Gümüşhanevi Dergahı’nın mürşitlerinden Abdül’aziz Bekkine Hazretleri’nin (yandaki resim) oğulları Habib Mahmud Bekkine, Hakk’ın rahmetine kavuştu.
67 yaşında vefat eden Mahmud Bekkine, bugün Cuma namazına müteakip Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, yakınları ve sevenleri tarafından Edirnekapı Sakız Ağa Mezarlığı’nda, babaları Abdül’aziz Bekkine Hazretlerinin yanına defnedildi.
Merhuma Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine AKRA FM olarak sabri cemil dileriz.
ABDÜL'AZİZ BEKKİNE HAZRETLERİ'NİN HAYATI
Gümüşhanevi Dergahı’nın mürşitlerinden Abdül'aziz Bekkine Hazretleri, hicrî 1313, miladî 1895 yılında İstanbul Mercan'daki evlerinde dünyaya geldi. Babası tüccardan Mehmed Molla oğlu Haris Efendi, annesi Fatma Hanımdır. Haris Efendi aslen Kazan'lı (Rusya) olup, 1880'lerde ailesiyle İstanbul'a göç etmiştir.
Abdül'aziz Efendi, okul öncesi Kaptan Paşa Camii İmamı Halil Efendi'den Arapça ve din dersleri almış, daha sonra Dârüttedris Mektebi'ni bitirmiştir. 1910'da ailesi ile birlikte Kazan'a gittiklerinde orada ilim tahsili yapmış, daha sonra Buhara'ya geçerek orada 5 sene devrin tanınmış âlimlerinden ilim tahsil etmiştir.
Abdül'aziz Efendiyi, Çarşıkapı Medresesindeki yakın arkadaşı Mehmed Zâhid Efendi, kendi mürşidi Mustafa Feyzi Efendi'ye götürmüştür.
Mustafa Feyzi Efendi, Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Efendi'nin halifesidir. Kendisinden sonra dördüncü postnişin olarak irşad vazifesinde bulunmuştur. O zaman Gümüşhaneli Dergâhı, Bâbıalide vilayetin karşısında, Fatma Sultan Camii yanında idi.
23 yaşında Mustafa Feyzi Efendi'ye intisab eden Abdül'aziz Efendi, onun sohbetlerine devam etmiştir. Sonunda Hazret'in himmetiyle mânevî eğitimini tamamlamış, 27 yaşlarında iken hilâfet mertebesine ulaşmış ve kendisine irşad salâhiyeti ve icâzetname verilmiştir.
Ayrıca Râmûzül-Ehadîs kitabını da okutma icazeti almıştır. Bütün hayatı boyunca binlerce talebeye, maddî ve mânevî sahada, ilim, irfan ve insanlık öğrettikleri gibi, bu eseri de defalarca okutmuşlar ve tercümelerini takrir etmişlerdir.
İlk vazifeleri Beykoz'da bir camide başlar. Daha sonra Aksaray'da bir camide devam eder. Yazıcı Baba, Kefevî, Ümmü Gülsüm camileri onun feyz kürsüleri olur. 13 yıl Ümmü Gülsüm Camisi'nde vazifesi devam etmiştir.
İkinci haclarından döndükten sonra, yakalandıkları hastalıktan kurtulamayarak, daha genç denilecek bir yaşta, 57 yaşında rahmet-i Rahmân'a kavuşmuşlardır. Tarih 2 Kasım 1952 Pazartesi günü, öğle vakti civârıdır. Kabirleri Edirnekapı Sakız Ağacı Şehidliğindedir.
Abdül'aziz Efendi, kendilerinde Allah'ın celâl sıfatı tecelli etmiş bir mürşid-i kâmil idi. Abdül'aziz Efendi insanlara karşı gayet mültefit, hoşgörülü, çok cömert, kimsede kusur aramayan ve görmeyen bir yapıya sahipti. Kendisinde Celâl sıfatını tecelli etmiş olduğunu ve bunun Gümüşhaneli Ahmed Ziyâüddin Efendi'den itibaren nasıl tecelli ettiğini bir keresinde şöyle anlatmıştır:
"Gümüşhâneli Hazretleri'nin kurmuş olduğu dergâh öyle bir dergâhtır ki, burada posta oturan mürşidlere Allah'ın bir tecellisi vardır. Posta oturan hocaefend'nin birinde Allah'ın celâl sıfatı, bir diğerinde Allah'ın cemâl sıfatı tecelli etmiştir. Şöyle ki: Ahmed Ziyâüddin Efendi'de celâl sıfatı, Hasan Hilmi Efendi'de cemâl, İsmâil Necati Efendi'de celâl, Ömer Ziyâüddin Efendi'de cemâl, Mustafa Feyzi Efendi'de celâl sıfatı vardı."
Bu hal sonradan da devam etti. Kanaatimizce Hasib Efendi'de cemâl, Abdül'aziz Efendi'de celâl, Mehmed Zâhid Efendi'de cemâl, Mahmud Es'ad Efendi'de de celâl sıfatı tecelli etmiştir. Allah CC hepsine rahmet etsin, şefaatlerini nasib etsin...
Kendisinin medrese ve yol arkadaşı Bursalı Mehmed Zâhid Efendi de bir sohbetinde: "Aziz Efendi talebeliği zamanında arkadaşları arasında ayrıca zekâsı ile de temayüz etmişti." şeklinde buyurmuşlardır.
Halil Necati Coşan Efendi'den
Velînimet pek muhterem büyüklerimizin hal ve hayatları hakkında zihnimde canlandırabileceğim hatıralarımı, tanımayanlara tanıma, muhiblerine de rahmet ve hayır dua ile anma vesilesi olması ümidiyle dile getirmeye çalışacağım:
“Aynı ailenin ikiz evlâdı gibi birbirini çok seven Abdül'aziz Bekkine ve Mehmed Zâhid Kotku Hazretleri ulûm-u dîniyye tahsillerini, bunun yanında öz gayelerine hizmet verebilme yolundaki çalışmayı, yâni halveti yapmışlar; füyûzat ummanı Rasûlüllah SAS Efendimiz'den gelen has ve saf kaynaktan, talib ve lâyık oldukları nasibi de aynı zamanda beraber almışlar. Netice olarak İslâm aleminin mümtaz ve güzîde simaları olan geçmişlerine halef ve sultan namzedi olmuşlardır.
Abdullah Hasib Efendi Hazretleri'nin 15 Mayıs 1949 yılında vefat etmesiyle boşta kalan o yüce makàma, tercih mevzu-u bahis olmaksızın merhumun işareti veya tavsiyesi ile, o zaman Ümmügülsüm Camii imamı olan Abdül'aziz Efendi gelmiş idi.
Bir arkadaşımız Abdül'aziz Efendi'den bahsetti ve bizi alıp yanına götürdü. Bu sûretle tanımış olduk.
Muhterem Abdül'aziz Hocamız, Bursalı ve Bursa'da görevli olduğu için kendisini tanımadığım Mehmed Zâhid Kotku Hocamız'ı bir vesîle ile ben hakîre anlatırken, bazı olgun meziyetleri yanında kelimenin kendisi ile, "Evliyâ nümûnesi!.." buyurmuştu. O zamanın Fatih müftüsü olan Ali Rıza Hakses'in himmetiyle, Bursa'daki Üftâde Camii imamlığından, Zeyrek'teki Ümmügülsüm Camii'ne naklen tayini yapılan muhterem Mehmed Zâhid Hocaefendimiz, 1953 yılının ilk ayında, o mübarek mihrabda muhterem Abdül'aziz Hocamız'ın halefi olarak göreve başlamış, selefinden meydana gelen muazzam boşluğun telâfisi bilütfillâh sağlanmıştı.
Konuşması az ve pek mütevâzi olduğu için, aciz bir görüntüye sahibdi. Durumu yadırgayan, merhuma çok yakın olduklarını bildiğimiz kıdemli ve çok sevdiğimiz, fakat ve maalesef aralarında: "Bu makam buna mı kalacak?" diyenlerin bulunduğu bir grup münevver kardeşimiz, o geniş kılıfın içinde ne hazinelerin bulunacağı hesabını yapmadan, sadakat hilâfına müdâvimi oldukları o kapıdan ayrılmışlar ve bizleri mahzun bırakmışlardır.
"Allah bir kişiyi severse, onu insanlara da sevdirir." hadis-i şerifi gereğince, merhumdan aldığımız bilgi sebebi ve Allah'ın lütfuyla Hocaefendimiz bize sevdirilmişti. Aynı halin içinde görevine devam eden Mehmed Zâhid Hocaefendimiz, hadis-i şerif muktezası olarak, İslâm'ı yaşayanlara ve yaşamak isteyen diğer insanlara sevdirilmiş olacak ki; kendisini sorup arayanların günden güne sayısı artmış ve hakîkaten Allah'ın sevdiği bir kul olduğu zahir olmuştu. Yıllar geçtikçe de muhîti tahminin üstünde genişleyen Mehmed Zâhid Hocaefendimizi hemen tanımayan kalmamış, görülen ve yayılan üstün İslâmî meziyetlerinden dolayı cemiyet arasında ve hattâ memleket çapında farklı bir alâka ve itibarın sahibi olmuştu.
Komşu caminin cemaatinin artması ve dolayısıyla semtinin arzu ettiği şerefe ulaşması yolunda, yıllarca taşıdığı niyeti gerçekleştirmek için, Ümmügülsüm Camii hakkında alınan istimlâk kararını fırsat bilerek ve niyetini açıklayan mahalle sakinlerinden Avukat Mazhar Sündüs Bey'in, ciddî ve azimli teşebbüsleriyle 1958 yılında İskenderpaşa Camii'ni naklolunan Mehmed Zâhid Hocaefendimiz, hayatının sonuna kadar imamet görevini burada sürdürmüş; bilindiği gibi o da 13 Kasım 1980 günü sevdiği Mevlâsına kavuşmuş; namzedi olduğu vuslat saadetine herhalde nâil olmuştur.
Her ikisinin de makam ve menzilleri âğuş-i Peygamber olsun...”