İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

ABD yeni düşman arıyor

ABD yeni düşman arıyor
Dünya
|

Soğuk Savaş döneminde 10 yıl boyunca Rusya ile ilgili stratejik raporlar hazırlayıp ABD Savunma Bakanlığı'na sunan, 11 Eylül 2001'den beri de Amerika'nın yeni haritasına ilişkin stratejiler belirlemekle görevli Pentagon'un Stratejisti Profesör Thomas P.M. Barnett, Amerika'nın Ortadoğu'yu bırakmayacağını ifade ediyor.

"Pentagon'un Yeni Haritası" isimli hacimli kitabıyla evangelist yönetime akıl veren Barnett, ABD'nın hızlı bir şekilde İran, Kuzey Kore ve Suriye gibi ülkelere sert müdahalede bulunması gerektiğini vurguluyor. Deniz Harp Okulu'nda kıdemli stratejik araştırmacı ve profesör olan Barnett, Ekim 2001'den Haziran 2003'e kadar Savumma Bakanlığı'nda "Güç Dönüşüm Birimi, Stratejik Gelecekler Asistanı" olarak görev yaptı. Barnett, 11 Eylül'den bu yana hem yüksek kademedeki hem de askeri zümreye brifingler veriyor. ABD'nin akıl hocalığı yapan Barnett, "Amerika'yı güvenli hale getirmenin en hızlı yolu İran, Kuzey Kore, Suriye gibi en tehlikeli ve bağlantısız devletlere karşı önceden sert bir şekilde müdahalede bulunmaktır, ya da temel olarak "sıradaki kim?" stratajisidir. Kuzey Kore'nin Kim Jong-İl'i devrildikten sonra en azından rejimin terörist gruplara ve El-Kaide'ye desteği sebebiyle İran bizim için listenin başında yer alacaktır. Amerika, Orta Asya'da ve İran Körfezi'nde savaşa hazırdır, çünkü; bu bölgeden akan enerji küresel bağlantının korunması bakımında önemlidir" diyor. "DÜNYANIN NE OLDUĞUNU GÖRMEYE BAŞLIYORUZ" 11 Eylül saldırılarının Pentagon'u kurtardığını ve Amerika'nın yeni stratejiler geliştirdiğini, 10 yıl süren soğuk savaştan sonra Amerika'nın kendi gücünü dünyaya dayatmak için yeni düşmanlar bulduğunu vurgulayan Pentagon'un stratejisti, şu ifadelere yer veriyor: "Amerikalılar, şimdiye kadar yaşadığımız 11 Eylül ve iki büyük savaş sonunda, ABD ölçüsünde başka bir büyük gücün olmadığını anlamış bulunuyorlar. Ayrıca dünyanın gerçekten ne olduğunu görmeye başlıyoruz. Küreselleşmenin işleyen merkezine kendilerini aktif bir şekilde entegre etmiş toplumlar ile küreselleşmeye entegre olmamış boşluğun tuzağına düşmüş olanlar, yani büyük oranda küresel ekonomiyle ve istikrarı tanımlamayan kurallar dizisiyle ilişkisiz olanlar." "Bu yüzyılda tehlikeyi tanımlayan şey bağlantısız olmaktır" diyen Pentagon Stratejisti Profesör Thomas P.M. Barnett, Amerika'nın bütün devletleri kapitalizme bağımlı hale getirmeye çalıştığı, karşı koyanlarla gerekirse savaşıp kan dökmeyi tercih ettiğine yer veriyor. TÜRKİYE ÇATIŞMA RİSKİ YÜKSEK BİR ÜLKE Kendisine; sık sık sorulan sorunun, 'Neden Türkiye, küreselleşmenin işleyen merkezi'i tanımınızda yer almıyor?' olduğunu kaydeden işgalci devletin Savunma Bakanlığı'nın stratejisti Barnett, Türkiye ile ilgili şu ifadelere yer veriyor: "Ben, Türkiye'yi küreselleşmenin entegre olmamış boşluğu tanımının ya da küresel ekonomiyle en az bağlantılı ve bu yüzden de kitlesel şiddet ve çatışma riskine en açık grubuna dahil ettim. Bunun üç sebebi var: İlki, tamamiyle coğrafidir. Türkiye, tam anlamıyla Avrupa, Ortadoğu ve Kafkaslar arasında bir köprüdür ve Soğuk Savaş'ın sona ermesinden beri, bahsettiğim son iki bölgede ortaya çıkan istikrarsızlıklardan çok zarar görmüştür. İkinci sebep, Türkiye'nin uzun bir süredir NATO askeri birliğinin bir parçası olmasına rağmen, AB üyesi olmamasıdır. Bu haksızlık mıdır? Bence öyle. Bu ayrımcılık Türkiye'nin benim sınır devleti olarak tarif ettiğim durumu yansıtmaktadır. Yani küreselleşmenin işleyen merkeziyle entegre olmamış boşluk arasındaki çizgi üzerinde yer alan bir ülkedir. Aslında Avrupa, Türkiye'yi boşluk içindeki güçlere karşı askeri bir kalkan olarak kullanmak istemekte ancak Türkiye'yi merkezin ekonomik güç paylaşımına tam üye olarak layık görmemektedir." "ORTA ASYA BAŞKALARINA BIRAKILAMAZ" Çöl Fırtınası Savaşı'nın Irak'ı özgürleştirme harekâtına olan ihtiyacı ortaya çıkaran bir galibiyet olduğunu iddia eden Thomas P.M. Barnett, öncelikli hedefin İran olduğunu şu cümlelerle ortaya koyuyor: "Amerika'nın güvenlik ihracı başarılı olduğu zaman entegrasyon, sadece çatışmalarla izole edilmiş ülke için değil aynı zamanda yatırım iklimi konusunda bahsedildiği ülkeler için de sağlanacaktır. Balkanlar 10 yıl öncesi ile karşılaştırıldığında tamamıyla farklı bir konumda. Tabii bu dönüşüm sürecinde Amerika'nın müdahalesi çok önemli rol oynamıştır. Orta Asya bir 10 yıl sonra şimdikinden çok farklı olacaktır. Çünkü, Amerika oradaki üsleri vasıtasıyla istikrarın garantisi olmaktadır. Bizim güvenlik ihracımız olmasa bu bölge Rusya, Çin, Hindistan, İran ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin büyük oyunlarının oynandığı bir alandan başka bir şey olmayacaktır. Yukarıda bahsi geçen ülkelerin hiçbirinin bölgesel güvenliği artıracak maddi güçleri yoktur. Onların en iyi beklentileri bölgenin bölünmesidir. Eğer Amerika yıllarca savaş ve izolasyondan başka bir şey görmemiş Irak'ta başarılı bir güvenlik ve bağ oluşturabilirse, İran Körfezi ilerideki yıllarda bugünün İran Körfezi'nden çok farklı olacaktır." Asla Ortadoğu'yu bırakmayacağız' "Ortadoğu, merkeze katılana kadar biz asla Ortadoğu'yu bırakmayacağız" diyen Barnett, "Boşluğu küçültmek sadece para ile olacak bir şey değildir. Bu işleme kan dökmek de dahil olacaktır" diyor. "Merkezin yatırım fonları savaş bölgelerine, başarısız devletlere ve terör bölgelerine aktarılamaz" diyerek ABD'nin savaşarak istediğini elde edemeyebileceğini belirten Barnett, şu ifadeleri kullanıyor: "Bu yüzden Pentagon'un asıl görevi ekonomik entegrasyonu sekteye uğratan ulusal ve bölgesel durumlara güvenlik ihracı sağlamaktır. Saddam Hüseyin'in rejimi gibi, Liberya'nın Devlet Başkanı Charles Taylor'ın rejimi de kara bir deliktir. Kuzey Kore'nin Devlet Başkanı Kim Jong İl'si büyük ihtimalle bu grubun en kötüsüdür. Kolombiya'nın uyuşturucu patronları güvenlik için çıkmaz teşkil etmektedir. Sonuç olarak boşluk için iktidarı terk etmek istemeyen Küba'nın Castro'su. Venezüella'nın Chavez'i, Zimbabve'nin Mugabe'si. Libya'nın Kaddafi'si gibi aklımıza ilk gelen bütün baskıcı rejimler birer problem teşkil etmektedir. Bunların hepsi gitmeli ve onların yerine beyinsiz oğulları, kardeşleri, kuzenleri ve yeğenleri geçmemelidir. 40 yılın sonunda bütün Küba'da Fidel ve kardeşi Raul'dan başka ülkeyi yönetebilecek kimse yok mu? Bu diktatörler gittiğinde halkı özgürlüğe kavuşmuş olmakla kalmayacak, aynı zamanda komşu ülkeler onların negatif yatırım ikliminde kurtulabilecektir. VAKİT 17.02.2005
AKRA