İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

'Ankara ahvalimizi görsün'

Türkiye
|

Kültürel zenginliğimiz yalnızlığa ve sahipsizliğe terk edilirken; Rodoslu Yusuf, "Vakıf mallarımız hızla elden çıkıyor. Şehir kabristanından asfaltlar geçti, yollar döşendi türbelerin üzerinden. Çocuklarımız Fatiha'yı unuttular" diyor. Can korkusuyla mescitlere dahi gidemedikleri günlerin olduğunu ifade eden Yusuf, "Rumların izin verdiği kadar Türk'üz... Rumların izni kadar Müslüman... Kuşlar mı haber versin, güvercin mi uçuralım? Bildirin ahvalimizi Ankara'ya! Milletimiz duysun, biz Rodos'tayız

Benzerini ancak Dersaadet kütüphanelerinde görebileceğimiz, yeşilin egemen olduğu vitraylar altında Hafız Osman hattı en'amı şerifler... Yanıbaşında 1454 tarihli büyük Kur'an'dan ilk sayfa. Ortası tezhib, derkenarında katmerli ebru karanfilleri. İşte sülüs zerafeti! Ve bu muhteşem estetiğin sağ alt köşesinde, kendini göstermekten çekinircesine küçücük, mahçup bir imza; Hattat Anmed bin Abdullah. Biz bu kültürel zenginliğin yalnızlığına, terkedilmişliğine ve sahipsizliğine kederlenirken, Rodoslu Yusuf gelip, yaramıza tuz basıyor. - Bu kitapların soranı-okuyanı kalmadı beyim! Toz toprak içinde Kütüb-ü Sitte'nin el yazması nüshaları... Gaspıralı İsmail'in gazete tomarları... Ve bunca karmaşadan sıyrılıp, bize göz kırpan sarı-soluk yapraklı bir ansiklopedi; Davud-i Antaki'nin Tezkiresi... Çırpıyor parmaklarıyla, tozunu üfleyip bize uzatıyor... Açılıyor sonra birer birer turistlerin bile giremediği hücreler. Yusuf, hayatında görmeye alışmadığı ilgiden uçarcasına memnun ve mutlu. Mushaf mühürlerini, birlikte, satır satır heceleyerek okumaya çalışıyoruz. "Sabıkan rikepdarı Hazreti Şehriyarı, Rodoslu Hafız Ahmed Ağa'nın Cezire-i Mezbure'de bina eylediği kütüphanesinin Kütüb-ü Mevkufesi'dir..." 1723 tarihli rengarenk, zarif ve incenin incesi çizgilerle meyveli bir ağaç minyatürü. Resmin altını yine birlikte okuyoruz; "Şifa-ül istiskamdan ilaç yapılan bitkilerin resmedildiği ilk sayfa..." - Bakın beyim, bu Semerkandi'nin tefsiri. Nefesiyle konuşuyor. Mahzun, yorgun ve ağlarcasına... - Bu da Tefsir-ül Hazin! Bir eşi de Beyazıt Kütüphanesi'nde varmış! - İşte Füsusul Hikem'in şerhi..! Rastladığı her eseri, bize gösteriyor ve kısa açıklamalar yapıyor. Çoğu belki yüzyıldan beri, kapakları ilk defa açılan kitaplar. Yusuf; üfleye-soluya bütün Rodos yetimlerinin vebalinden kurtulmak, vasiyetlerini başka omuzlara devretmek istercesine anlatıyor... Osmanlı'ya ve onun harikulade kültürel zenginliğine hasret ve hayranlıkla anlatıyor. İstiyor ki; unuttuğu, ihmal ettiği eksik bıraktığı bir şey kalmasın. - Bu çekmecede ne var, biliyor musunuz beyim? - Hayır! - Bakın. Alman Dışişleri Bakanı Herr Kinkel'in ziyaretinde ona da gösterdim; Lihye-i Şerif var. Yani Peygamber Efendimiz'in mübarek sakalından bir kaç tel! Çocukluğumun kandil gecelerinde, bayram sabahlarında, hep birlikte sıraya girer, tekbir ve tehlillerle bohçayı açar, muhabbetle bakardık. O zaman çınlardı selavatlarla Rodos'un hisarları. Bu adetler yıllar önce terk edildi. Eskiler unuttu, yeniler zaten bilmez. Gözleri doluklanırken, yüzünü pencereye çeviriyor... Sonra Yusuf'un titreyen işaret parmağı, havada bir kavis daha çiziyor. - Karşıda Sokrates Caddesi'nde Fethipaşa Vakfı'nın dükkanları sıralı. Yani, gördüğünüz kemerli kantaralı yapılar! Müstecirlerin en az yarısı kira bedelini vermiyor. Ancak biz varlık vergisini mecburen ve sektirmeden ödüyoruz devlete. Bir ay gecikse faiziyle alıyorlar. Mal varlığımızı ya kısmen metropilite bağışlayacağız, ya da ölü fiyatına satacağız. - Bu ağır vergilerden, kurtulmanın başka yolu yok mu? - Yok beyim! - Vakıf mallarımız, mescitlerimiz hızla elden çıkıyor bu yüzden. Şehir kabristanından asfaltlar geçti, yollar döşendi türbelerin üzerinden... Döllerimiz Fatiha'yı unuttular... Bühtan attılar, gençlerimizi nezarethanelerden topladık... Gün oldu, can korkusuyla mescitlere gidemez olduk. Rumlardan gelinler aldık. Kız verdik, Rumlara akraba olduk. Yine de yaranamadık. Mutlaka kendileri gibi olmamızı istediler. Hatta baba dostlarıyla, görüşemez olduk can korkusuyla! Başımız yerde, kapatlan Hamidiye Rüştiyesi'nin önünden geçiyoruz. - Önceleri "Rodos Tük Cemaati" idik. Tabelamız duvarda asılı idi. İyi-kötü lokalimiz, bültenimiz var idi. Rumlar, "Adada Türk yok, Müslüman azınlık var!" dediler. Naçar kabul ettik. "Kabul dedik, başımız gözümüz üstüne!" Ancak on yıl önce bu hakkımızı da elimizden aldılar... Şimdi biz Rumların izin verdiği kadar Türk'üz. Rumların izni kadar Müslüman!. Sonra da bulut gibi boşalıveriyor Yusuf... Kuşlar mı haber versin, güvercin mi uçuralım? Bildirin ahvalimizi Ankara'ya! Milletimiz duysun, biz Rodos'tayız! GEZİ NOTLARI - MEHMET SILAY VAKİT 22.06.2005
AKRA