte, Türk edebiyatı ve sanatı ile ilgili ihtisas sahasının olması, etrafında güzide gençliğin toplanmasına vesile oldu. Genç beyinleri aydınlattı. Çok önemli hizmetler yaptı. Her bakımdan büyük bir hizmet insanıydı. Kitapları, makaleleri, kurdurduğu dernek ve vakıflar ile önemli hizmetler yaptı." KESİCİ: BÜYÜK BİR DİN ALİMİYDİ Esad Hoca'nın toplumun her kesimi üzerinde etkisi büyüktü. Siyasi parti mensupları, akademisyenler ve sanat çevresinden birçok insan ondan feyiz aldı. Merhumdan feyiz alan siyasetçilerden biri de İlhan Kesici. Kesici, "Büyük bir din âlimi idi. Türkiye'den Avurstralya'ya gitmesi bizi yaraladı. Orda vefat etmesi ayrıca bizi üzen bir konu. İnsana azap veriyor. Kendisini birçok defa ziyaret ettim. Dini konularda bir sıkıntımız olduğu zaman bu insanlara başvurur, hayır dualarını alırız. Birçok siyasetçi kendilerinden feyiz aldı. Merhum Turgut Özal ile Korkut Özal Bey, Mehmet Zahit Kotku ve Esad Coşan'dan feyiz aldı. Tasavvuf halkasının temsilcisi olan Esad Coşan'dan birçok kimse istifade etti." dedi. TUĞ: ARAŞTIRMACI BİR İNSANDI Merhumun öğrencilik yıllarını yakından bilen Prof. Dr. Salih Tuğ, Prof. Coşan için şunları söyledi: "Hacı Bektaşı Veli'nin hayatını inceledi. Merhumun kitabıyla Hacı Bektaşi Veli'nin gerçek kimliğini öğrendik. Onun namaz kılan ve Sünni itikat ölçüleri içerisinde düşünen bir veli olduğunu ortaya çıkardı. Akademik hayatını Ankara'da sürdürdü. Akademik anlamda çok fazla temasımız olmadı. Ama İstanbul'a geldiğinde görüşüyorduk. Talebelik yıllarında ben asistandım. O, sadece sınıfını geçmek için dersle alakalı olmuyordu. Araştıran, öğrenmek isteyen, bilgi peşinde koşuyordu. Gerçeği öğrenmek için çaba harcıyordu. Hamidullah Hoca'nın derslerinde tartışmalara katılırdı. Camii vaazleriyle halka hitap etti. İkna kabiliyeti güçlü bir âlimdi. Çok candan, ihlaslı ve yorulmak bilmeyen bir enerjisi vardı. İslâma hizmet etmek için çaba gösterdi." İlimde taassup, saptırma ve yalan Üniversitedeki ilmî çalışmalarımda, yurtiçi ve yurtdışı gezi ve incelemelerimde gördüğüm çok önemli bir nokta var; buna dikkat çekmek ve halkımızı uyarmak istiyorum: "İlim namına size sunulan her bilgi doğru değil; karşınızda konuşan her ilim adamı gerçeği söylemiyor." Görülüyor ki ülkemizde halkın büyük çoğunluğu ve maalesef aydınların geniş bir kesimi bu bakımdan çok saftır; okullarda öğretilen, kitaplarda her yazılan, gazetelerde her çıkan, unvanlı ilim adamlarınca her söylenen sözün doğru olduğunu sanıyor, hemen inanıveriyor; işin aslını, doğruluğunu araştırmaya, tahkîke lüzum duymuyor; zihnini, mantığını kullanıp tenkid ve kritik etmiyor; aksi, karşı ve alternatif bilgi ve fikirleri de dinlemeye yanaşmıyor, muhalefete tahammül ve tolerans göstermiyor, kendi kafasına yerleşmiş fikir ve kanaatinde inat ve taassuba düşüyor. Böylece şahsî ve millî kültürümüzde birçok gerçek dışı bilgi, yalan yanlış görüş ve bilimsel hurafe yerleşip, birikmiş oluyor. Bu sebepten problemlerimizi çözmemiz, ilerlememiz, gelişmemiz, yükselmemiz ve yeni buluşlar yapmamız engelleniyor, zorlaşıyor. Müsbet ilimler ve teknik bilgiler hariç pek çok ilim dalında ve özellikle sosyal ilimlerde Türklerle ilgili konularda maalesef bir yığın yanılma, yanlışlık, yalan dolan, gerçekleri saptırma veya saklama, uydurma ve yakıştırma, iftira ve tezvir vardır. Özellikle Hıristiyan Batılılar, ilmi çok istismar ediyor, dînî ve millî taassuplarına alet ve vasıta olarak kullanıyorlar. Rakîp ve hasım gördüğü din ve kültürleri yıpratmak, karalamak, ezmek; düşman olduğu devletleri çökertmek için birçok sahtekârlıklar yapıyorlar. Emperyalist emellerini tahakkuk ettirmek, hükümranlık ve sömürülerini sürdürmek maksadıyla, para vererek, sipariş ederek birçok kasıtlı yayın yapıyorlar; bozuk veya yalan bilgi ve fikirler üretiyorlar. Üniversiteler, kolejler kurarak, misyonerlik yaparak, bunları halkların ve özellikle yeni nesillerin kafalarına ve gönüllerine sokmağa çalışıyorlar. Hedef aldıkları milletlerin içine ajanlar sokuyor, gazete ve köşe yazarlarını satın alıyor, devlet adamlarına rüşvet veriyor, efkâr-ı umûmiyeyi şartlandırmak için sinsi politikalar güdüyorlar. Yazılar yalan, rakamlar yalan, anketler yalan, sinsi, usturuplu, bilimsel ambalajlı yalan... Kitapların, makalelerin elenip bunlardan ayıklanması, bazı konuların da mutlaka yeniden yazılması lâzım. Yalan va yanlışla, tahrifat ve tezvirat ile, bu bozuk kafalı ve kara kalplilerle ciddî mücadele etmek, halkı uyandırmak gerekli. Elbette ilim namına oynanan oyunları gören, sahtekârlıkları sezen, hakkı seven, dikkatli, ciddî, imanlı, namuslu, dürüst ve değerli ilim adamları da var. Bunların da kendi aralarında iyi organize olması, birbirlerini tanıması ve birbirleriyle kuvvetli işbirliği yapması çok elzem. Bu bir vatan ve vicdan borcudur; ilim ve hakîkat sevgisi gereğidir. Çünkü karşı taraf çok zengin, çok kuvvetli ve dış kuvvetlerce çok iyi teşkilatlanmış. Üstelik bu yalan va yanlışlıklar despotluk devrinde resmî ideoloji haline sokulmuş, ders kitaplarına girmiş, âdetâ devlet tarafından korumaya alınmış. Onun için hem dışarıdakilerle, hem de içeridekilerle uğraşmak gerekiyor. (İlim ve Sanat, Ağustos 1995) Damadı da ilim erbabıydı Avustralya'daki kazada kayınpederi Esad Coşan'la birlikte vefat eden damadı ve kader arkadaşı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel, Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi idi. 1952 yılında Ankara'da doğdu. 1974'te İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Fakültesi'nden (Gümüşsuyu) mezun oldu. 1977'de Sakarya Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi'nde uzman olarak göreve başladı. 1979'da İTÜ Makina Fakültesi, Enerji Dalı'nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1980/81 yılları arasında, Cidde-King Abdulaziz Üniversitesi'nde, Güneş Enerjisi ve Isı Borusu ile ilgili bir araştırmada araştırma asistanı olarak çalıştı. 1984'te, İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü'nden doktor unvanını aldı. Daha sonra İTÜ Sakarya Mühendislik Fakültesi'nde bölüm başkanlığı görevinde bulundu. 1985'te Gazi Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi'ne Yardımcı Doçent olarak atandı. TÜBİTAK Mühendislik Araştırma Grubu desteğinde bir projenin yürütücülüğünü yaptı. (MAG-687). TÜBİTAK NATO bursu ile 3 ay kadar Rensselear Holytechnic'te (Troy, N.Y.) "Şok Tüpleri ve Sıkıştırılabilir Akış" konusunda misafir araştırmacı olarak çalıştı. Ayrıca DPT-Üniversite Araştırma Fonu destekli "Güneş Enerjili Biogaz Üreteci" konusunda proje yürütücülüğü yaptı. Gazi Üniversitesi'nde 1989'da doçent, 1994'te profesör oldu. Aynı fakültede bölüm başkan yardımcılığı (2 yıl), fakülte yönetim kurulu üyeliği (6 yıl), dekan yardımcılığı (3 yıl), anabilim dalı başkanlığı (6 yıl) ve üniversite senato üyeliği (3 yıl) görevlerinde bulundu. VAKİT 04.02.2005 VEFATININ 4. YILINDA PROF. ESAD COŞAN EFENDİ ..::7::.. YOL GÖSTERİCİYDİ Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan'ı yakından tanıyan ve birlikte çalışma imkânı bulan Recai Kutan, Korkut Özal ve Prof. Dr. Ali Yılmaz, Hocaefendi'nin vefatının Türk ve İslâm âlemi için büyük kayıp olduğunu söylediler. KUTAN: BÜYÜK BİR ÂLİM VE DAVA ADAMIYDI "Hayatını Türkiye'de ve bütün İslâm âleminde, iyinin, güzelin, doğrunun ve Hakk'ın hâkimiyeti için vakfetmiş büyük âlim, fazıl ve gönül adamı idi" diyen Recai Kutan, şunları söyledi: "Merhuma Allah rahmet etsin, kabrini cennet bahçelerinden biri eylesin. Esat Coşan Hocımızı ehli hal Necati Coşan büyüğümüzün değerli evladı olarak talebelik döneminden itibaren tanımak bahtiyarlığına nail oldum. İlahiyat Fakültesi'ni bitirip, orada asistan olduğunda, geceli gündüzlü ilmi çalışmalarını gördüğümüzde, geleceğin büyük bir din âliminin, büyük bir dava adamının yetişmekte olduğuna inanmıştık. Bir yandan Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde çalışırken, diğer bir gönül üniversitesi İstanbul'da İskenderpaşa Camii'nde, sonradan damadı olduğu Muhammed Zahit Kotku Hazretleri'nin rahle-i tedrisinde idi. Çok kısa zamanda doçent ve profesör oldu. Bir yandan üniversitede, diğer yandan camilerde ve salonlarda irşat çalışmalarına başladı. Muhterem Muhammet Zahid Hazretleri'nin isteği üzerine, kuruluşunu bizzat üstlendiği Hakyol Vakfı'nda uzun yıllar birlikte çalışma mutluluğuna eriştim. Bu vakıf çalışmaları sırasında, Ankara'da mütevazi bir apartman dairesinde Esat Bey Hocamızın başkanlığında genç kardeşlerimizle birlikte 4 değerli dergi çıkarmaya başladık. İslam, Kadın Aile, Gül Çocuk ve İlim ve Sanat, İslam dergisi o kadar büyük ilgi gördü ve etkili oldu ki tirajı 100 binin üzerine çıktı. Türkiye şartlarında bir derginin 100 bin tirajı aşabilmesi, takdir edersiniz ki çok büyük bir olaydır. Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu'nda da müşterek mesaimiz oldu. Muhterem Muhammet Zahid Kotku'nun ahirete intikalinin ardından, Esat Bey Hocamız, hocasının irşat görevini yüklendi ve on binlerce gencin aydınlanmasına vesile oldu. Onun böylesine elim bir kazada vefat etmiş olması kadar, onun uzun yıllar diyarı gurbette yaşamaya mebur edilmesi ve orada ahirete intikal etmesi, bütün sevenlerinin yüreğini dağlamıştır. Onun vefatı Türkiye için de, bütün İslam âlemi için de büyük bir kayıptır." ÖZAL: VEFATI BÜYÜK BOŞLUK Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal, Coşan'ı anlatırken, İslâm dininin dayandığı ilkelere değindi. Merhumla uzun bir süreyi kapsayan dostluğu olan Özal, düşüncelerini şöyle anlattı; Merhum Prof. Dr. Mahmut Esad Coşan Hocaefendi'nin vefatının 4'üncü sene-i devriyesinde daha iyi tanınması ve anlaşılabilmesi için, toplumda genel olarak farklı anlaşılan bazı kavram ve değerlerin anlamlarının genel bir perspektifte verilmesi yararlı olacaktır. Merhum Mahmud Es'ad Coşan Hocaefendi; Peygamber Efendimiz'in tanımladığı, Hakk'ı tutan ve Hakk'tan yana olan çok değerli ve eşi az bulunur yol göstericilerden biri idi. Tasavvuf hayatına, şeyhi ve kayınpederi olan Merhum Mehmet Zahid Kotku Hazretleri'nin yönlendirmesi ile 1977 yılından itibaren İskender Paşa Camii'nde 'Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi' Hazretleri'nin tasnifatı olan 'Ramuz el Ehadis' hadis külliyatından hadis dersleri vermeye başlayarak adım attı. Şeyhinin 13 Kasım 1980 günü vefatından sonra cemaatin eğitimi, diğer meseleleri yan?nda, tebliğ ve irşad hizmeti de dahil olmak üzere, onun bütün görevlerini yüklendi. Vefat tarihi olan 4 Şubat 2001 tarihine kadar 20 seneyi aşkın bir süre devam eden bu görevi sırasında başta Türkiye olmak üzere Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Amerika ve Avustralya'da yüz binlerle ifade edilen pek çok talebelerini irşad ederek yetiştirdi. Eğitim ve yardımlaşma faaliyetlerinin güçlenip etkinleşmesi için, çok sayıda eğitim ve yardımlaşma kuruluşu oluşturarak, faaliyetlerini yaygınlaştırdı. Çok sayıda dergi ve kitabı yayın hayatına getirerek, bilimsel yayın ve haberleşme alanına geniş katkılarda bulundu. Hayatının son 10 yılını geçirdiği Avustralya'da İslâm''n ve İslâmi yaşamın yaygınlaşması için pek çok kurumu ve faaliyeti hayata geçirdi. Bir üniversite hocası olarak haiz olduğu bilimsel yapısı yanında, şeyhi Merhum Mehmet Zahid Kotku Hazretleri'nden 20 seneyi aşkın bir süre aldığı feyz ve himmetlerle gerçek ve hayranlık verici bir kemale erişen Merhum Mahmud Es'ad Coşan Hoca Efendi, irşad ve tebliğ alanında inkılâp niteliğinde pek çok değişim ve gelişmeye de imza atmış bulunuyor. Merhumun en verimli ve olgun çağında ve hiç beklenmeyen bir trafik kazasında ani olarak vefat, yalnız Türkiye'de değil bütün İslâm âleminde, her zaman dile getirilen ani ve çok büyük bir boşluk bıraktı." Yılmaz: Herkesin derdiyle ilgilenirdi Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Yılmaz, Prof. Esad Coşan için şöyle konuştu: Merhum Esad Coşan Hocamızı 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi'ne öğrenci olarak girdikten sonra tanıdım. Hocamız bütün öğrenciler tarafından tanınır ve sevilirdi. Çünkü kendisi öğrencileri sever, onlarla ilgilenir, her konuda yardımcı olur, dertleri sıkıntıları varsa onları gidermek için gayret eder ve yol gösterirdi. Öğrencileri olarak bizler, bir konuda birine danışma ihtiyacı duyarsak kendisine gidip durumu anlatırdık. O da düşündüklerini ciddi ciddi anlatır ve tavsiyelerde bulunurdu. Karşısındakini sadece bir öğrenci olarak değil, kendisinin bir arkadaşıymış ve olgun bir insanmış gibi kabul eder, meseleyi enine boyuna onunla tartışırdı. Hatta maddî sıkıntı çeken öğrencilerin bu sıkıntılarını bile giderme yolları arardı. Bu özellikleriyle bütün öğrenciler tarafından çok sevilen bir hocamızdı. Ben fakülteden mezun olduktan sonra 1979 yılında kendisine asistan oldum. 1987 yılında emekli olana kadar kendileriyle beraber çalıştık. Doktora tez danışmanımdı. Ayrıca yine aynen öğrenciliğimizde olduğu gibi, tabii bu sefer daha yakından olmak üzere her şeyimizi kendisiyle paylaştığımız bir büyüğümüz idi. Her meselemizi kendisine danışır, görüşlerini alırdık; o da bize daima yol gösterir, her şeyin en iyisini yapmamız için tavsiyelerde bulunurdu. "İYİ BİR ARAŞTIRMACIYDI" Genel olarak halim selim ve mütevazı bir kişiliği vardı. Yanına gelen kim olursa, küçük büyük, yaşlı, genç, kadın erkek, makam sahibi veya sıradan bir insan olsun, kim olursa, herkesle rahatça konuşur, karşısındakini incitici hiçbir tavır göstermezdi. Fakültemizin müstahdemleri bile gelir, her türlü dertlerini ve sıkıntılarını kendisine anlatır ve yardım isterlerdi. Hatta bazen sırf sohbet etmek için bile yanına gelir, otururlardı. O da hiçbirine ayırım yapmadan onların dert ve sıkıntılarıyla ilgilenir ve yardımcı olmaya çalışırdı. Merhum Hocamız, aynı zamanda iyi bir araştırmacıydı. Türkçeyi iyi kullanırdı. Yazdıkları rahat anlaşılır konuşurken eğitimli veya eğitimi daha az herkesin rahat anlayabileceği bir konuşma tarzı vardı. Arapça, Farsça ve İngilizceyi de çok iyi bilirdi. En girift meseleleri bile kolayca çözer ve anlaşılır şekilde ortaya koyardı." VAKİT 05.02.2005 BİTTİ
AKRA