İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Türk boru kartel kıskacında

Ekonomi
|

Bor kapanı, uluslararası kartel ve aracıların Türkiye'nin bor madenlerini esirleştirme sürecidir. ''Bor kapanı''na önce madenler, sonra madenciler, ardından sanayiciler, son olarak da Eti Maden'in ''bürokrat-tüccar ve sanayicileri'' kısıldı...

Bor kapanı, uluslararası kartel ve aracıların Türkiye'nin bor madenlerini esirleştirme sürecidir. ''Bor kapanı''na önce madenler, sonra madenciler, ardından sanayiciler, son olarak da Eti Maden'in ''bürokrat-tüccar ve sanayicileri'' kısıldı...


Bor sorunu Türkiye'nin dünya bor ürünleri piyasasında bor madeni rezervlerine uygun oranda yer alamamasıdır. Türkiye dünyadaki rezervlerin yüzde 70'ine sahip olmasına rağmen yılda sadece 212 milyon dolar gelir elde ediyor.

Türkiye'deki madenlerin yüzde 80'i devletin elinde. Bu bü rokrat-madenciliğin milli gelire katkısı son derece sınırlı. Özel sektör madencilerinin de çoğu, kamu kuruluşlarının taşeron işletmeleri. Yaşayabilmeleri, bürokratlar ile kuracakları ''iyi ilişkiler'' e bağlı. İşletmelerdeki bürokratlar emekliliklerinde çoğunlukla bu taşeron madencilik şirketlerinde çalışıyor.  


Bu kısırdöngüyü kırmanın yollarından biri 'bor' dan geçiyor. Bor, madencilik bürokrasisini ve buna bağlı taşeron madenciliği ayakta tutan en önemli kaynak. Bu nedenle bir grup madenci bürokrat, borla sağladıkları yaşam alanlarının ellerinden alınmasından korkuyor; boru Türkiye'de ''stratejik'' ilan edip rafa kaldırıyor; Türkiye'nin uluslararası kartel kapanındaki borunu değerlendirmesini engelliyor. Bor sorununun çözümü, sadece madenciliğin önünü açmakla kalmayacak, aynı zamanda toplumun kendine güven duygusunu da arttıracak. Bor gibi bir kaynağını değerlendirememesi, toplumun bilinçaltında ''beceriksizlik'' olarak baskı oluşturuyor, kendine güven duygusunu zedeliyor.

Türkiye ''devletçilik'' ile sanayileşmeye çabalarken, bor madenleri uluslararası kapitalist sistemle, Türkiye'deki devletçiliğin etkileşim sürecinde kapana girdi. Bor kapanı, uluslararası kartel ve aracıların Türkiye'nin bor madenlerini esirleştirme sürecidir. ''Bor kapanı'' na önce madenler, sonra madenciler, ardından sanayiciler, son olarak da Eti Maden'in ''bürokrat-tüccar ve sanayicileri'' kısıldı... Bor sorunu, Türkiye'nin dünya ''bor ürünleri'' piyasasından, ''bor madeni'' rezervlerine uygun oranda pay alamamasıdır. Türkiye, dünyaya bor madeni satan (yüzde 95), dünyadaki en çok ve en kaliteli rezervlere sahip olmasına rağmen (yüzde 70), bunların kolaylıkla işlenmesiyle elde edilen bor ürünlerinin dünya piyasasından son derece yetersiz (yüzde 7), adeta ''sus payı'' gibi az bir pay alan, içinde bor bulunan herhangi bir kimyasalı üretemeyen, yılda ancak ortalama toplam 212 milyon dolar bor geliri olan bir ülke! Bor sorununun çözümü, Türkiye'nin bor ürünleri piyasasından aldığı (yüzde 7) payın arttırılmasıdır. Acaba Türkiye bu kapana nasıl kısıldı, bor sorunu nasıl oluştu?

Dünya piyasasının oluşumu

Napolyon savaşları sonrasında Avrupa'da kurulan göreceli barış ortamıyla hızlanan sanayileşme, bora olan gereksinimi arttırdı. Önce İtalya'da, ardından da hemen hemen aynı tarihlerde Güney Amerika (1852), Türkiye (1852) ve ABD'de (1856) bor bulundu. Dünya bor piyasasını etkileyen bu madenlerin işletilmesiyle, o güne kadar borun tek kaynağı olan Tibet'in pabucu dama atıldı. İtalya, ABD ve Güney Amerika'daki madenler, kimya ve madencilik gibi disiplinler yardımıyla, bilinçli aramalar sonunda bulundu. İtalya ve ABD'deki madenlerin bulunmasının ardında ulusal sanayinin, Güney Amerika'dakinin ardında ise emperyalizmin itici gücü vardı. Türkiye'deki bor madeni tümüyle rastlantı sonucu bulundu, ardında itici güç yoktu. Bulunuşları arasındaki bu farklılık, bir bakıma o madenlerin de geleceklerini belirleyen unsur oldu.


ABD'DE BOR PİYASASININ DOĞUŞU
ABD piyasasındaki oluşumlar, günümüz bor dünyasını belirleyen dinamikleri şekillendirdi. ABD bor piyasası 1850 - 1900 yılları arasında biçimlendi. ABD'de bor bulunmadan önce dünyadaki tek bor üreticisi İtalya'ydı. Bu nedenle bor oldukça pahalıydı. ABD'de Teels Marsh'taki bataklıklarda bor bulunmuştu ama üretim için madencilerin ithalata karşı korunmaları gerekiyordu. Bordaki gümrük vergi oranı 1867 yılında yükseltildi. İthalat pahalılaşınca, ABD'de de bor işletmeciliği başlamış oldu. Bir süre sonra gümrük duvarının ardında oluşan ithalat rantıyla çok sayıda üretici ortaya çıktı. 1872 yılında gümrükler indirildi. İthalat rantıyla oluşmuş verimsiz işletmelerin çoğu piyasadan silindi. Kapanan işletmeleri Coleman ile birlikte J.M. Smith satın aldı.

1883 yılında gümrük duvarları tekrar yükseldi. Aynı şeyler gene tekrarlandı. Artan üretim bu kez de fiyatları düşürmüştü. Buna önlem olarak fiyat ve miktar kısıtlaması için J.M.Smith ve Coleman'ın öncülüğünde 5 bor üreticisi ''San Francisco Boraks Karteli'' ni oluşturdu. Kartel bir yıl sonra sadece J.M. Smith'in teklif ettiği fiyatlarla Smith'e boraks ve borik asit satar duruma dönüştü(!). 1890 yılında Coleman iflas edince, ortağı J.M. Smith New Yorklu bankerlerin desteğiyle, Coleman'ın borla ilgili şirketlerini ve işletilebilir madenlerinin tümünü satın aldı.

Bu süreç içinde boraks fiyatları düştüğünde, satışları arttırmak için kullanılan reklam yöntemleri, bugünkü ''borsever'' lere parmak ısırtacak türdendi: Örneğin 1878 yılındaki fiyat düşüşünde J.M. Smith boraksı, ''Banyo suyuna katılırsa, köpüklerde oluşan difteri mikrobunu yok eder.... Ciğerlerinden, böbreklerinden şikâyeti olanlara... Bayanlar! Cilt yumuşaklığınız için... Baş ağrısı çekenler... Sinirlerini yatıştırmak isteyenler... Çocuklarınıza zihin açıklığı... Yapmanız gereken tek şey, haftada bir saçlarınızı borakslı suyla yıkamak...'' vs. söylemleriyle pazarlıyordu.

HEM KAPİTALİST, HEM ŞÖVALYE...
1894 yılında inen gümrük vergileri, ABD'nin özellikle doğu kıyılarındaki bor fiyatlarını düşürmüştü. Doğudaki fabrikalar Avrupa'dan ithalata başladı. US Borax'ın kurucusu Smith'in bu sorunu kaynağında, Avrupa'da çözmesi gerekiyordu. O yıllarda Avrupa ülkeleri; İtalya, Türkiye ve Güney Amerika'daki madenlere bağlı olarak boraks ve borik asit üretiyordu. Avrupa'daki 38 fabrika arasında kartel anlaşması vardı. Kartel, ABD'de olduğu gibi fabrikaların kullanacağı hammaddenin miktar ve fiyatını belirliyordu.
''Öğrendik ki Amerika'daki piyasadan aslan payını alan, özellikle de tükenmez bor yataklarına sahip olan Mr. Smith, ABD'de gümrüklerin indirilmesiyle, Türkiye'deki hammaddeye dayalı üretimin rekabetinden oldukça rahatsız olmuş... Londra'yı ziyaretinin temel nedeni, Avrupa piyasasını güven altına alarak, piyasa payını daha da arttırmakmış...'' (1)

Ortaklık kurduğu İngiliz Redwood şirketinin yöneticisi, o sıradaki J.M. Smith'in Londra ziyaretini böyle değerlendirmişti. 1896 yılında Pacific Borax ile Redwood Chemical Works Ltd. ortaklığıyla bugünün US Borax'ı kurulmuş oldu. Şirketin kuruluşunu sağlayan anlaşmayı, İngiliz Sir A. Wilson ''şövalye'' (knight), ABD'li J.M. Smith ise ''kapitalist'' unvanıyla imzaladı.Artık ABD dışındaki hammadde kaynakları ''zaptu rapt'' altına alınabilirdi. ''US Borax'ın çıkarlarını koruyabilmek için, ilk on yıl içindeki temel sorununun öncelikle Türkiye ve özellikle Güney Amerika'daki madenlerle uğraşmak olduğu anlaşılıyordu.'' (2)

Türkiye ve Güney Amerika ülkelerinin ortak noktası, Avrupa ve ABD'deki gibi bağımsız ve ulusal ekonomilerin oluşumundan yoksun oluşlarıydı. Osmanlı İmparatorluğu dağılıyor, Güney Amerika'daki bağımsız devletler yeni yeni oluşuyor, hammadde kaynakları Avrupa ve ABD'li sanayileşmiş ülkelerin ilgi odağını oluşturuyordu.

US Borax Türk borunu satın alıyor

19'uncu yüzyılın sonlarında, Türkiye'deki bor madenlerini yabancılar işletiyordu. (Ermeni ve Türk) bürokratları, Ermeni madenci Şirinyan 'a da, Türk madenci Asmaaltı tüccarı Asım 'a da ''Eflatun gibi evrenin tüm sırlarına vakıf Ulu Hakan'' ın iradesine ve her iki Osmanlı vatandaşının da madeni işletmek için yabancılara göre daha fazla bedel önermesine rağmen, ruhsat vermiyordu. US Borax, 1899'da Türkiye'de iki bor madeniyle birlikte bu madenleri işleten şirketlerin Lyon, Paris ve Viyana'daki üç rafinerisini de satın aldı. Böylece, Türkiye'deki madenlerle birlikte fabrika, depo ve satış ağı bağlantılarını da ele geçirmiş oldu. Madenleri satın aldıktan sonra, US Borax'ın Türkiye'deki işlerini nasıl yürüttüğünü anlamak, gene o günkü toplum yapımızı ve Osmanlı bürokrasisinden bugüne neleri miras aldığımızı gösteriyor. US Borax'ın o günkü raporları, bir bakıma oyunun günümüzde neden bu kadar kolay oynandığını aydınlatıyor: ''Sultançayırı ve Aziziye'deki madenleri çalıştırmak, bu madenleri elde tutmak için alınmış çevredeki işletme haklarını yönetmek için saray paşalarının kontrolündeki oldukça karmaşık ve yolsuzluk içindeki bürokrasi ile çalışmayı gerektiriyordu. İstenileni elde etmek için doğru tarafta olan Ernest Whithall ya da Edward Pears gibi, sarayın resmi olmayan bir sürü yan kapısını kullanmayı bilen levanten aracılara ve bunların son derece yetenekli ve güvenilirlerinden biri olan US Borax'ın İstanbul'daki (yazar 'Constantinople' diyor) temsilcisi Aristide Tubuni ile çalışmayı gerektiriyordu.'' (3) ''Ofisin çalışması, bugünün Türkiyesi'nde bile hoş karşılanmayabilir ama ellerinden kaçırdıklarını öğrendiklerinde küplere binecek olan aç saray paşalarını kuşkulandırmadan, US Borax'ın maden işletme hakkını alabilmesi mümkün olmayacaktı...'' (4) İşte US Borax'ın kendi kaleminden, o günün Osmanlısı üzerine yapılan birkaç değerlendirme ve kurulan ilişkiler...


KAYNAK: 1- The tincal Trail, A History of Borax-1984 - Travis S.74, 2.- Travis S. 87, 3- Travis S. 90, 4- Travis s.218
BOR KAPANI - 1   CUMHURİYET   22.11.2005
AKRA