İslam dünyasının sıkıntılarını dile getiren Dünya İslam Edebiyat Birliği (DİEB) Genel Başkanı Prof. Dr. Abdülkuddüs Ebusalih: "Savaş, sadece Müslümanların maddi varlıklarına yada canlarına yönelik değil, aynı zamanda İslâm’ın anlam dünyasına karşı da topyekün bir zihinsel savaş başlatmış bulunuyorlar. İslâm’ın şiddet ve terörü içinde barındıran bir din olduğu olgusunu yaygınlaştırıp herkesi buna inandırmak istiyorlar."
• Saldırılardan bahsetmişken bir şey sormak istiyorum. Gerçi edebiyattan biraz uzaklaşmış olacağız belki de. Amerika ve Avrupa’da ki patlamalardan sonra, İslâm ve terör kavramları neredeyse aynı anlamda kullanılmaya başlandı. Eskiden, ılımlı İslâm yada radikal İslâm gibi kendilerince bir ayrım yaparlardı. Şimdi böyle bir ayrıma bile gerek duymadan bütün Müslümanların kan dökücü teröristler olduğu görüşü hakim Batı’da. Hatta Danimarka’da bir radyodan açıkça, gördüğünüz tüm Müslümanları öldürün diye halka çağrı yapıldı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Terörizmden daha hiç kimse bahsetmeden önce, Hasan en- Nedvi önderliğinde başlatılan İslâmi edebiyat ekolü olarak biz, itidal ve hikmeti esas alarak, şiddetten, siyasetten ve hizipçilikten uzak durmak düsturlarını kendimize metod edindik. Burada da belirteyim ki biz terörizmi lanetliyoruz. Fakat niçin olduğunu biz de anlayamıyoruz ama, İslâmi Edebiyat Vakfı’na maddi destekte bulunan Müslüman tüccarlar ve zenginler, son terör olaylarından sonra yardımlarını kestiler. Amerika yada Avrupa tarafından çeşitli yaptırımlara uğrayacaklarını düşünüyorlar yardım etmeleri durumunda. Buradan da, aslında Müslümanların nasıl felç olmuş bir psikoloji içerisine girdiklerini rahatlıkla anlayabiliriz. Öyle ki, Müslümanlar değil teröre bulaşmış, terörü lanetleyen kurumlarına bile yardım etmekten korkuyorlar artık. Bu kapsamda daha şimdiden, Amerikan Hükümeti tarafından bir çok Suudi işadamının Amerikan bankalarındaki paralarına el konuldu, olası bir terör örgütüne yardım ederler diye. Bu durum artık keyfi bir hal aldı Amerika’da. İstedikleri insanların hesaplarına teröre yardım ediyor bahanesiyle el konuluyor. Böylesi durumlarla yüz yüze gelmek istemeyen Müslüman zenginler de, artık Müslümanlara ait olan her kuruma yardımlarını kestiler. Müslüman işadamlarından hiçbir yardım alamıyoruz dersem yalan olmaz.
Maddi ve manevi savaş başlattılar
• Bombalama olayları bu açıdan bakıldığında Müslümanlar için hazırlanmış bir çeşit tuzak gibi. Müslümanların işine yaramayan bu bombalamalardan dolayı niçin Müslümanlar sorumlu tutuluyor? Bu bir çelişki değil mi?
Bombalama olayları aslında en çok fırsat kollayanların işine yaradı. Çünkü bunu fırsat bilerek İslâm’a karşı maddi ve manevi bir savaş başlatmak için kendilerine gün doğmuş oldu. Savaş, sadece Müslümanların maddi varlıklarına yada canlarına yönelik değil, aynı zamanda İslâm’ın anlam dünyasına karşı da topyekün bir zihinsel savaş başlatmış bulunuyorlar. İslâm’ın şiddet ve terörü içinde barındıran bir din olduğu olgusunu yaygınlaştırıp herkesi buna inandırmak istiyorlar. Oysa, mesela Hz. Ebubekir’in harbe gidenlere vasiyeti var: Ağaç kesmeyin, çocuk, kadın, yaşlı, sakat ve hastalara dokunmayın diye. Fakat bu durumu hiçbir Hıristiyan veya Yahudi kaynağında bulamazsınız. Hangi Hıristiyan yada Yahudi büyüğü Hz. Ebubekir’in vasiyetine benzer bir vasiyet bırakmıştır? Fakat ısrarla İslâm’ın bir terör dini olduğu yönünde propaganda yapıyorlar. İslâm tarihinde Hiroşima yada Nagazaki yok. İslâm tarihinde on binlerce insanı akidelerinden dolayı meydanlarda yakmak yada giyotine göndermek yok. Başka ülkelerin zenginliklerinin üzerine yatmak ve o ülke halklarının namuslarını kirletmek yok. Biz, bir ismi de “Selam” olan Allah’a inanıyoruz. Biz, merhameti azaba üstün tutmuş olana tapıyoruz.
Batılılar, İslâm’ın terörü besleyen bir din olmadığını biliyorlar
• Sizin de belirttiğiniz gibi son zamanlarda Müslümanların terörist olduklarına yada İslâm’ın terörü besleyen bir din olduğuna dair ciddi suçlamalar var. Ama biz Müslümanlar böyle olmadığımızı biliyoruz. Madem biz terörist değiliz ve İslâm’ın da barış dini olduğuna eminiz, niçin böyle bir suçluluk psikolojisine girdi Müslümanlar? Niçin herkes bir savunma psikolojisi içinde? İlla da Batı’ya terörist olmadığımızı ispatlamak zorunda mıyız?
Bana sorarsanız Batılılar aslında İslâm’ın terörü besleyen bir din olmadığını biliyorlar. Fakat politik çıkarları bu gerçeği ters yüz etmelerini gerektiriyor. Aslında Batılı devletlerin derin siyasetleri de alttan alta bunları besliyor. Bu vesileyle de, istedikleri İslâm ülkesinin petrolünü çalıp çırpabiliyor, piyasaları ele geçirebiliyor, çarşılarda ve metropollerde egemenliklerini kurabiliyorlar. Modern zamanlarda sömürgecilik anlayışı eskisinden farklı. Bugün sömürgeciliğin siyasi, ekonomik ve kültürel boyutları vardır. Ve bu savaşta, Müslümanlar İslâmi algılayışlarında ciddi bir erozyona uğruyorlar.
Müslümanlar ümitsizliğe düşmemeli
• Biz niçin Batıya İslâm’ın bir terör dini, Müslümanlarınsa terörist olmadığını ispatlamak zorundayız?
Müslümanların bugün içinde bulundukları askeri ve iktisadi güçsüzlüğün yanı sıra, kültürel temsil yetersizliği ve propaganda kabiliyetinin zayıflığı, Müslümanların böyle bir psikolojiye girmeleri sonucunu doğurmuştur. Fakat bu durum, Müslümanları ümitsizliğe düşürmemeli. İslâm tarihine bakıldığında, Müslümanların geçmişte de böyle durumlara düştüğünü görüyoruz. İlginç olan, Müslümanlarda dini düşüncenin zaafa uğramasının Müslümanların dünya ölçeğinde gerilemesine sebep olduğu gerçeğidir. Denilebilir ki, Müslümanlar dinlerine sarıldıkları ölçüde güçlenmiş, dinden uzaklaştıkları ölçüde de zayıflamışlardır. Müslümanlar dinlerinden her uzaklaştıklarında bir de bakıyorsunuz ki en kötü ve gaddar güçler tarafından saldırıya uğramışlardır.
Geçmişte Bizans’ın saldırıları, Hülagû, Cengiz Han, Haçlı saldırıları ve Müslüman ülkelerin Batılılar tarafından sömürgeleştirilmeleri hep böyle bir atmosferde gerçekleşmiştir. Müslümanlar her seferinde de tam ümitsizliğe düşmek üzereyken, içlerinden dini algılayışı derin bazı ıslahatçılar, kanaat önderleri ve ilmiyle amel eden büyükler çıkmış ve Müslümanları toparlayarak ortak bir hedefe yönlendirmişlerdir. Nihayetinde ise zafer kazanmışlardır. Mesela Osmanlı tarihine bakın, İslâm hilafetinin Osmanlı’da olduğu dönemlere bir bakın. Türklerin tarih sahnesinde en büyük etkileri İslâm’ı en güçlü yaşadıkları döneme denk gelir.
İslâm’ın yaşanmasının dumura uğraması, Türklerin de gerilemesi sonucunu doğurmuştur. Bu durum Araplar için de geçerlidir. Ben aynı zamanda bir Arap Edebiyatı hocasıyım. Selahaddin-i Eyubi dönemi şiirlerine baktığımda, Müslümanların içinde bulunduğu ahlâki zafiyetin ne kadar derin olduğuna şahit oluyorum. Müslümanlar bölük börçüklerdi ve tarihlerinin en zelil dönemini yaşıyorlardı. İslâm ümmetinin neredeyse tek kabiliyeti sömürge olma kabiliyetiydi. Sonra Selahaddin-i Eyubi geldi. Haçlılara karşı savaş başlatmadan önce köklü bir ıslah hareketine başladı. İnsanlar fevc fevc tekrar dini hayata döndüler. Tüm Müslümanları tek bir çatı altında topladı ve haçlılarla mücadeleye başladı. Oluşturulan nitelikli insanlar ve akıllıca stratejilerle, Haçlıları İslâm topraklarından söküp attı.
• Son olarak, İslâmi edebiyatın içinde bulunduğu problemler, karşı karşıya olduğu sorunlar nelerdir?
Şu anda en büyük problemimiz maddi sıkıntılarımızdır. Her projenin hayata geçirilebilmesi için gerekli olan iki faktör vardır. Bunlardan biri insan, diğeri ise paradır. Fakat şuna dikkat edilmelidir ki, insanlar parayı getirir, para insan getirmez. Çünkü parayla gelen parayla gider. Artık bir gerçeğin farkında olmak zorundayız ki, nitelikli ve donanımlı insan yetiştiremediğimiz sürece, Müslümanlar hiçbir projeyi hayata geçiremeyeceklerdir.
VAKİT 12.08.2005