Ruslar ülkelerini işgal etti, onlar da kardeş bildikleri Türkiye’ye sığındılar. Ama en büyük darbeyi burada yediler. Çünkü, Türkiye, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde taraf ülke olması nedeniyle Çeçenlere mülteci statüsü tanımıyordu. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne başvuramayan Çeçen mülteciler Türkiye’de mevcut durumda en dezavantajlı mülteci grubunu oluşturuyor.
Onlar sefaleti, yokluğu, yoksulluğu, açlığı yaşadılar. Büyük acıların tanığı oldular. Üzerlerine bombalar yağdı; sevdiklerini, eşlerini dostlarını kaybettiler. Başka yerlere daha önce çöken kara bulut, bu kez onların gökyüzüne musallat olmuştu. Başka hiç bir yerde, tanımadıkları insanların dahi görmesini istemeyecek kadar iyi tanımışlardı, bu kara bulutu... Kara bulutun adına “Savaş” diyorlardı. Kara Bulut Çeçenya’ya çöktü. “Savaş” diye haykırıyordu birileri.
Ülkelerinin üzerinde bu illetin çanları çalmaya devam ederken, derin bir hüzünle terk edip sığındıkları Türkiye’de de ağır darbeler yediler. 1999 yılında başlayan savaş nedeniyle ülkelerinden kaçarak ülkemize sığınan Çeçen mültecilerin, Türkiye’nin Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair “1951 Cenevre Sözleşmesi”nde taraf ülke olması nedeniyle hiçbir yasal statüleri bulunmuyor. Bu nedenle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komserliği’ne başvuramayan Çeçen mülteciler Türkiye’de mevcut durumda en dezavantajlı mülteci grubunu oluşturuyor.
Türkiye hemen karar vermeli<7b>
Fiilen mülteci olmalarına karşılık, hukuki olarak mülteci statüsü tanınmamış olduğu için, hukuki güvencelerden ve temel bazı haklardan yoksun olarak, belirsiz koşullarda yaşamlarını sürdüren kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan mülteciler, açlık sınırında yaşıyorlar.
Türkiye’de 2005 yılı itibariyle bin civarında Çeçen mülteci yaşıyor. Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Dr. Halim Yılmaz, Çeçenistan’da devam eden savaş ve çatışma ortamının, ağır insan hakları ihlalleri nedeniyle ülkelerine dönemeyen Çeçenlerle ilgili olarak, Türkiye’nin bir an önce karar vermesi gerektiğini söylüyor.
Yılmaz, mültecilerin açlık sınırında yaşadıklarını dile getirerek, “Özellikle kış aylarında ısınamamaktan dolayı geçici veya süreli hastalıklara yakalanıyorlar. Eğitimle ilgili sorunları var ve çocuklarını okullara gönderemiyorlar. Polis tarafından sıklıkla gözaltına alınan Çeçen mülteciler, geçerli oturum iznine yönelik belgeye sahip olamadıkları için, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’nce kötü koşullarda ve hukuka aykırı bir biçimde uzun süre gözaltında tutulabilmektedirler” şeklinde konuşuyor.
Dünyanın dört bir yanına dağıldılar
Rusya’nın Çeçenistan’a 1999 yılında ikinci defa girmesiyle başlayan ikinci savaşla birlikte ülkesini terketmek zorunda kalan Çeçen mülteci sayısının 500 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Eldeki verilere göre sadece İnguşetya’da şu an 148 bin olan kayıtlı mülteci sayısı 5 Ekim 2000’de 160 bin civarındaydı. Bunun dışında bu ülkede kayıtlarda gözükmeyen 50 binin üzerinde mülteciden söz ediliyor. 5 Ekim 2000 itibariyle Kuzey Osetya, Dağıstan, Kabardey-Balkar Cumhuriyetleri’nde 14 bin, Gürcistan’da 7 bin, Azerbaycan’da 10 bin, Kazakistan’da 10 bin, Ukrayna’da bin, Avrupa ve Türkiye’de yaklaşık 3 bin mülteci bulunuyordu. Aradan geçen zaman içinde bazı mülteciler başka ülkelere kaydı, bazıları geri dönmeyi denedi. İstanbul’daki Çeçen mülteciler üç ayrı kampta yoğunlaşmış bulunuyor. Fenerbahçe, Ümraniye ve Beykoz’daki kamplar toplam 450 kişiye ev sahipliği yapıyor. Kafkas Vakfı’nın yaptığı çalışmalar sonucu elde ettiği bilgilere göre Ekim 2001 tarihi itibariyle İstanbul’da yaşayan Çeçen mülteci sayısı toplam 785. Fenerbahçe kampında 184, Ümraniye kampında 152, Beykoz kampında ise 114 mülteci kalıyor. Ayrıca İstanbul’un değişik semtlerinde kiralanmış evlerde ya da hayırsever vatandaşlar tarafından tahsis edilmiş dairelerde 335 mülteci barınıyor. Bu şekilde barınanların 160’ı çocuk, 168’i ise kadın. Ancak bu rakamlar kendilerine erişilebilin insanları kapsıyor. Ayrıca İstanbul’da ve taşrada akrabalarının yanında kalan 400 civarında mülteci de bulunuyor.
MİLLİ GAZETE 27.06.2005