Yıllar önce hiç girmemiş olmaları gereken toprakları asıl sahiplerine geri verirken, bunu bir lütufmuş gibi gösteren İsrail, bu hareketiyle Filistin’in kutsal direnişini kırma hesapları yapıyor. En ufak bir olayda, bölgeye hapsettikleri insanların çeşitli kaynaklarını kısabilecekler. Filistin halkını çaresiz bir durumda bırakarak direnişi durdurmayı planlıyorlar.
Bugün Gazze Şeridi'ndeki ortama damgasını vuran gerçekler karışıklık, yanıltma, propaganda ve yanlış bilgilendirmedir. 1.5 milyon Filistinli yerleşimci ve mülteciden, işgalci İsrail askerlerine ve 8.500 civarında İsrailli yerleşimciye, devletin başındakilerden sıradan vatandaşlara, kimsenin İsrail'in "çekilme"sinin ve bölgeye yasadışı bir biçimde yerleşmiş olan İsrailli yerleşimcilerin boşaltılmasının nasıl ve ne amaçla planlandığı hakkında bir bilgisi yok.
İsrail Başbakanı Ariel Şaron ve en yakın danışmanları bu konu hakkında pek konuşmak istemiyorlar. Şu anda söyleyebilecek bir şeyleri yok. Her şeyde olduğu gibi ‘Barış için’ de bir bedel ödemek gerekir değil mi! Dünya kamuoyuna bedel ödedikleri izlenimini vermeye çalışıyorlar.
Sahte barış adımları
Bu çekilme planı bir çok tepkinin doğmasına sebep oldu. Önde gelen Batılı medya organları bunu "barışa doğru büyük bir adım" şeklinde tanımlarken, fanatik hahamlar meydanlarda Şaron ve hükümeti için ölüm diliyor ve lanetliyorlar. Kesin olarak görülen bir şey var ki, Şaron, İsrailli yerleşimcileri Gazze Şeridi'nden ve Batı Şeria'daki dört küçük bölgeden ayırarak siyasi geleceğini tehlikeye atmış bulunmaktadır.(!) Bu da oyunun bir parçası. Şaron, siyasi geleceğini tehlikeye atmak uğruna barış için uğraşıyor görünmeye çalışıyor.
Yahudi yerleşimciler bu süreçte iki ayrı gruba ayrıldılar. Birincisi, Gazze ve Batı Şeria'ya, ucuz konut, vergi indirimleri, bedava topraklar ve iş olanakları gibi büyük finansal desteklerle gelmesi sağlanan laik ya da ılımlı itaatkar Yahudiler (aşağı yukarı yerleşimcilerin yarısını oluşturuyorlar). İkinci grup ise, aşırı Ortodoks ideolojisini benimseyen ve "Eretz İsrail" (Büyük İsrail)'e yerleşmiş olduklarını, buradaki Yahudi olmayan unsurların bölgeyi terketmesi gerektiğini iddia eden kesim. Buna inananlar, bu topraklardaki varlıklarının, Allah'ın irade ve isteği doğrultusunda olduğunu ve burada kalmalarının kendileri için kaçınılmaz dini görevlerini yerine getirmek olduğunu iddia ediyorlar.
Dindar Yahudi yerleşimcilerin fanatizmi, birçok laik komşularını da kendileri gibi davranmaya zorladı. Daha önceleri yeteri kadar tazminat ve maddi destek verilirse Gazze Şeridi'ni terketmekten mutlu olacaklarını söyleyenler, aşırı Ortodoks yerleşimciler tarafından hain olarak nitelendirildiler. Birçoğu ölüm tehdidi aldı, kimileri taciz edildi ya da dövüldü. Yerleşimcilerin çoğu bölgeden ayrılmaya zorlanmalarının büyük bir haksızlık olduğunu, asıl Filistinlilerin çıkarılması gerektiğini iddia ediyorlar. Bu fikri destekleyenlerin oranı oldukça yüksek. Bu yüzden Şaron'u, ayinlerde lanetleyen ve ölmesi için dua eden hahamların sayısının hiç de az olmadığı ve bu yaptıkları ayinlerden bahsetmeye çekinmedikleri belirtiliyor. Bu noktada daha da ilginç olan bir iddia ise, çekilme karşıtı fanatik eylemcilerin İsrail devleti tarafından da desteklendiğidir. İsrail her zamanki gibi yine iki yüzlü davranıyor.
istinliler hapsedilecek
Guş Katif Bölgesel Konsey Sözcüsü Dabi Rosen'in şu ifadesi de ilgi çekici: "Şaron'un rüşvetle ilgili kişisel sorunları var, ama biz yerleşimciler en büyük bedeli ödeyenleriz. Biz buraları terkettikten sonra Filistinlilerin açlığa düşeceği kesin. Biz onlara bölgelerimizde iş olanakları sağlıyorduk. Biz gittikten sonra bu bölgeler onlar için hapisten farksız olacak. Buralar bize Kitab-ı Mukaddes’te verilmiş olan topraklardır. Biz neden terkedelim ki!"
Rosen’in, çekilme karşıtlarının ortak fikrini yansıttığı ve dini bir fanatizmle dile getirdiği düşünceleri sadece subjektif bir bakış açısı olarak görülmemelidir. Aşırı Ortodoks ideolojisini benimseyen Yahudilerin savunduğu sahiplik tezinin tamamen yersiz olduğu bilinen bir gerçek. Fakat Yahudilerin bu bölgelerden çekildikten sonra burada yaşayacak olan Filistinlilerin durumunun şimdiki hallerinden daha kötü olacağı görülüyor. İsrail, barış için büyük bir adım attığı izlenimini vermeye çalışırken, kendi halkı bile bunun bir göz boyama olduğunun farkında. Filistin halkı büyük bir hapishaneye sokulmuş olacak. Her türlü ihtiyaçlarının karşılanması, camdan bir fanusa konulmuş balık gibi, İsrail’in elinde olacak. İsrail bölgeye giriş çıkışları elinde tutacak, mal hizmet yönetimini elinde bulunduracak.
MİLLİ GAZETE 05.09.2005