Acara'da 150'sinde mescid bulunan yaklaşık 200 civarında Müslüman köyü bulunmaktadır. Batum'un merkezindeki 3 camiden ikisinin yeri bile kaybolmuş.
Limanın yakınındaki tarihi caminin komünizm döneminde yıktırılan minaresi de sonradan yaptırılmış. İki şerefeli tek minaresi bile inancın ve tevhidin sembolü olarak semaya uzanırken, Batum'un İslâmi karakterini haykırıyor. Her şey o kadar iç içe geçmiş ki; Müslümanlar var mabedi yok, minareler var ezanı yok. Milli şairlerimiz Mehmet Akif ve Necip Fazıl'ın mısraları kulaklarımda çınlıyor: "Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli." "Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu." Çanlar çalıyor, ecdad yadigarı beldelerde susturulmuş ezanlara inat. Fatih'leri bekliyor şehirler, Bilal'lere hasret minareler.
Devrik Kral (!) Aslan Abadşitze döneminde 33 kilise dikilmiş Müslüman Acara bölgesine. Bunlardan biri var ki, Batum'un beynine saplanmış hançer gibi duruyor. Batum'un her yerinden görülebilecek şekilde yüksek bir tepenin zirvesine dikilen kilise, Abadşitze'nin inancının en büyük alâmeti olarak duruyor. Eşi televizyonlarda haç öpen Abadşitze ailesini hâlâ Müslüman olarak bilenler var. Bir tane cami bile yaptırılamamış onun döneminde. Hazret şu an Moskova'da ikamet etmektedir.
Kobuleti şehrindeki tarihi cami, günümüzde dans ve bale okulu olarak kullanılmakta. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, Hıristiyanlar kiliselerine, Yahudiler de havralarına sahip çıkmışlar. Müslümanların temsilcileri Kobuleti'deki bu muhteşem camiyi kurtarmak için hiçbir gayret göstermemişlerdir. Kafkas İslâm İdaresi temsilcisi, Batum Müftüsü'ne "Elli Müslümanın imzasını getir de, Gürcistan hükümetinden bu mescidi asli haline çevirmek için müracaatta bulunalım" demesine rağmen hiçbir çabada bulunulmamıştır. Batum-Sarp arası yol boyunca geçenleri selamlayan Osmanlı Kalesi bütün ihtişamı ile ayakta duruyor hâlâ.
Müslüman Acara'da gençler kendilerine uzanacak sevgiyi, rahmeti ve hidayeti bekliyor. Boyunlarında haç taşıyan, Müslüman olduğu halde Hıristiyan gibi yaşayan, dün bizimken bugün başkalarının kardeşleri konumuna düşen insanların yüzüne bakabilecek gücü kendimde bulamıyorum. Kendi ülkesinde bile inandığı gibi yaşayamayan biz Müslümanlardan bekledikleri o kadar çok şey var ki. Atalarının hidayetine vesile olan ecdadımızın gösterdiği davranış modelini bekliyorlar bizden. Batum'da Müslümanları temsil edenlerle İslâm adına şu bir vakıa ki, faydalı bir hizmet yapılmasına imkân ve ihtimal gözükmüyor. Müftülük mülahazaları ile halkın talep ve davranışları çok farklı. Türkiye'den gönderilen dini kitaplar sınırda bekletiliyor. Mevcut din hizmetleri bir kişinin tekelinde yürüyor. Yardım kuruluşlarının bölgedeki temsilcileri ayakta uyuyor.
Türkiye'ye okumak üzere gönderilen gençler, oradaki konjonktürel durum gözönünde bulundurularak yetiştirilmediğinden, düzenli bir ekip çalışması sağlanamadığı sebebiyle halkla bütünleşme bir türlü gerçekleşememiştir. Türkiye'de eğitim gören gençlerden bazıları orada hocalık yapıyor. Eğitildikleri müessese ve kurumların taassup ve İslâmi anlayış tercihlerinden etkilenmiş olmaları, orada da kutuplaşmaya yönelik tehdit oluşturmaktadır. Bu böyle olunca herkes İslâmi birlik ve beraberliğin oluşup gelişmesi için çalışmak yerine, kendi meşrep ve taassubunun başarısı için gayret gösteriyor.
HAKKI YILDIZ
VAKİT 24.06.2005