İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Bir imparatorluk çöküyor mu?

Dünya
|

Washington'ın derin bir ekonomik bunalıma gireceğini ayrıntılarıyla anlatan 'ABD ve Serbest Piyasa Masalı' kitabı, Bush'un işlediği insanlık suçlarını ortaya seriyor.

Washington'ın derin bir ekonomik bunalıma gireceğini ayrıntılarıyla anlatan 'ABD ve Serbest Piyasa Masalı' kitabı, Bush'un işlediği insanlık suçlarını ortaya seriyor. Irak'ta başlatılan savaşın bütün Asya'ya yayılmasının hesap edildiğini belirten kitapta ABD'nin ''Ilımlı İslam'' adı altında Türkiye'yi ''Genişletilmiş Ortadoğu Projesi''nin de içinde bulunduğu bu emperyal politikaya alet ettiği yazılıyor. İşte kitapta yer alan bazı sorular ve cevapları:

Amerika imparatorluğu gelişiyor mu çöküyor mu?
Amerikan düşünürü P. Kennedy, ''Büyük Devletlerin Yükselip Çökmesi'' başlıklı kitabında, ABD 'nin daha 1960'tan beri çöküş sürecine girdiğini belirtmişti. Bu çöküş sürdü ve 2000'li yıllarda vahimleşti. 4 Aralık 2004 tarihli The Economist dergisi, ''Yok olan dolar'' başlığını atmıştı. ''Eğer Amerika, bugünkü hızıyla harcamaya ve borç almaya devam ederse, dolar uluslararası mali piyasadaki güçlü durumunu kaybedecek'' diyor ve durumu şöyle anlatıyordu: ''Son üç yıl içinde dolar Avro'ya karşı yüzde 35 değer kaybetti. Bunun nedenleri: Hızla artan devlet borçları, çılgın tüketici harcamaları, iflasa neden olabilecek kadar büyük cari açık. Kimse dolara yatırım yapmak istemiyor. OECD'nin hesaplarına göre ABD'nin cari açığı 2006 yılında 825 milyar dolara çıkacak. Dış ticaret açığının temel nedeni ise Asya. ABD'nin Çin'den ithalatı, Çin'e ihracatını aşıyor. Bu açık, 160 milyar dolara ulaşıyor ve Çin, ABD'nin ödediği tahvil ve çekleri Merkez Bankası'nın kasasında saklıyor.'' The Economist, ''Çin bu tahvilleri bozduğu gün, ABD ekonomisi bunalıma girer'' diyor. Derginin tahminlerine göre dolar, daha yüzde 30 oranında değer kaybetmeyi sürdürecek. Bu takdirde ABD'ye borç verenler ellerindeki tahvilleri bozduracak. Dolar daha da düşecek ve ABD'nin derin bir bunalıma girmesi olasılığı meydana çıkacak.

ABD'nin petrol egemenliği suya düşerken Irak'ta neler oluyor?
ABD, işgali altındaki Irak'ta petrol kuyularını işletemiyor. Bu da dünyada petrol fiyatlarının yükseliş nedenlerinden biri. Ayrıca ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney 'nin başkanlığını yaptığı 'Halliburton'' şirket, 10 milyar dolarlık anlaşmalar yapmış, ABD hükümetinden fazla paralar almış...

ABD dünyada terör estiriyor

ABD neden hızla silahlanıyor, neden durmadan saldırıyor?
ABD kendi ihtiyacının çok üstünde silah üretiyor. Bu silahların satılması ve tüketilmesi; ülkeler arasında çelişkiler ve savaşlarla mümkün oluyor. ABD 2. Dünya Savaşı'ndan beri savaş halinde, yirmi ülkeye 50'den fazla askeri müdahale yaptı. Bunlardan bir kısmı petrol gibi doğal kaynakların tekelini ele geçirmek için, bir kısmı da ABD'nin emperyal politikasını gerçekleştirmek, bir dünya imparatorluğu kurmak için. Gerektiğinde napalm bombası da kullanıyor. İncirlik gibi bazı üslerde atom başlıklı füzeler bulundurduğu da söyleniyor.
ABD'nin ''savunma'' bütçesi 1988'de 250 milyar dolardan, 2004'te 400 milyar dolara çıktı. Afganistan ve Irak savaşlarıyla bu miktar 500 milyar doları aştı. Dünya halkları kanlarıyla, Amerikan halkı vergileriyle ödüyor; silah tacirleri kazanıyor: Üretimi IBM, General Motors, Lockheed Martin, Boeing/McDonnell gibi şirketler yapıyor, açıklar devletle yapılan gizli veya açık anlaşmalarla kapatılıyor. 11 Eylül'de, çifte kulelere yapılan saldırı bahane edilerek, ülkede bir terör havası yaratılıyor; Irak'ta başlatılan vahşi savaşın Ortadoğu'ya ve hatta bütün Asya'ya yapılması hesap ediliyor. ''Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'' , bu emperyal projenin bir parçası. ABD bir taraftan ''Ilımlı İslam'' adı altında Türkiye'yi bu politikasına alet ediyor, bir taraftan da ''İslami Terör'' adı altında İslam dünyasına bayrak açıyor. İnsanlık dışı uygulamaları ile dünya halk efkârını aleyhine çevirdiği gibi, kendi ekonomisine de yıkım getiriyor.

'BUSH SİLAH ŞİRKETLERİNİN ŞIMARIK ÇOCUĞU'
ABD'deki gelişmeleri kaygıyla izleyen Avrupa, bugün de ABD demokrasisini eleştiriyor. 2004 yılı başkanlık seçimlerinde bu demokrasinin zayıf tarafları ortaya döküldü. Gerek İngiliz gerekse Fransız basını, seçimlerde her şeyin paraya bağlı olduğunu vurguladı. 18 Ekim 2004 tarihli The Economist dergisi sordu: ''Neden oy kullanma hakkı olanların ancak yarısı oy kullanıyor? Neden bu kadar çok insan oy hakkından mahrum? Neden bu seçim bu kadar çok para dalgalarıyla yıkanıyor?'' Avrupa seçim kampanyalarına devlet yardım ediyor. Amerika'da bu iş özel şirketlerin elinde. Fransız Manier De Voir dergisi muhabiri durumu şöyle anlatıyor: ''Paranın egemenliği o kadar ezici ki, kim daha çok para toplayabiliyorsa seçimi o kazanıyor. Medyaya açılmak para ile oluyor; bütün propaganda araçlarına ulaşmak parayla, seçmene ulaşmak da parayla oluyor. Bu para nereden geliyor? Mr. Bush silah şirketlerinin şımarık bebeği. Çoğu zaman, çokuluslu şirketler seçtikleri partinin programının hazırlanmasında beraber hareket ediyorlar. Bu alandaki yatırımları patlama noktasına gelen Mr. Bill Gates, Microsoft'un Beyaz Saray'ın gözdesi olması için çok gayret sarf etti. Wall Street'te (yani mali çevrelerde) Paine Webber Cumhuriyetçileri, Goldman Sachs Demokratları tutuyor. Bu mali gruplar o kadar düzenli ki, bankaların birine 567.000 dolar, diğerine 552.000 dolar yatırdılar. Büyük şirketlerin yatırımları 4 milyar doları buldu. (Le Monde Diplomatique, Ekim-Kasım 2004)

BİLMEDİKLERİMİZ
ABD hakkında dışarıda çok bilinmeyen bazı olayları da anlattık. G. Bush'un, 20 Ocak 2005'te yapılan yemin töreninin 4600 polisin korumasında yapıldığını biliyor muydunuz? Teknolojinin tüm imkânları kullanılarak, havadan, karadan, yeraltından önlemler alındı. Kameralar, uçaklar, helikopterler, radar sistemleri hareket halindeydi. 40 milyon dolara mal olan bu törende, Bush, kendi gölgesinden korkan bir diktatöre benziyordu. Konuşmasında, ''özgürlük getirmek için yıldızların ötesinden talimat aldığını'' söylüyordu.
Ne var ki teröre karşı aldırttığı önlemlerle, Amerikan halkına özgürlük getirmiyordu. Halk, yurtiçi seyahatlerde, çok sıkı kontrolden geçirildiği gibi, kongrenin kabul ettiği ''Reform Yasası'' ile kişisel özgürlükler fazlaca kısıtlanıyordu. Merkezileştirilen güvenlik örgütlerine, ev ve üst arama, telefon dinleme gibi yetkiler verilmişti. Müslüman isimli yurttaşlara terörist gözüyle bakılıyor, gerekçesiz tutuklanmaları normal görülüyor. Ne dersiniz, bu ''demokrasiden'' şiddete, ırkçılığa, faşizme gidişin bir başlangıcı mı? Hitler de iktidara seçimle gelmemiş miydi?
CUMHURİYET  08.10.2005
AKRA