Önce 18 Mart 2004’te RAND Carporation’a “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, kaynaklar ve stratejiler” başlıklı bir rapor hazırlattılar. Rapor, aslında İslam dünyasına yönelik derin bir medeniyet savaşının izlerini taşıyordu.
Amerika için keskin bir savaş planı içeren raporun temel ilkeleri şu başlıklar altında özetleniyordu: “1- 11 Eylül sonrası ABD talepleri çerçevesinde yeni bir İslam oluşturulmalı. 2- Hem İslam dünyasında hem de Batı’daki Müslüman azınlıklar arasında bölünmeler teşvik edilmeli.”
Ardından yine RAND Corporation’a, “US Strategy in the Muslim World After 9/11” başlıklı bir başka çalışma daha yaptırıldı. “Müslüman neo-conlar ve yeni RAND raporu” başlığı ile İslam dünyasının geleceğinde kanlı iç savaşların nasıl damga vuracağına dair ürpertici projeler hakkında geniş bilgiler sunuyor…
İslam dünyası için tam bir kaos senaryosu öngören rapor, Atlantik’ten Pasifik’e uzanan geniş coğrafyada kanlı iç savaşlara, etnik çatışmalara, mezhep savaşlarına, iktidar çatışmalarına yol açacak bir planı ortaya koyuyor. Ne yazık ki, söz konusu plan Müslüman entelektüeller, akademisyenler, kanaat önderleri, İslami cemaatler ve sivil toplum örgütleri üzerine kurulmuş. Özeti şu: Şii-Sünni bölünmesi: Müslümanlar’ın büyük çoğunluğunun Sünni olduğu, Şiiler’in dünya Müslümanlarının yüzde 15’ini teşkil ettiği belirtildikten sonra ABD’ye Şiiler’le işbirliğine gitme önerisi yapılıyor. Şiiler’in bulundukları bölgelerde iktidara taşınması ve siyasi sürece katılmalarının sağlanması istenerek böylece demokratik kurumların daha da yerleşebileceği belirtiliyor.
Arap-Arap olmayan bölünmesi: İslam dünyası Arap ve Arap olmayan olarak ikiye bölünüyor. Araplar Müslüman dünyanın sadece yüzde 20’sini oluşturuyor. Öyleyse “İslam dünyasının ağırlık merkezi Arap olmayan ülkelere kaydırılmalı.”
İncil, Tevrat ve Kur’an’ın karışımından oluşan 77 surelik “Gerçek Furkan” adlı “kutsal kitap” çalışmasından, Amerikalı kadın profesör Amina Wadud’un New York’taki St. John The Divine Katedrali’nde Cuma namazı kaldırmasına ve yeni bir İslam’ın öncülüğüne soyunmasına, Fas’tan Endonezya’ya uzanan her ülkede İslam-demokrasi sempozyumlarının yine ABD ve Batılı istihbarat kuruluşları tarafından organize edilmesine kadar, yüzlerce örnek, yukarıda aktarılan genel stratejinin birer göstergesi oldu…
19. yüzyıl oryantalizminin yeniden doğuşuna tanıklık ediyoruz. İslam’ın, Müslümanların ve İslam coğrafyasının ABD çıkarlarına göre düzene sokulmasını hedefleyen bu süreç, Kur’an’ın tahrif edilmesine kadar devam edecek. Demokrasi, özgürlük ve refah hayalleriyle işgal güçlerinin peşine takılan bireyler, sivil toplum kuruluşları ve toplumlar, bir medeniyet savaşının öncü güçleri olduklarını biliyorlar mı?
22.3.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK