Kırgızistan, Amerika’nın topraklarına AWACS erken uyarı uçakları yerleştirme isteğini reddetti. Afganistan işgalinden bu yana Başkent Bişkek’in hemen yanındaki Manas askeri üssünde binden fazla asker barındıran ABD, operasyon alanını genişletmek için buraya AWACS uçakları getirmek istedi.
Kırgız yönetimi, Moskova, Pekin ve Şanghay İşbirliği Teşkilatı üyeleriyle yaptığı istişareler sonucu talebi reddetti. Kırgızistan’da 27 Şubat’ta parlamento seçimleri, Ekim sonunda da devlet başkanlığı seçimi yapılacak. ABD bu ülkede ayaklanma hazırlığı yapıyor.
CIA’nın yayınladığı 2020’de dünyanın görüntüsü raporunda, 2015’te Pakistan’ın parçalanacağı, ülkede iç savaş çıkacağı, nükleer gücün İslamcı grupların eline geçeceği öngörülüyor. Yani bu tarihe kadar Pakistan’ın nükleer gücü tasfiye edilecek. Hindistan ve İsrail’in çalışmaları sonuca yaklaşıyor...
Amerika Irak’taki askerî gücünü Kuzey Irak’a yerleştirmenin hazırlıklarını yapıyor. Bölge Amerika’nın Ortadoğu operasyonlarının merkezi olacak. Sadece Kuzey Irak’ın geleceğini değil, bütün bölgenin geleceğini etkileyecek bir ABD-İngiliz-İsrail gücünün Kuzey Irak’ta yıllarca kalması planlanıyor. Aynı güçler, Kuzey Irak’tan İskenderun Körfezi’ne uzanan kuşağı istikrarsızlaştıracak planlara sahip. Türkiye, bu noktaya dikkat etmeli, bölgeyi yüzyıllarca elinde tutacak şekilde güçlendirmeli. Ancak Suriye’nin işgali, tehlikeyi Türkiye topraklarının dışına taşıyabilir. Bu ise, Türkiye’yi bütün tehditlere açık hale getirecek. Aynı güçler Dicle ve Fırat’ı kontrolleri altına almak istiyor. Irak işgaliyle bunu büyük ölçüde başardılar. Şimdi suyun kaynağına giden yollar tehdit altında.
ABD’nin Suriye’ye yönelik tehditleri önceden bu ülkenin İsrail’le savaşan güçlere destek vermesine, işgal altındaki Golan Tepeleri’ni geri istemesine dayanıyordu. Irak sonrası direnişe destek verdiği iddiası öne çıktı. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri’nin öldürülmesinden sonra yeni bir gerekçe bulundu. Artık daha başka gerekçe aranmayacak. Dahası, Amerika Irak işgalinde karşısına aldığı Fransa’yı Suriye ve Lübnan konusunda yanında buldu. Hariri’nin öldürülmesi bir gün sonra sonuçlarını gösterdi. Amerika, İsrail derhal Suriye’yi ve Lübnan yönetimini hedef aldı. Tabi Fransa da, Lübnanlı sağcı Hıristiyanların Amerika’da kurduğu “The Defense of Democracy” adlı kuruluş da, BM Güvenlik Konseyi harekete geçirildi. Lübnan sokaklarında “Suriye defol” sloganları attırıldı.
Hariri’yi kim öldürmüş olabilir? Lübnan dengesini bozmak, Filistin-Lübnan’dan Suriye ve İran’a uzanan bir çatışmanın temellerini atmak, bölgesel düzeyde bir Şii-Sünni ayrışması oluşturmak isteyenler mi? Ya da ABD, İngiltere ve İsrail’in bölgesel tasarruflarına çomak sokmak, oyunlarını bozmak isteyenler mi? Filistin’de bağımsızlık isteyen güçlere savaş açanlar, Lübnan’da Hizbullah ve Filistinliler gibi güçleri tasfiye etmek isteyenler, bu güçlerle İran ve Suriye arasındaki ilişkiyi kesmek isteyenler, Irak’ta olduğu gibi Lübnan ve Suriye’de mezhep ayrışmasına yatırım yapanlar, direnç merkezlerini yok edip bölgeyi teslim almak isteyenler, en azından “barış gücü” adı altında bölgeye yerleşmek isteyenler suikastin neresinde? Hariri’yi kimin öldürdüğünü belki de hiç öğrenemeyeceğiz. Ama bu suikastin nelere yol açacağını biliyoruz. Kıvılcımın Lübnan’ı nasıl ateşe atacağını, Suriye’yi nasıl yakacağını, Doğu Akdeniz ile Basra Körfezi arasında yol açacağı yıkımları biliyoruz.
Kırgızistan örneğini özellikle verdim. Pakistan ve Türkiye örneğini de. Senaryoların benzerliğine dikkat çektim. Yarın İran’a, Suriye’ye veya başka bölgelere saldırı olunca kimse o ülkenin özel durumlarını gerekçe göstermesin. Palavralara karnımız tok...
17.2.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİŞAFAK
MİLLİ GAZETE 18.02.2005