İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

GDO’lar yüzyılın tehlikesi

GDO’lar yüzyılın tehlikesi
Türkiye
|

Ziraat odaları ile çevre ve tüketici derneklerinin de içinde yer aldığı 90 sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara Hayır Platformu, GDO’yu yüzyılın en büyük felaketi olarak değerlendiriyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Nur Olgun, Almanya`nın tarım politikası olarak hormon kullanmaya son verdiğini ve bir Alman firmasının hormonsuz tarım yapmak için İzmir`in Selçuk ilçesinde 5 bin dönümlük arazi satın aldığını kaydediyor. Olgun, arazi ekolojik tarıma uygun hale geldiğinde, doğal koşullarda üretilen sebze ve meyvelerin Almanya`ya gönderileceğini belirtti. Türkiye’de hormon kullanımının artışına dikkat çeken Nur Olgun, ülkemizin dört mevsimi de yaşamasından hareketle ekolojik tarıma son derece müsait olduğunu, hormonlu yiyeceklerin kanserojen etkilerinden dolayı uzak durulması gerektiğini vurguladı. Olgun, özellikle kadınlara büyük görev düştüğünü belirterek hormonlu sebze ve meyveleri almamaları konusunda uyardı. Önlem alınmaza topraklarımız kirlenecek! Tarım Bakanlığı kayıtlarına göre de GDO’lu tohum ekimi yapılmış yer yok. Resmi kayıtlara göre, Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü’nün deneme amaçlı ekim sahaları dışında genetik değişime uğramış bitki ve tohumlar Türkiye’de topraklarla buluşmadı. GDO’ya Hayır Platformu ve bu alanda bilimsel çalışma yapan bazı akademisyenlerin iddiaları ise, Manisa, Çukurova, Sakarya, Bursa, İznik gibi bölgelerde çiftçilere bilgileri dışında GDO’lu ürün tohumlarının ücretsiz dağıtılıp denendiği yönünde. Hormonlu Gıdalar konusunda araştırmalar yapmış olan Veteriner Hekimi Çetin Aslan, Tarım Bakanlığı’nın batılı ülkelerdeki gibi halkın sağlığını düşünmesini ve bazı ülkelerde olduğu gibi topraklarımız daha fazla kirlenmeden, hormon ve diğer zirai ilaçların kullanımının sınırlandırılmasını hatta tamamen ortadan kaldırılmasını istiyor. Amerikalılar, Eskişehir’de iki yıl patates yaptı Eskişehir’in Çifteler ilçesinde iki köyde patates üretimiyle ilgili yaşanan bir olay çiftçileri çileden çıkardı. Amerikan şirketi Lambweston, 1998-1999 yılları arasında Çifteler’e bağlı Kör Hasan ve Abbas Halim Paşa köylerinde, patates ekmek üzere vatandaşlardan toplam altı bin dönüme yakın tarlayı kiraladı. Tarlalarını yüksek fiyatla kiraya veren köylüler, iki yıl boyunca normal patateslerin iki üç katı büyüklüğünde ürünlerin elde edildiği tarlalarında artık hiçbir üretim yapamadıklarını ancak beş yıl sonra keşfetti. Tarlalarda transgenik tohum ekimi yapılıp yapılmadığı bilinmiyor. Ancak patates dışında hiçbir üründen verim alınamaması, tarlalarda görülen arazi kellikleri, verimin düşmesi, gözle görülür fizyolojik değişiklikler, bölgede test ekimi yapılmış olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor. Çünkü, yüklü paralar karşılığında iki yıl süreyle patates eken Amerikalılar, daha sonra bilinmeyen bir sebepten dolayı köylerden ayrıldı. Hormonlu üretimin sebebi maneviyat eksikliği... Veteriner Hekimi Çetin Aslan yiyeceklerin hormonlu olarak üretilme sebebini maneviyat eksikliğine bağlıyor: “20. yüzyılın başlarından itibaren, manevî değerlerin önemsenmeyerek dünyanın artık sadece madde ve ekonomi ekseni etrafında dönmesi, her konuda insan ve insanlık faktörlerinin fıtrata uygun değerlerinin korunmasına gerekli itinanın gösterilmemesine yol açtı. Bu durum, birçok diğer alanda olduğu gibi insanların en temel ihtiyaçları olan beslenme şartlarını da menfî olarak etkiledi.” Kanser hastalığı, devlik ya da cücelik rahatsızlığı, Şeker hastalığı, cinsel istekte azalma ve yok olma, cilt bozulması ve sivilce oluşumu gibi birçok problemlerin hormonlu yiyeceklerin en önemli zararlarından olduğu kaydediliyor. Almanya kurtlu elma istiyor Veteriner Hekim Çetin Aslan “Hormonlu Gıdalar” adlı makalesinde insan sağlığı açısından hormonları değerlendirirken ilginç bir ayrıntıdan da bahsediyor: “Birkaç yıl önce Almanya’nın Türkiye’den kurtlu elma talep ettiği gazetelere yansıyınca, milletçe şaşırmış ve kurtlu elmanın hiçbir ilaç bulaşmamış, sağlıklı elma olduğunu öğrenmiştik.” Nelere dikkat edilmeli? Hormonlu ürünlerden mümkün mertebe kaçınılması gerektiğini belirten Veteriner Hekimi Çetin Aslan şu uyarılarda bulunuyor: “Dış görünüşlerinden tespiti zor olsa da mesela çekirdeksiz, içi vıcık vıcık olan domatesler, içi süngerimsi olan çekirdeksiz patlıcanlar, keza çekirdeksiz kabaklar gibi sebzeler ile çekirdeksiz üzüm ve elma gibi tabii görünümü bozuk meyvelerden uzak durmalıyız. Ayrıca hormonlar, buğday, arpa, yulaf, çavdar ve çeltik gibi hububatlarda da hasatı kolaylaştırmak için kullanılabilmektedir.” Ekolojik denge tehlikede Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Özgen, insan ve çevre sağlığı açısından gelecekteki sonuçları tam olarak bilinmeyen bakteri ve virüs kökenli genleri taşıyan transgenik bitkilerin, çok yıllık sonuçları alınmadan ekimi yapılmaması gerektiğini ifade ederek, yeni teknolojilerden yararlanılarak çeşit geliştirme çalışmalarında bitkisel kökenli genlere ağırlık verilmesi gerektiğini savundu. Bu konuyla ilgili olarak hazırladığı bilimsel tebliğde GDO'ların taşıdıkları risklere dikkat çeken Özgen, yaşanan gelişmelerin yüzyılın en önemli doğal kaynağının genetik kaynaklar olduğunu gösterdiğine dikkat çekti. Burada Türkiye'nin yapması gereken şeyin doğal kaynaklara sahip çıkmak olduğunu söyleyen Murat Özgen,"Bu kaynaklara sahip çıkmak, yalnızca onları bugünkü gibi korumak ya da hiç kimseye kullandırmamak olarak algılanmamalıdır. Tam tersi, bu kaynakların ülkemize fayda sağlayacak şekilde kullanılmasını sağlamaktır" dedi. Rekabet örgütleri şart Türk insanının ve üreticisinin oluşmakta olan yaşam şirketlerinin insafına bırakmamanın tek yolunun rekabet edebilen ürünlere sahip olmak olduğuna dikkat çeken Özgen, "Bu yolla sağlanacak ekonomik katkının miktarını ise şimdiden kestirmek mümkün değildir. Öte yandan, yurtdışından gelen araştırıcılar, ülkemizin bütün bölgelerinden topladıkları bir çok bitkiyi yasal ya da yasal olmayan yollarla yurtdışına çıkarmışlardır" dedi. Bitki genetik kaynaklarının başta nüfus artışı olmak üzere, sanayileşme, kentleşme ve orman yangınları gibi birçok lokal fiziksel baskının tehditi altında yok olduğunu söyleyen Özgen,"Ancak asıl tehdit ekolojik dengenin bozulmasına neden olabilecek genetik değişimlerden kaynaklanmaktadır. Bu çok ciddi bir tehdit. Son yıllarda, biyoteknoloji ve genetik mühendisliğinde gen klonlaması, transformasyon, bitki rejenerasyonu, vektör sistemleri, yeni gen yapılarının oluşturulması ve doğrudan gen aktarma yöntemleri gibi tekniklerde önemli gelişmelerin olması, farklı biyolojik sistemler arasında gen aktarımına olanak sağlamıştır" dedi. Bitkilerin “gen”leriyle oynanıyor Özellikle bakteri ve virüs kökenli genlerin aktarılmasıyla ot öldürücülere (herbisit), hastalıklara ve zararlılara dayanıklı çeşitlerin geliştirildiğini söyleyen Özgen, "Mısır, soya, patates ve pamuk gibi önemli bazı bitkilerde yeni tekniklerle gen aktarılmış (transgenik), tescilli çeşitlerin başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Kanada ve Arjantin gibi ülkelerde yaygın olarak ekimi yapılmaktadır. Transgenik buğday çeşitlerinin de geniş alanlarda yetiştirilmesi gündemdedir" dedi. GDO İLE İŞGAL / İslam Arslan-Mustafa Canbey-Ebubekir Gülüm MİLLİ GAZETE 11.05.2005
AKRA