İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şamil Şen, “Büyük Ortadoğu Projesi, Irak’ın yeniden yapılandırılması, ABD-İran çekişmeleri, Rusya’nın dalgalı durumu ve ‘büyük güçler’ arası uyumsuzluklar değerlendirildiğinde petrol şokunun devam edeceği gözükmektedir” diye konuştu.
Şamil Şen, petrol fiyatlarındaki yükselişin Türkiye’deki yönetim otoriteleri tarafından öngörülemediğini belirterek, bir kriz yönetim ve strateji belirleme ekibinin oluşturulmasının zorunlu olduğuna dikkat çekiyor.
Petrol fiyatları gelecek yıllar boyunca da sorun olamaya devam edecek. Bu yüzden Türkiye’nin konuyu acilen masaya yatırması ve geleceğe ilişkin olarak stratejiler geliştirmesi gerekiyor. Özellikle de Uluslararası Yatırım Bankası Goldmann Sachs analistlerinin “petrolün varil fiyatı 100 doları aşacak” açıklamasının ardından gözler, bu kez korkuyla, petrol fiyatlarına cevrilmiş durumda.
Kısa vadede korkumuz petrol fiyatlarının 60 doları aşması. Bu konudaki tedirginlik artınca hükümet kanadından da bu konuyla ilgili bir açıklama geldi. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan “Türkiye’nin dış ticaret hacmi 160 milyar dolar civarında. Eskiden olsaydı, petrol fiyatlarındaki değişiklikler ekonomi üzerinde etkili olurdu. Ancak 1 milyar dolar az olmuş, fazla olmuş bunun fazla etkisi olmaz” dedi. Bakan Abdüllatif Şener ise petrol fiyatlarındaki öngörülemeyen bu artışın hükümetin enflasyon hedefini bozmayacağını söyledi.
ABD-Avrupa çatışması fiyatları yükseltiyor
İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şamil Şen’e göre, petrol fiyatları dünya petrol sağlama güvenliğinin kopmuş olmasından kaynaklanıyor. Enerji haritalarının yeniden şekillendiğine işaret eden Şen, ABD ve AB arasındaki çekişmeye dikkat çekerek, “ABD kendi petrol sağlama güvenliği için dünya petrol koridorlarını kontrol etmek isterken, Avrupa Birliği de kendi enerji sağlama güvenliği stratejisini geliştirdi” diyor.
Birbirinden ayrı yürütülen bu stratejilerin enerji sağlama güvenliğinin kopmasını beraberinde getirdiğini söyleyen Şen, “Savaşla birlikte Irak’tan dünya petrol pazarına arz edilen 3 milyon varil/günlük petrol kesildi. Ancak bugüne kadar istenen seviyeye bir türlü çıkamadı. Hatların güvenliğini kaybetmesi nedeniyle örneğin 400 milyon varil/yıl kapasiteli Kerkük–Yumurtalık hattından 2004 yılının 6 ayında sadece 20 milyon varil petrol taşınabildi” diye konuşuyor.
Petrol şoku devam edecek
Gelecek aylardaki petrol fiyatlarının oluşumunu, petrol sağlama güvenliğinin oluşturulup oluşturulmamasına yakından bağlı olduğuna değinen Şen, “Ne var ki ‘Büyük Ortadoğu Projesi’, Irak’ın yeniden yapılandırılması, ABD-İran çekişmeleri, Rusya’nın dalgalı durumu ve ‘büyük güçler’ arası uyumsuzluklar değerlendirildiğinde petrol şoku devam edecek gözükmektedir” görüşünü savunuyor.
Şen, petrol sağlama güvenliğinin üç şartı bulunduğunu ifade ederek, bunları şöyle sıraladı: “Üretim alanları ve iletim hatlarının güvenliğini sağlamak, pazarı etkili yönetmek ve şeffaflığı genişletmek, global üretim bölgelerini artırmak.”
Şen, Rusya, AB ve ABD’nin Boğazlar’a yönelik yeni projelerinin altında ise, Hazar petrollerinin üretim ve ihracatının artacağı varsayımı ve yeni enerji sağlama güvenliği stratejilerinin yatmakta olduğuna vurgu yapıyor.
Bu işten büyük firmalar kazanıyor
Şamil Şen, varil başına fiyatlarının artmasıyla sadece üretici ülkelerin değil uluslararası petrol şirketlerinin de kârlarını arttırdığına işaret ederek, BP ve Shell gibi Avrupa’nın büyük firmalarını buna örnek gösterdi.
Küreselleşme denilerek pazarda rekabet ortamının varolduğunun ileri sürüldüğünü ifade eden Şen, “Öyle bir şey yok. Eğer, böyle bir olsaydı Avrupalı, Çinli pazara girerdi. Ancak, burada olan şey, sadece Amerika’nın petrol bölgelerinde hakimiyetinin olduğu, yani hegemonyasının sürdüğüdür” dedi.
Şen, petrol fiyatlarındaki yükselişin Türkiye otoriteleri tarafından öngörülemediğini söylüyor. Şen, Türkiye’nin petrol fiyatları artımından daha az etkilenmesi için Petrol uzmanları, güvenlik elemanları, uluslararası ilişkiler uzmanları ve ekonomistlerden oluşan bir kriz yönetim ve strateji belirleme ekibinin oluşturulmasının zorunlu olduğunu belirtiyor.
MİLLİ GAZETE 14.04.2005