O Fransa ki, bir yandan uygarlığın merkezi, Aydınlanma düşüncesinin beşiği, özgürlüklerin kalesi; ama aynı zamanda gizli ırkçılığın en güçlü zemini, sömürgeci geçmişinden rahatsızlık duymayan bir emperyalist geleneğin mekanı, İslam karşıtlığının en net gözlendiği laik ülkelerden biri. Toplumda Fransız kabul edilmeyenlere karşı çok bilinen, rahatça fark edilebilen bir aşağılama söz konusu. Ama kurulu ‘cumhuriyet’lerinin, anayasa gereği ırk, dil, din ayrımı gözetmeksizin, herkese eşitlik taahhüdünde bulunuyor olması, bu duyguların gizli tutulmasını sağlıyor. ‘Öteki’ olarak kabul ettikleri kimselere karşı sadece, ‘onlar bizden farklı’ biçiminde bir bakış yok. Geçerli olan ‘onlar bizden aşağıda’ yaklaşımı. Kendilerinden olmayanı sevmek mecburiyetinde hissetmiyorlar kendilerini, ama onlara hoşgörü göstermek zorunda olduklarını biliyorlar…
Üstelik laik cumhuriyette, 11 Eylül sonrasında biraz daha sertleşen dini baskılar, İslam dinine karşı bir hareket olarak algılanıyor. Kısaca Fransızlaşamayan Fransalılar son derece huzursuz ve gergin…
7.11.2005 / DENİZ ÜLKE ARIBOĞAN / AKŞAM






