İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Çocuklar aç, anneler susuz

Dünya
|

Bir anne var ki; ikinci savaşın başladığı doksandokuz yılından beri, iki yaşında iken ayrı düştüğü yavrusunun kokusuna hasret...

Savaşın başlangıcından bir gün öncesinde iki yaşındaki torununu bir haftalığına evine götüren babaanne, sevinçli ve mutlu idi. Ertesi sabah Rus uçaklarının Grozni'yi bombalayacakları aklına bile gelmiyordu. Gökten yağan bombalar talihsiz anne ve yavrusunu öylesine ayırmıştı ki, değil haftalar aylar, yıllar bile onları buluşturamadı. Oğul hasretinin acısına dayanamayan genç anneye ikinci bir acı daha ekleniyordu altı ay sonra, "İnna lillah ve inna ileyhi raciûn", yaralı olarak ikinci savaşa katılan eşi de şehidler kervanına katılmıştı. Bir kız, bir de üvey erkek kardeşi vardı. Zaten yetim büyümüşlerdi, onlara kol kanat gerecek kimseleri de yoktu. Üstelik karnında da ikizleri taşıyordu. Sekiz gün kız kardeşi ve dokuz yaşındaki oğlu ile sığınakta kaldıktan sonra çeşitli badireler atlatarak dağlardan tepelerden nihayet Gürcistan'a ulaştılar. Bunlarla birlikte Gürcistan'a sığınanların sayısı yedibin olmuştu. Artık onun geçici yurdu yuvası Gürcistan sınırları içerisindeki Pankiskoye Uşele Mülteci Kampı idi. Ayrı düştüğü yavrusunun kayınvalidesi ile İnguşetya'ya, oradan da Ukrayna'ya geçtiklerini öğrenmesi onu umutlandırmıştı. İkibindört'ün Ekim ayında onyedi yaşındaki erkek kardeşinin beş arkadaşı ile birlikte Ruslar tarafından kaçırılması ile bunalıma giren çaresiz kadın, derdini anlatacak merci bulamıyordu. Yaradan'ından başka. Şu an bir türlü kavuşamadığı yavrusu Grozni'de, kız kardeşi Türkiye'de (o da pasaportsuz) kendisi üç çocuğu ile Gürcistan'da. Çeşitli hastalıklara maruz kalan zavallı kadının ciğerlerinden kan geliyor. Bir türlü pasaport alamıyor ki, vatanına ve yavrusuna kavuşsun... Bir başka anne daha yaşıyor Tiflis'te, onüç yaşındaki oğlu ile birlikte. Bir apartman bodrumunda, tuvaletsiz, banyosuz, rutubetli tek odada. Otuz lira kira ödüyor, Gürcistan devletinin yapmış olduğu cüzî yardımlarla geçiniyor. Büyük sıkıntılar içinde hayat mücadelesi veren kimsesiz bayan, üç ayda bir yirmi lira karşılığında kanını satmak zorunda kalıyor. Bu anlatılanlar mübalağa değil, anlatmak da hoş şeyler değil. Ancak, bu insanların nasıl bir hayat sürdüğünü bilmeden onları eleştiren, eylemlerini beğenmeyen, imkânları olduğu halde yardımlarına koşmayanlara ithaf ediyorum. Bunlar daha devede kulak bile değil, sadece birer örnek. Çünkü buralarda yardımın adı yok, acınızdan ölseniz bile karşılıksız bir ekmek vermiyorlar. Hele kimsesizseniz, çaresizseniz, üstelik bir de kadınsanız vay halinize. Namus ve iffetin bedeli olmaz. Ancak muhtaç olduğunuz bir ekmek için iffetiniz söz konusu oluyorsa gerisini siz anlayın. Kısaca özetlemek gerekirse: Geceler karanlık geceler uykusuz Çocuklar aç anneler susuz Geçmiyor saatler korkusuz... VAKİT 30.04.2005
AKRA