Dün toprak yarın yabancı medya derken yabancıların Türkiye üzerinde söz sahibi olabilmeleri için zemin uygun hale mi getiriliyor? 28 Şubat’ın gözde askerlerinden Osman Özbek Paşa, İsrail’in GAP planları ile ilgili şunları söylemişti: “Türkiye’de yabancılar yalnız toprak satın almıyorlar. Şu anda 200’e yakın büyük holding seviyesinde şirket Dünya Bankası’nın da güdümüyle yabancı şirketlerin kontrolüne geçiyor.
Bu da aynı senaryonun bir parçasıdır. Bu da çok tehlikeli bir gelişmedir. Bankalar gitti, şirketler gitti şimdi topraklarımız da gidiyor artık bunun sonucunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Kürtlerle İsrail’in ilişkilerini dikkate aldığınızda İsrail’in toprak alımları ve Kürt birisinin Su İşleri Bakanı olması zaten BOP’ta da ABD’nin sadece enerji kaynaklarına değil, bölgedeki bütün yeraltı ve yerüstü kaynaklarına yani sulara da göz dikmiş durumda olduğunu görüyoruz. Bütün bunları kamufle ederek İsrail’i ortaya koyuyor. İsrail de Türk şirketlerini kullanıyor. Ayrıca benim kulağıma Diyarbakır bölgesinde de toprak alımları olduğu yönünde duyumlar geldi. Kısaca bütün bunlar ABD’nin BOP planı ile ilgilidir.”
Paşa’nın hem İsrail karşıtı hem de ABD karşıtı beyanlarda bulunması ilginç. 28 Şubat sürecinde Mossad-CIA el ovuştururken sözde derin askerlerin illegal sözcülüğünü yapan Paşa’nın AB karşıtlığı politikasını Anti-Siyonizm ve Anti-Amerikancılık tabanına oturtmasını nasıl okumalıyız, sevinmeli mi, yoksa üzülmeli miyiz?.. İsrail Devleti’nin de 1948 öncesinde bu şekilde toprak satın alma yolunu izleyerek temellerinin atıldığı unutulmamalı. 19 Temmuz 2003’te AB’nin isteği ile Ecevit - Bahçeli ikilisi tarafından çıkarılan 4916 Sayılı Yasa’yla yabancıların mülk edinmesine izin verildi. Başlangıçta daha çok GAP bölgesinde görülen bu satışların giderek ülkenin tamamına yayıldığı görüldü. Toplam 500 bin dönüm civarındaki arazilerin asıl sahiplerinin İsrailli olduğu belirtiliyor.
Tabii bunlar yabancıya satış olarak yansımıyor. Arazi satın alma operasyonu ağırlıklı olarak Fırat ve Dicle havzalarını kapsıyor. Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak hedefteki iller… 27 Mayıs 2004 tarihi itibarıyla yabancıların eline geçen toplam arazi 323.737.215 metrekaredir… ABD’li ve İsrailli oldukları iddia edilen yabancıların yüksek miktar paralarla geldikleri köylerde, köylülere kimi belgeleri imzalattırarak para dağıttıkları, toprakların mülkiyetini kontrollerine alırken bu paralarla asıl mülk sahiplerini ise işçi statüsüne indirdikleri iddiaları var.
Ortadoğu’da bu toprakların bu bölümü benim diyerek Filistin’i bir köşeye sıkıştıran İsrail, bu kez aynı tabloyu Türkiye’ye de mi uygulamayı düşünüyor? Suyla birlikte Güneydoğuya giren ve tarım tecrübesini paylaşmak istediğini söyleyen İsrail’in gerçekte suyun ve olası zengin petrol rezervlerinin kontrolünü ele geçirmek için mi arazi satın alıyor?
Büyük Ortadoğu planında zaten var olan Batılı emperyalistlerin ve Siyonistlerin bu bölgeye yerleşme politikaların gereği olarak, İsrail’den getirtilmesi planlanan 150 bin Yahudi Kürt’ün Kuzey Irak’taki varlığı buradan göç ettikleri için tescilli. Irak’taki fiili durum Arap ve Türkmen hâkimiyetinden kurtarılacak bölgelerin Kürtleştirilmesini, akabinde de Yahudileştirilmesini öngörüyor. Kerkük ve Musul petrol bölgesi olduğu için ilk hedefleri.
Bu iddialar ciddi olmasaydı, yabancılara mülk edinmeyi engelleyen Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde, açıkca ‘vatanın bütünlüğü ve bölünmezliğine’ tehdit olarak algılandı denilmezdi.
23.3.2005 / NUH GÖNÜLTAŞ / TERCÜMAN