Orta Asya ülkeleri, insan haklarının, özellikle de dini hakların çokça çiğnendiği bölgelerden bir tanesi. Amerika Uluslararası Dini Özgürlükler Komisyonu, 2005 yılının Nisan ayında, 1988 yılında Amerikan Kongresi'nin hazırladığı 'Dini Özgürlükler' isimli kanunu uygulamaya karar verdi. Bu kanun, aralarında Özbekistan ve Türkmenistan'ın da yer aldığı 11 Orta Asya ülkesini kapsıyordu. Özbekistan ve Türkmenistan ise, dini özgürlüklerden asla bahsedilemeyecek iki devlet.
Orta Asya'da genel, Türkmenistan ve Özbekistan'da ise özel olarak, dini durumlarda yaşanan kötü halleri de, Amerika Dini Özgürlükler Komisyonu'nun bu iki ülke için kullandığı olumsuz notun doğruluğunu da kimse inkâr edemez. Ancak şu var ki, bu iki ülkede Amerika'nın demokrasi asasını kullanmak da yanlış olacaktır. Çünkü, Amerika'nın Orta Asya'da demokrasi söylemleri zaten başarısızlığa uğradı. Aynı zamanda bilinen bir diğer şey de var ki, Amerika'nın insani demokrasi tabiri ile çıkar stratejisi birbiri ile çatışmakta...
Kötü hal
Bölgede İslâm dinine baskı devam ediyor. Baskıcı rejimler, bütünlük adı altında İslâm dinini tamamen ortadan kaldırmak isterlerken; 70 yıllık Sovyet rejiminin yasaklamalarının ardından halk da, istedikleri İslâmi okullara gidebilmek, istedikleri mezhebe, İslâmi cemaate tabi olmak için ısrar ediyor. Özbekistan'ın eski İran-Afganistan Elçisi ve şimdiki Taşkent Uluslararası İlişkiler Merkezi'nde profesör olarak görev yapan Doktor Abdussamed Hadidov, Sovyetler Birliği'nin dağılmasına rağmen aynı rejimin kaldığını, yine de Müslüman olan halka baskıcı, diktatör uygulamalarla istemedikleri şeylerin yaptırılmaya çalışıldığını dile getirdi.
Oysa Orta Asya'da onlarca yıldır süren baskılar, İslâm'ın bölgede daha da kuvvetli olarak geri dönmesine sebep oldu. Halkın İslâmiyet'e yoğun ilgisi, iki İslâmi akımı doğurdu. Bunlardan ilki ılımlı radikal akım ki; bu akım, hükümetin istekleriyle doğru orantılı yürüyor. İkincisi ise, sıkı radikal akım. Hükümetlerin soluk aldırmadığı bu akımla, hükümetler arasında çok defa iç savaşlar çıktı. Bunlardan bir tanesi de, 1992-1996 yılları arasında süren ve 100 bin kişinin ölümü ile sonuçlanan Tacikistan iç savaşı idi.
1997 yılında ise Türkmenistan Başkanı Niyazov, ortaya koyduğu yeni siyaseti gereği, tüm İslâmi cemiyetlerin kapatılmasına karar verdi. Ruhi halini anlatan Ruhname isimli kitabını Türkmenistan'daki tüm okullarda zorunlu olarak okutmak isteyince, Türkmenistan müftüsü bu duruma itiraz etti. Ancak, bu itirazı neticesinde 22 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
1999 yılında da Özbekistan Cumhurbaşkanı'na suikast düzenlenmişti. 1998 yılında ise Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov, çıkardığı kanunla, resmi olanlar hariç, İslâmi üniversiteleri, ardından da camileri kapatma kararı almıştı. İslâmi müessese olarak da sadece, Müslümanlara gerçekte hitap etmeyen, hükümet kuklası 'Müslümanların ruhu meclisi' bırakıldı. Müslümanlar, hükümetin bu baskılarına boyun eğmek zorunda kaldı. Boyun eğmeyenler ise tutuklandı. 2004 yılında insan hakları beyanlarında, Özbekistan her ne kadar kötü rejimiyle göz önüne çıksa da, bugün hâlâ Özbekistan hapishanelerinde 5500 kişi yatıyor.
Alman analizci ve İslâmi durumlar uzmanı Meshall Ledroz, Orta Asya'da, İslâmi hareketlerin varlığına şiddetle karşı çıkılmasının İslâm âlimleri yetiştirilmesi boşluğunu doğurduğunu vurgulayarak, durumun vahimliğini ortaya koydu.
İnsanlık ve strateji çatışması
Amerika'nın dini özgürlükler tezi ile stratejik çıkarları birbiri ile çakışıyor.
Amerika'nın bölgede insan haklarını savunması, stratejik çıkarlarına dur demesini gerektirecek.
Yani bölgedeki gaz, petrol ve Afganistan'a yakınlık nimetlerinden uzak kalacak. Geçtiğimiz Mayıs ayında Özbekistan'ın Endican kentinde meydana gelen ve 500 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar, Amerika'nın hiç de işine gelmedi.
İlk olarak Kerimov, Amerika'dan, Afganistan'ı vurmak için konuşlandırdığı güçlerini Karişi-Kabad'dan çekmesini istedi. Ardından da geçtiğimiz 29 Temmuz'da Özbekistan hükümeti, Amerika'dan güney şehirlerdeki güçlerini 180 gün içinde çekmesini istedi. Amerika'nın 'Orta Asya ülkelerine demokrasi' söylemi, beraberinde bazı soruları da getirdi: Orta Asya'daki tüm diktatör rejimler Amerika'nın hedefi olacak mı? Amerika stratejik çıkarlarının peşinde mi koşacak, yoksa demokrasi ve insan hakları mı diyecek? Fesat ve baskıcı rejimlerin sürdüğü bu ülkelerde gerçek anlamda istikrarlı bir demokrasiden bahsetmek mümkün olacak mı?
Şirin Hamid Fehmi - 25.08.2005 İslâmonline sitesi - Defne Bayrak
VAKİT 29.08.2005