İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Senaryoyu kim yazdı?

Dünya
|

11 Eylül’den bu yana bölgeye yönelik küresel stratejilerin iki temel eksen üzerine inşa edildiği ortada: Etnik ve mezhep eksenli ayrışma. Mesele, Bağdat’la bitmiyor. Küresel senaryolara dikkat!

Hangi ülkeye bakarsak bakalım, aynı gerçeği göreceğiz. İster işgal yöntemiyle olsun isterse şu çok popüler demokratikleşme projeleriyle olsun, her müdahale bu ayrışmaları besliyor. ABD-İngiliz-İsrail cephesi projenin mimarı iken Avrupa Birliği tam üyelik sürecinde olan müstakbel ortağı ile ilişkilerini bile ayrışmalar üzerine kurma denemeleri yapıyor. Bütün dünyada etnik ayrışmalar etkisini kaybederken, ulusal sınırlar anlamsızlaşıp bölgesel yakınlaşmalar inşa edilirken “hedef coğrafya” olarak belirlenen bölgede etnik gerginliğin tırmandırılması, buna bir de mezhep ve kültürel ayrıştırma projelerinin eklenmesi onlarca yıl sürecek krizlerin habercisi. Irak’ta kendini; Kürt-Arap ve Şii-Sünni olarak gösteren ayrışma/çözülme Pakistan’da Peştun ve Belucistan sorunu olarak kendini hissettiriyor. Hatta Pakistan ordusunun Belucistan’a genel bir müdahalesi bile konuşuluyor. İran’ın güneyindeki petrol bölgesi Ahvaz’da yaşanan Arap ayaklanması hem etnik hem de mezhep eksenli bir ayrışmanın göstergesi. ABD ve İngiltere’nin İran’a karşı Necef merkezli “Arap Şii” otoritesi projesinin sadece Irak’ta değil, İran topraklarında da etkili olabileceği ortaya çıkıyor. Suriye’de işgal sonrası etnik ve mezhep eksenli parçalanma senaryoları ortada. ABD bu sıralar Suriyeli Kürtleri örgütlemekle meşgul. Suudi Arabistan’ın Şii ağırlıklı petrol bölgelerinde ayrışma günden güne derinleşiyor. Lübnan’da etnik ve dini kesimler arasında iç savaş senaryoları için hazırlıklar yapılırken, Refik Hariri’nin öldürülmesinden hemen sonra özellikle Hristiyan bölgelerde yaşanan bombalı saldırılarla krize ve iç savaşa zemin hazırlanıyor. Sudan’da etnik ve dini ayrışma eksenli bir iç savaş var. Güney Sudan’dan sonra Afrika kökenli Müslümanların yaşadığı Darfur da Hartum’la yollarını ayırıyor… Çözülme stratejisinin Türkiye’ye nasıl yansıdığını son haftalarda daha iyi görüyoruz. Tehlike sadece PKK sorunuyla sınırlı değil. Tehlike sadece Irak’ta yaşananlar ve Kürt milliyetçiliğiyle de sınırlı değil. Sadece etnik gerilimle de sınırlı değil. Mezhep ve kültürel ayrışmalar da giderek derinleşiyor. Mersin’de başlayan, Trabzon’la devam eden, yakında Orta Anadolu’da ve bazı hassas bölgelerde yaşanması ihtimali yüksek olan stres birikiminin nedenlerini tamamen içeride aramak yanlış sonuçlara götürecektir. “Provokasyona gelmeyin” açıklamalarının ötesinde, somut adımlar atmak gerekiyor. Karşı karşıya bulunduğumuz tehdit, sadece bir ülkenin ya da bir etnik grubun sorunu değil. Öyleyse herkesin seferber olması gerekiyor. Hem senaryoyu yazanlara hem de bu senaryodan beslenenlere karşı… 20.4. 2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK
AKRA