Bosna Milli Şairi ve Sarayevo İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Ladiç:
"Dinler arası diyalog adı altında sunulan girişimler, aslında politikacılar arasında gerçekleştirilen diyalogtan öteye bir şey değildir. Açıkçası dinler arası diyaloğa inanmıyorum. Onlar kendi dinine inanıyor, biz kendi dinimize... Dinler arası diyalog kurulabilecek olsaydı Srebrenitsa katliamı olmazdı. O yüzden bunlar politik söylem ve kandırmacadan öteye bir şey değil."
"Türkiye'nin AB üyesi olması Türkiye'den çok bizim için önemli. AB içerisinde Türkiye gibi güçlü bir Müslüman ülkenin değerleriyle var olmasını, Avrupa'da yaşayan diğer Müslümanlar için önemli bir nimet olarak görüyorum." "Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, rahmetli Turgut Özal'a 'Sırplar bütün camilerimizi yıktı, biz ne yapacağız?' diyerek dert yanmıştı. O da 'Ülkenizi koruyun, camileri sonra hep beraber yaparız' demişti. Bu düşünceden hareketle, açıkçası biz sağlıklı bir şekilde ülkemizi kurmak istiyoruz. Devletimizi kurarsak Bosnalıların kalbinde öyle sağlam bir İslâm sevgisi vardır ki, sonrası kendiliğinden gelecektir."
SUNUŞ
Bosna Hersek Devlet Başkanı rahmetli Aliya İzzetbegoviç'e yakınlığıyla da bilinen Bosna Milli Marşı'nın şairi ve Sarayevo Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Ladiç, savaş sırasında Bosna'da sembolleşen isimler arasında yer alıyor.
Ladiç'le Bosna Hersek'in başkenti Sarayevo'da gerçekleştirdiğimiz sohbette; dinler arası diyalog, Bosna Hersek'in bugünkü durumu-geleceği ve Avrupa'da İslâm'ın ne kadar yayılabileceğini konuştuk. Bosna'nın modernizmin pençesi altında olduğunu söyleyen Ladiç'in çözüme yönelik görüşleri de oldukça dikkat çekici...
Son derece çarpıcı tesbitleri bulunan Ladiç, dinler arası diyaloğu politik bir kandırmaca olarak nitelerken, "AB içerisinde Türkiye gibi güçlü bir Müslüman ülkenin değerleriyle var olmasını, Avrupa'da yaşayan diğer Müslümanlar için önemli bir nimet olarak görüyorum" diyor...
• Sayın Ladiç, Bosna'daki savaş ve katliamların üzerinden neredeyse 10 yıl geçti, bugünkü atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz?
• Çıkışı nerede görüyorsunuz?
- Bizim için tek çıkış yolu Hanefilik temelinde bir İslâmî anlayış. Bosna'da Hanefi mezhebi bir krizde. Hanefi mezhebimiz Osmanlı'dan geliyordu. Komünizm ve savaşla birlikte Osmanlı'dan emanet aldığımız dinî yapı biraz değiştirildi. Savaş sonrasında da Şia ve Vahhabilik ülke topraklarında yer edinmeye başladı. Artık yine Osmanlı dönemindeki gibi Hanefi mezhebi temelinde bir İslâmî anlayışı bu topraklarda hakim kılmamız gerekiyor. Ancak asıl mücadelemiz İslâmî yorumlardan ziyade modernizme karşıdır. Bizler modernizme bir şekilde karşı koymak durumundayız. Çünkü son yıllarda özellikle genç kızlarımızın, modern olma sevdası yüzünden, dinin emirlerini yerine getirmeye çalışsalar da açık saçık giyindiklerini görüyoruz. Bunun ilacı da Hanefi mezhebinde yer alıyor.
- Bizim için doğru gördüğümü söylüyorum. "Ehli Sünnet'in diğer kolları veya diğer mezheplerle mücadele edelim" demiyorum, "Modernizmle mücadelemizi Hanefi mezhebiyle yapalım" diyorum. Bunu da "AB'de yeni Hanefizm" başlığıyla sembolleştiriyorum. Müslüman ilim adamlarının Ebu Hanife'yi tekrar keşfetmeleri gerekir. Onun daha fazla tanınması, tanıtılması ve günümüze aktarılması gerekiyor. Bu sayede AB'de İslâm'ın daha etkin olması beraberinde gelecektir. Ebu Hanife'nin Müslüman olmayanlara bakışı da son derece önemli. Benim düşünceme göre Hanefi mezhebi hem bu topraklarda yaşayan, hem de dünyadaki Müslüman veya Müslüman olmayanların bütün sorunlarına cevap verebilecek nitelikte.
• Modernizme, Osmanlı'dan devam eden din anlayışıyla mı karşı koymayı düşünüyorsunuz?
- İfade ettiğim gibi Hanefi mezhebi bize Osmanlı'dan miras kaldı. O dönemde fikirlerimiz ve bakış açımız aynıydı, ama bugün Türkiye ile bazı fikirlerimiz farklı. Aslında çok önemli farklılıklar yok, ancak Türkiye'dekine benzer olsa da kendi yorumumuzun oluşması gerekiyor. Bir de Boşnaklar bir Avrupa toplumu. Özgürlük anlayışımız Türkiye'den biraz daha farklı.
"EN YAKIN DOSTUMUZ TÜRKİYE"
- Biz şunu çok iyi biliyoruz; Türkiye bizim en yakın dostumuz. Bu yüzden de en büyük yardım talebimiz Türkiye'den. Başbakanlık Başdanışmanı Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu, İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu ve Ali Bulaç gibi bu konularda etkin isimlere burada yaşanan sorunları anlattım. AK Parti Milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş'la da irtibattayız, onlar buraya gelecekler ve ne yapılabileceğini hep beraber kararlaştırıp, Türkiye'den ona göre destek isteyeceğiz.
• Türkiye AB'ye girmeye çalışıyor. Bosna ise Avrupa'nın kalbinde İslâm'ı yaşıyor. Bu tecrübenize dayanarak soruyorum; Türkiye AB'ye girerse İslâmî yapısını koruyabilir mi?
- Siz koruyabilirsiniz, çünkü çok büyüksünüz. Ama sorun Bosna için, biz bir damla su gibiyiz. Türkiye'nin içinde olmadığı bir AB'ye girersek bir damla su okyanusta kaybolur gider. Açıkçası değerlerimizi kaybetme durumuyla karşı karşıya kalabiliriz.
• Türkiye'nin AB'ye girmesi en az 10 yıl sonra gerçekleşecek, bahsettiğimiz bu ortamın oluşacağı 10 yıl sonrasının Bosna'sı için içinizde bir güven var mı?
- Bizim insanlarımız hâlâ korkuyorlar. Kağıtta ülkemiz var, ama fiiliyatta yok. Sırplar başka, Hırvatlar başka bir şey istiyor. Artık Aliya İzzetbegoviç de öldüğü için bir liderimiz yok. Onun için insanlarımız hâlâ korkuyorlar.
• Bunun uzantısı olarak Bosna'da 10 yıl sonrasının İslâmî yaşantısını nasıl görüyorsunuz?
- Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, rahmetli Turgut Özal'a "Sırplar bütün camilerimizi yıktı, biz ne yapacağız?" diyerek dert yanmıştı. O da "Ülkenizi koruyun, camileri sonra hep beraber yaparız" demişti. Bu düşünceden hareketle, açıkçası biz sağlıklı bir şekilde ülkemizi kurmak istiyoruz. Devletimizi kurarsak Bosnalıların kalbinde öyle sağlam bir İslâm sevgisi vardır ki, sonrası kendiliğinden gelecektir. Bize her an AB'ye girecekmiş gibi davranılıyor. Kağıt üzerinde ülke gibi görülüyoruz, ama bu sadece kağıt üzerinde. Bunun çok iyi bilinmesi gerekiyor.
• Gerçi sizin uzmanlığınızın dışında ama, Bosna'da askerlik süresinin 1 ay olması da bunun bir uzantısı mı?
- Evet, burada askerlik süresi son derece sınırlı. Onun için negatif düşüncelerimiz daha da artıyor. Bizim politikacılar askerlik konusunda böyle düşünüyor, ama Sırplar böyle düşünmüyor, onların hâlâ çok güçlü ve düzenli orduları var.
"HALİFE TÜRK, MÜSTEŞARI BOŞNAK OLACAK"
- "Bir gün tekrar İslâm halifesi olursa, halife Türk, müsteşarı da Boşnak olacak" sözü burada çok dile getirilir. Türkiye'nin cihan devleti olmasını elbette isteriz, ancak geleceğe realist bakmamız lazım. İlk önce Türkiye'nin AB'ye girmesi gerekiyor. Kendi entelektüel düşüncemizi ve dinimizi orada yaymamız lazım. Zaten yeterince düşmanla mücadele ediyoruz ve yeni düşmanlar lazım değil. Avrupa ülkeleriyle dost olarak hareket etmemiz gerekir. Dost olduğumuzda İslâm kültürü, ezilmek bir yana bu coğrafyada daha da yayılacaktır, çünkü bizim kültürümüz buna son derece müsait.
• Türkiye AB'ye girerse Avrupa'da İslâm'ın daha fazla yayılacağını mı düşünüyorsunuz?
- İslâm zaten gelişiyor, ama bir taraftan da elimizde olanı korumak zorundayız. Almanya, Fransa ve Bosna'da İslâm'ı korumak zorundayız. Savaş sırasında Almanya bize en fazla yardım eden ülkeler arasındaydı. Devletten ziyade halkın yardımından bahsediyorum, onlar Hıristiyandı, ama Bosna'ya yardım etti. Batı'daki Hıristiyanların tamamı Müslümanlardan nefret etmiyor, bu ortamın iyi değerlendirilmesi gerekir. Binlerce Avrupalı İslâm'ı bekliyor. İslâm'ın değerlerini onlara göstermemiz lazım. Onların onu alıp alamayacağını ancak Allah bilir. Görevimiz onlara İslâm'ın güzelliklerini sunmak.
• Sayın Ladiç, son olarak dinler arası diyalog konusuna değinmek istiyorum. Bosna'da Müslümanlar, yüzyıllardır Hıristiyanlarla birlikte yaşıyor, bir tedirginlik ve çatışma ortamı var. Türkiye ise son yıllarda dinler arası diyalog atmosferi içerisinde hareket ediyor. Farklı bir dinle iç içe yaşayan bir ilahiyatçı olarak dinler arası diyalog kurulabileceğine inanıyor musunuz?
- Dinler arası diyalog adı altında sunulan girişimler, aslında politikacılar arasında gerçekleştirilen diyalogtan öteye bir şey değildir. Açıkçası dinler arası diyaloğa inanmıyorum. Onlar kendi dinine inanıyor, biz kendi dinimize inanıyoruz. Dinler arası diyalog kurulabilecek olsaydı Srebrenitsa katliamı olmazdı. O yüzden bunlar politik söylem ve kandırmacadan öteye bir şey değil.
VAKİT 21.11.2005






