İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Telafer, kurban mı edildi?

Güncel
|

Türkiye’nin “Türkmen kartı”, Irak’ta hem kendisini, hem de Türkmenleri yalnızlığa mahkum etmiş; sonuçta Telafer’deki aylar süren kuşatmaya ve katliama sessiz kalınmasına kadar gelinmiştir.

Türkiye’nin “Türkmen kartı”, Irak’ta hem kendisini, hem de Türkmenleri yalnızlığa mahkum etmiş; sonuçta Telafer’deki aylar süren kuşatmaya ve katliama sessiz kalınmasına kadar gelinmiştir.
Telafer, Türkmenlerin yerleşik olduğu diğer bölgelere oranla dana az tanınan bir bölge. Aslında Türkmenler için çok büyük öneme sahip, çünkü nüfusun neredeyse tamamı Türkmenlerden oluşuyor. 300 bin Türkmen’in yaşadığı Telafer, Musul vilayetine bağlı ve bu konumuyla dünyanın en büyük ilçelerinden birisidir. Yüzde 95’i Türk olan ve 200’den fazla köyü bulunan Telafer, Musul’dan yaklaşık 75 km uzaklıktadır. Telafer’in bir başka önemli özelliği, burada çok sayıda Türkmen aşiretinin yaşamasıdır. El-Beyat, Alabay, Seyitler, İlhanlılar, Muratlı, Şeyhler, Babalar, Çulaklar, Çelebiler, bunlar arasında başlıcalarıdır.
Elde kesin rakamlar olmamakla birlikte burada yaşayan Türkmenlerin önemli bir bölümü Şiidir. Diğerlerini ise Sünni Türkmenler oluşturmaktadır. İşte bu önemli ayrıntı, bu bölgeye yönelik ilgisizliğin başlıca kaynağını oluşturmaktadır. Bu konuya girmeden, Telafer’in tarihinden önemli bir bölüm aktaralım ve bu bölgedeki direnişin ne kadar sağlam bir geleneğe dayandığını birlikte görelim.

Kaçakaç direnişi ve Telafer
Misak-ı Milli sınırları içinde olmasına rağmen kaybettiğimiz Musul’la birlikte Irak’taki Türkmenlerle de aramıza sınırlar girdi. Oysa Irak Türkmenleri, Birinci Dünya Savaşı sonundaki İngiliz işgaline karşı gösterilen direnişte büyük rol oynamıştı. İşgalden sonra Bağdat’ta, Musul’da ve Kerkük’te gösterilen direnişte her zaman onlar da vardı.

İşte o günlerde Telafer’de yaşayan Türkmenler, bölgede yaşayan Arap aşiretlerini de yanlarına alarak direnişe geçtiler. (Lütfen dikkat edelim, Arap aşiretleriyle birlikte.) İngiliz kışlasına yapılan baskınla harekete geçen Telaferliler, ardından pekçok İngiliz subay ve askerini öldürdüler. İngilizlerin büyük birliklerle şehre yaklaşması üzerine, merkezi boşaltarak dağlara çekilen direnişçiler, aylarca büyük sıkıntılar çekerek buralarda mevzilendi. Şehrin boşalmasını fırsat bilen İngilizler ise, Telafer’i yakıp yıktılar. Daha sonra çok sayıda Telafer ileri gelenini tutuklayan İngilizler, pekçoğuna büyük işkenceler yaptı ve sürgüne gönderdi.
1920 yılındaki bu büyük direniş, tarihe “Kaçakaç Yılı” olarak geçti ve yaşanan kahramanlık destanları bugünlere kadar ulaştı.

Türkiye’nin Türkmen politikası var mı?
Irak’la ilgili hemen her gelişmede Türkiye’nin burada yaşayan Türkmenlerle yakından ilgilendiği gündeme gelir. Ancak bu ilginin ne kadar sahici olduğu, bugün yaşanan sonuçlarla birlikte ciddi bir tartışma konusudur.
Türkiye’nin “Türkmen kartı” olarak tanımlanan stratejik avantajı, kurduğu ilişkilerin sağlam bir zemine oturmaması yüzünden, kendi aleyhine dönmüştür. Bugün başta Barzani olmak üzere Irak’ta yaşayan Kürt grupların Türkiye’den uzaklaşmasında, “Türkmen kartı” üzerindeki göstermelik hassasiyetin önemli bir payı vardır. Kısacası, yapılan yanlışlarla hem Türkmenler, hem de Kürtler kaybedilmiştir. Irak’ın en iyi eğitim almış ve en şehirli nüfusu olan Türkmenlerle ilgili Türkiye’nin politikaları, bu topluluk arasındaki bölünmeleri artırmaktan başka bir işe yaramamıştır. Bu önemli topluluğun sadece Türkiye’nin “istihbari uzantısı” gibi algılanması, onların Irak’taki hayatını daha da zorlaştırmıştır.
Saddam döneminde Türkmenlerin siyasi merkeze katılımını artıracak ve onların gücünü artıracak yerde Türkiye, Türkmenleri sadece kağıt üzerinde ve hamaset dolu bir yaklaşımla desteklemiştir. Daha da kötüsü, Türkiye’de mevcut olan siyasi, ideolojik, istihbari ve kurumsal tüm çekişmeler Türkmenlere yansımıştır. Böylece farklı Türkmen gruplar, ülkemizdeki çekişmeleri temsil eden yapılara dönüştürülmüştür. Ankara’nın daha sonradan işin fakına varıp Türkmenleri aynı çatı altında birleştirme çabası ise sonuç vermemiştir.
Bu konudaki boşluk ve yetersizlik, ABD’nin işgaliyle birlikte daha da belirginleşmiş, Türkmenler yeniden oluşturulan siyasi merkezin tamamen dışında bırakılmıştır. Bugünkü yapıda siyasi temsil açısından sadece Şii Türkmenler aktif durumdadır. Ancak onların da tüm irtibatları Irak’taki Şii grupların siyasete katılımı üzerinden gerçekleşmiştir. Sünni Türkmenlerin sahipsizliği gerçekten endişe verici boyutlardadır. Tıpkı Telafer katliamında olduğu gibi.
Türkiye’nin “Türkmen kartı”, Irak’ta hem kendisini, hem de Türkmenleri yalnızlığa mahkum etmiş; sonuçta Telafer’deki aylar süren kuşatmaya ve katliama sessiz kalınmasına kadar gelinmiştir.

Telafer’in bu kadar öne çıkmasının asıl nedenleri elbette çok farklı. Öncelikle şehrin son derece stratejik bir konumu bulunuyor. Ayrıca Suriye ve Türkiye’ye yakınlığı önemini artırıyor. Yakın bir gelecekte Suriye ve Türkiye’ye açılması muhtemel Sincar ve Ovaköy sınır kapıları, Telafer’i daha da stratejik konuma getirecektir.

Şehirdeki Şii ve Sünni nüfusun başından beri işgal güçlerine karşı açık tavır almaları, bu iki topluluk arasında ortaya çıkması muhtemel bir dayanışmanın getireceği sakıncalar, ABD’yi ürkütmüştür. Bu nedenle Telafer’de başından beri Şii ve Sünni Türkmenlerin aralarını açmak için çok ciddi bir psikolojik savaş yürütülmüştür. Nitekim operasyonların önemli ölçüde Sünnilerin bulunduğu bölgelere yoğunlaştırılırken, aynı zamanda özellikle Mukteda Sadr’a bağlı bazı Şii direnişçilerin de takip edildiği bilinmektedir. Dolayısıyla hedef, hem farklılıkları çatışmaya dönüştürmek, hem de önemli bir direniş geleneğine sahip olan şehirde, her noktada direnişi kırmaktır. Telafer’de hem Sünnileri, hem de Şiileri içine alacak bir “direniş modeli”, işgalciler için hep korkulu rüya oldu.
Ancak bu kadar stratejik öneme sahip ve hepsi bir yana Türkiye’nin canından bir parça olan Telafer konusunda inanılmaz gelişmeler oldu. Bunlardan en tuhaf olanı, Türkiye’nin tavrındaki değişiklikti. Çünkü iddialara göre, Türkiye’nin önüne konan bir pazarlık unsuru, Telafer’e sessiz kalmalarını sağlamıştı.

ABD tekrar saldırıyor
İşgal güçlerinin Telafer’le işleri bitmemişti, aksine yeni başlıyordu. Nitekim 2004 Eylül’ündeki bu harekatın ardından Amerikan güçleri şehre defalarca saldırı düzenledi. Özellikle 2005 yılının mayıs ayında çatışmaların şiddeti iyice arttı. Telafer, bir kez daha işgalcilere direniyordu.
ABD güçleri ve işbirlikçileri, kontrollü olarak şehirde hayatı zorlaştırıyordu. Bölgede o zor şartlar altında görev yapan meslektaşımız M. Alihan Hasanoğlu, 13 Mayıs 2005 tarihinde adeta hayalet şehre dönen Telafer’de halkın camiye bile gidemediğini yazıyordu.
Yardım konvoylarının girişine izin verilmediği şehirde sağlık sorunları baş gösterirken, yer yer devam eden baskınlar ve keskin nişancılar sebebiyle insanlar evden dışarı çıkamıyordu. Şehirde elektrikler kesikti. Cuma günü bile insanlar camilere alınmamıştı. Bir yandan Amerikan güçlerinin, diğer yandan onlarla birlikte şehre giren işbirlikçilerin baskıları, yiyecek ve ilaç konusunda da büyük sıkıntılar doğurmuştu.
Irak Türkmen Cephesi’nin, gelişmeler karşısında yeni Irak yönetimini göreve çağırması ise yeni anayasa tartışmaları arasında kaybolup gidiyordu. Bu kez kaç Telafer’linin öldüğü konusunda 40 ila 70 arasında rakamlar veriliyor, Türkiye olup biteni “ciddiyetle” izlemeyi sürdürüyordu.

( Telafer katliamı ve suskun Türkiye - 1 / Hazırlayan: Nasuhi Güngör )
MİLLİ GAZETE  11.11.2005
AKRA