ABD'nin güdümündeki geçici hükümetin ülkeyi yönettiği 14 ayda, çoğunluğu Iraklılara ait olan 8.8 milyar dolar sırra kadem bastı. Saddam Hüseyin'i devirip, 30 Ocak'ta yapılan seçime kadar ülkeyi yöneten geçici hükümetin görev süresince ve sonrasında Irak'taki varlığını sürdüren ABD, büyük bölümü yerel halka ait milyarlarca doların yağmalanmasına göz yumdu. Petrol ihalelerinde yapılan yolsuzluklardan elde edilen kazanç ve Iraklı komutanlara kayda bile geçirilmeden dağıtılan 8.8 milyar dolar 14 ayd
GEORGE MONBIOT
Kariyerlerini Birleşmiş Milletler'e darbe vurmaya adayan Cumhuriyetçi Senatörler çok nadiren çekingenlikle suçlanırlar. Ancak, geçen perşembe günü tuhaf bir şekilde sessiz kaldılar. BM'nin, ABD'nin ulusal bağımsızlığının aleyhine çalışmalar yaptığına ilişkin komplo teorisinden emin bir kafa yapısı ve ruh haliyle, Genel Sekreter Kofi Annan 'ı görevinden edecek ve uluslararası organizasyonu mahvedecek saldırıyı düzenlemeye hazırlardı. ABD Merkez Bankası'nın eski başkanı Paul Volcker 'in hazırladığı raporun, BM'nin gıda karşılığı petrol programı kapsamında yapılan yolsuzluklar sayesinde Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin 'in petrolden edinilen kazancı elinde tutup yönetimini ayakta tutabildiğini kanıtlaması bekleniyordu. Ancak, Volcker, daha çarpıcı olan başka bir şeyi daha ortaya çıkardı. Rapor, Irak'ın dışarıdan edindiği mali kaynakların büyük bölümünü uygulanan ambargonun ihlal edilmesinden sağladığını ortaya koydu. Bu ihlaller Irak yönetiminin yasaya aykırı olarak Türkiye ve Ürdün'e petrol satmış olmasıydı. BM Güvenlik Konseyi üyeleri -tabii bunlara ABD de dahil- durumdan haberdardı. Ancak müdahale etmediler. ABD yasaları, Birleşmiş Milletler'in ambargolarını ihlal eden ülkelere yönelik destek programlarının ''ulusal çıkarlara aykırı olduğu takdirde'' durdurulmasını öngörüyor. Başka deyişle ABD yönetiminin Saddam Hüseyin rejimine 4.6 milyar dolarlık kazanç sağlayan bir kaçakçılık operasyonu hakkında bilgisi vardı ve sürdürülmesinin doğru olacağına karar verdi. Çünkü bunun, ABD'nin dostu Türkiye ve Ürdün'e yarar sağladığı için ulusal çıkarı dahilinde olduğunu düşündü. Başka deyişle Saddam Hüseyin'e kanunsuz yollardan giden fon, BM yetkilileri tarafından değil, ABD Senatosu tarafından onaylanmıştı.
Rüşvetle ihale garantisi
BM'nin denetimlerinin daha sıkı olması gerektiği doğru. Gıda karşılığı petrol programından elde edilen paranın büyük bölümü Saddam Hüseyin'in eline geçti. Bir BM yetkilisi, İngiliz bir diplomatın yardımıyla bir ihalenin Fransız petrol şirketi yerine İngiliz bir şirketle yapılmasını sağladı. En ciddi yolsuzluk da başka bir BM yetkilisi Benon Sevan 'ın Irak petrolünü yakın olduğu bir şirkete yönlendirip karşılığında 160 bin dolar almasıydı. BM Genel Sekreteri Annan, Sevan ve diğer yetkili aleyhinde soruşturma başlattı.
Ancak görünen o ki Saddam Hüseyin sonrasında, işgal güçleri yönetimindeki Irak'ta da işler pek kurallara uygun şekilde yürütülmedi. Volcker raporunu açıklamadan dört gün önce Irak'ın yeniden yapılandırılmasından sorumlu genel müfettiş, ülkedeki geçici koalisyon yönetimi hakkında bir rapor açıkladı Irak'ı 2003 Nisanı'yla 2004 Haziranı arasında yöneten geçici hükümet hakkında. Görevi, yönetimin harcadığı paranın doğru işlere kullanıldığını belirlemek, harcamaların hesabını çek etmekti. Ancak para iyiye kullanılmamıştı. 14 ay içinde 8.8 milyar dolar ortadan yok olmuştu. Bu Mobutu Sese Seko 'nun 32 yıl süreyle yağmaladığı Zaire'den çaldığı paradan çok daha yüksek bir miktar. Rapora göre otorite, yönetimdeki etkisizliği nedeniyle başarılı değildi. Yapılan başka araştırmalarda hatalı muhasebe kayıtları, yolsuzluk ve sahtekârlık yapıldığı da ortaya çıktı.
Geçen hafta Irak Yönetim Konseyi'nin danışmanlarından olan bir İngiliz, BBC'de yayımlanan ''File on Four'' programında, yönetimin petrol ihaleleri için 300 bin dolara yakın rüşvet istediğini açıkladı. ABD güçlerinin gasp ettiği, Iraklılara ait olan para yok oldu. 800 milyon dolar ABD'li komutanlara neredeyse sayılmadan, kaydı yapılmadan teslim edildi. Buna artı olarak Bağdat'tan yerel Kürt yönetimine, Erbil'e gönderilen 1.4 milyar dolara da gönderildiği günden beri rastlanmadı. Yönetim, ABD şirketlerine, rekabet ortamının gerektirdiği şartlar yerine getirilmeden verildi. Pentagon'daki denetçiler, bir ihalede petrol şirketi Halliburton'ın Irak'taki bir ortağının, ABD'ye ithal edilen 61 milyon dolarlık petrol için varil başına aşırı yüksek fiyat belirleyerek kazıkladığını ortaya çıkardılar. Başka şirketler yönetimden hiç yapmadıkları hizmetler için para aldılar. Tabii bu ve benzeri haberlere sansür konuldu. Genel müfettiş; ABD Ordusu'na, fazla fiyat isteyen şirketlere ödemeyi durdurmasını önerdiği zaman askeri yetkililer bu öneriyi dikkate almadı. Kimse cezalandırılmadı, yargılanmadı. ABD Adalet Bakanlığı, bu şirketleri mahkemeye vermek isteyenlere danışmanlık hizmeti vermeyi reddediyor.
Çalınan para Iraklılara ait
Bütün bu olup biteni daha da ciddi bir hale getiren, geçici yönetimin harcadığı, dağıttığı paranın yarısından fazlasının ABD yönetimine değil Irak halkına ait olması. Büyük bölümü işgal güçlerinin petrol satışından sağlandı. BM'nin petrol karşılığı gıda programının hileli olduğunu düşünüyorsanız Irak'taki geçici yönetimin petrol karşılığı yeniden yapılandırma programına bir göz atın. Bu yönetimin başta olduğu süre zarfında Irak'ta petrol borularından akan petrol ölçülmedi. Bu, ülkenin petrol zenginliğinin ne kadarının yok olduğunun belirlenmediği anlamına geliyor. Kaçırılan petrolün miktarı da bilinmiyor ya da satılan petrole hakça bir fiyat biçilip biçilmediği...
Geçici yönetim BM kararlarına aykırı davrandı. Yardım kuruluşlarının söylediği gibi yönetimin dağıttığı, Iraklılara ait olan para ve kaynaklar başından itibaren uluslararası kuruluşlar tarafından denetlenmeliydi. Ancak, 2004 yılının nisan ayına kadar -ki bu yönetimin son aylarına denk geliyor- denetçi atanmadı. Ancak her şeye rağmen Irak petrolünden elde edilen 500 milyon doların işgal güçlerinin askeri masraflarına katkı olarak dağıtıldığına dair yeterli derecede bilgi sızdı. Senatörlerin Irak'ta paranın doğru işlere harcanıp harcanmadığının peşine düşeceğini umuyorum. Ama hepsi hemfikir olmuşçasına sessiz kalmayı tercih edebilirler.
The Guardian, İngiltere, 8 Şubat 2005
Çeviri: CUMHURİYET 14 Şubat 2005