İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Bu sınırlarla buraya kadar!

Güncel
|

Emperyalistler tarafından çizilen Osmanlı sonrası Ortadoğu haritası, bölge devletlerini ve halklarını, birbirleri ile mütemadiyen didişmeye ve birbirlerinin çıkarlarını mütemadiyen tehdit etmeye zorlayan bir haritadır. Bu haritayla kalıcı bir barışa ulaşmak kesinlikle mümkün değil.

Kendisine “bağımsız devlet” bahşedilen her topluluk, onurlu bir geleceğin kapısını araladığına inandırılmıştı. Fakat gönderden indirilen Osmanlı bayrağının yerini alan onlarca yeni bayrak, Ortadoğu halklarını onurlu bir geleceğe değil onursuz bir geçmişe taşıdı. İktidarlarını korumak için birbirlerini arkadan vuran ve tebalarına kan kusturan ‘derebeyleri’ yeniden sahneye çıktı. Bu derebeylerinin siyasi basiretsizlikleri yüzünden Batılı emperyalistler Ortadoğu’da istedikleri gibi at koşturabiliyor ve bölge halklarını kıyasıya aşağılayabiliyorlar. Tıpkı geçen bin yılın başlarında olduğu gibi. 1097’de Antakya kapılarına dayanan Haçlı ordusunun karşısına güç birliği ile çıkılsaydı, Garplı barbarların Kudüs’e yürüyüşü orada durdurulabilirdi. Ne var ki Halep ve Şam hükümdarları, vaktiyle kendilerine fenalıkları dokunan Antakya hükümdarı Yağısıyan’ın burnu sürtülsün diye güçlerini zamanında seferber etmekten geri durdular. Antakya Haçlılara peşkeş çekildi ve gerisi çorap söküğü gibi geldi: Frenkler, rakiplerine karşı savaştıkları için kendilerini hediyelere boğan Müslüman idarecilerin fiili yardımlarıyla -ve yeri geldikçe onları da tepeleyerek- Ortadoğu’yu parsel parsel işgal ettiler. Neticede Kudüs’e Haçlı bayrağı dikildi; şehrin Müslüman ve Yahudi ahalisi kılıçtan geçirildi... Aralarındaki husumetleri Ortadoğuluların ortak düşmanlarıyla iş tutmaya kadar vardıran ve çıkar kavgalarını Amerikan ordusunun Ortadoğu’ya yerleşmesi pahasına sürdürmekte ısrar eden mevcut idareciler, düşman belledikleri komşularına karşı Haçlılardan medet umarak bütün Ortadoğu’nun mahvına sebep olan atalarını hiç aratmıyorlar! Güven bunalımı aşılmalı Mevcut sınırları Avrupa Birliği örneğinde görüldüğü gibi barışçı yollarla ve üstelik mevcudiyetlerini koruyarak aşmak mümkün olduğu halde, Batılı güçlerin -“ulus devlet” taassubunu ve mikro milliyetçiliği kışkırtarak- Ortadoğulu Müslüman halklar arasına ördüğü psikolojik duvarlar, bu sınırlardan kaynaklanan sorunların ancak şiddet yoluyla çözülebileceği anlayışını hakim kıldı. Sınırlar çizilirken büyük nimetlerden mahrum bırakılmalarını veya ulusal güvenlikleri bakımından stratejik önemi haiz yerlerin kendi sınırları dışında tutulmasını içlerine sindiremeyip komşularına karşı saldırganlaşan topluluklar ve devletler, bölgeye dayatılan anarşinin gereğinden başka bir şey yapmıyorlar. Komşularından emin olamayan toplulukların ve devletlerin emperyalist güçlerle ittifakı da haritanın getirdiği bir zaruret. Ortadoğu’yu iliklerine kadar sömürmekten başka bir gaye gütmedikleri aşikar olan İngiltere, Fransa, ABD veya Sovyetler Birliği ile ittifak kurmamış bir tek Arap devleti yok. Dahası, bu devletlerin birçoğu, Arap aleminin kalbine saplanmış bir hançer olduğunu söyledikleri İsrail’le işbirliği yapmaktan bile kaçınmadılar, kaçınmıyorlar. Meşhur Arap-İsrail savaşlarında birçok dümenin döndüğü, Arap koalisyonuna üye ülkelerin birbirlerinden habersiz İsrail’le görüşmeler yaptıkları ve İsrail’i beraberce alt etmektense İsrail’i kullanarak birbirlerine karşı mevzi kazanmaya çalıştıkları biliniyor. Suudi Arabistan’ın atanmış parlamenterlerinden birinin dediği gibi: “Araplar Filistin sorununu kullanarak birbirlerine şantaj yapıp duruyorlar.” (The Jerusalem Post, Emir Tahiri’nin makalesi, 7 Şubat 2003).Türkiye de kendi pozisyonunu güçlendirmek için İsrail’le işbirliğine gitti. Karşılıklı ihanet içindeki bölge devletleri, el birliği ile, Ortadoğu’yu Siyonistlere / emperyalistlere peşkeş çektiler. Bu fitne düzeninin ortadan kalkması ve Ortadoğu ülkelerinin birbirlerine karşı kullanarak heba ede geldikleri kuvvetlerini müşterek savunma ve kalkınma yolunda tevhit edebilmeleri için güven bunalımının mutlaka aşılması gerekir. Ortadoğu’daki mevcut ‘harita rejimi’, Türkiye ve Irak, Türkiye ve Irak Kürtleri, Türkiye ve İran, Türkiye ve Suriye, Suriye ve Lübnan, Suriye ve Irak, Irak ve İran, Irak ve Kuveyt, İran ve Bahreyn, İran ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran ve Suudi Arabistan, Suudi Arabistan ve Yemen, Mısır ve Sudan arasındaki mevcut ve potansiyel ihtilafların ortadan kaldırılmasına el vermiyor. Ankara ve Güneydoğu Anadolu, Bağdat ve Kuzey Irak, Tahran ve İran Kürdistanı arasındaki sorunlara da bu rejim dahilinde kalıcı bir çözüm bulunamaz. Osmanlı gitti, huzur bitti Yavuz Sultan Selim devrinde yaşasaydık, belki de Osmanlı ordusunun Ortadoğu seferlerine muhalefet eden âlimlerin yanında yer alırdık. Fakat bölgenin bugünkü haline baktığımızda, o tartışmalı seferlerle tesis edilen Ortadoğu birliğini hasretle anmaktan kendimizi alamıyoruz. Osmanlı idaresi altında yaklaşık 400 yıl boyunca barış ve huzur içinde yan yana yaşamış olan halkları, müşterek devletlerinin zaafa düşmesiyle beraber korkunç bir fitne ortamına sürüklendiler. Bir yandan Osmanlı’yı parçalamak isteyen Avrupalılar, öbür yandan Sultan Abdülhamit’e karşı müttefik arayışı içindeki Jön Türkler, devletin dört bir yanında etnik şovenizmi tahrik ederek halkları birbirine yabancılaştırdılar. Ortadoğu, cadı kazanı gibi Balkanlar’da, Anadolu’da, Ortadoğu’da kanlı çatışmaları kaçınılmaz kılan ayrılık rüzgarları esmeye başladı. İttihat ve Terakki hükümetinin bu rüzgarları dindirmek için uyguladığı devlet terörü fitneyi büyüttü ve emperyalist güçlerin manevra alanını genişletti. Nihayet yıkıldı Osmanlı. Fakat “yorgan gitti, kavga bitti” demek mümkün olmadı. Osmanlı’nın yıkılışının üzerinden 80 küsûr yıl geçmiş olmasına rağmen, eski Osmanlı coğrafyasında huzur ve güven ortamı hâlâ tesis edilebilmiş değil. Bilhassa Ortadoğu, fitnenin hüküm sürdüğü, herkesin birbirine tuzak kurduğu, hukukun ayaklar altına alındığı ve kanın gövdeyi götürdüğü bir cadı kazanı olarak kaynamaya devam ediyor. ORTA DOĞU İSLAM BİRLİĞİ - 1 / HAKAN ALBAYRAK MİLLİ GAZETE 02.05.2005
AKRA