Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, 12 Ekim 2004’te, “Irak’taki nükleer tesislerin yağmalandığını, ileri teknoloji ürünü araç ve gereçlerin götürüldüğünü, bu araç ve gereçlerin nükleer silah yapımında kullanılabilecek nitelikte olduğunu” açıkladı.
Malzemenin Irak ordusunun malvarlığını satan çete tarafından kaçırılıp satıldığına, bir kısmının yüz araçlık konvoyla İsrail’e götürüldüğüne, Türkiye’de bir limanın bu operasyonda kullanıldığına dair ciddi deliller var. 2004 Nisan’ında, Irak topraklarına, özellikle Basra tarafına nükleer silah transfer edildiği ortaya çıktı. BAE’de yayınlanan El Haliç gazetesi, Kuveyt gümrük memurlarının işgal güçlerine ait kamyonlarla Irak’a radyoaktif malzeme sokulduğunu farkettiğini, aracın kontrol edilmesine izin verilmediğini yazdı. Tehran Times, 13 Nisan’da, “işgal güçlerinin çok sıkı korunan kargo gemileriyle Irak’a kitle imha silahları soktuğunu” yazdı. Irak kaynaklı bir başka haberde, Basra’ya götürülen silah dolu conteynerların “Maeresk” adlı “paravan” bir şirkete ait olduğu ancak conteynerların Kızılhaç ve ABD’nin yardım kuruluşu USAID etiketlerini taşıdığı bildirildi.
Olayın vahameti şimdi ortaya çıkıyor. Amerika’nın Irak’ın güneyine nükleer silahlar stokladığı, bu operasyonun önde gelen isminin Bush’un güvenlik danışmanı Stephan Hadley olduğu (Türkiye ziyaretine dikkat!), bunların ABD’nin Soğuk Savaş döneminde belli ülkelere yerleştirdiği 480 nükleer bombanın büyük bölümünü oluşturan B61 taktik nükleer silahlardan olduğu, Güney Irak’taki ABD F16’larının bu silahları da kullanacak şekilde donatıldığı, İsrail’in İran’ın nükleer tesislerini vurması durumunda İran’ın yüz binlerce devrim muhafızıyla Güney Irak’a gireceği ve ABD askerlerini hedef alacağı, ABD’nin de askerlerini koruma refleksiyle bu silahları İran’a karşı kullanacağı iddia ediliyor.
Son dönemde ABD’nin Irak politikalarındaki değişiklikler, Türkiye ve S. Arabistan’ı Sünni refleksiyle harekete geçirip İran’ı dengeleme çabası, üst düzey yetkilileri Türkiye’ye göndermesi (CIA, FBI başkanları), İran’a karşı AB’yi yanına çekme uğraşısı, İran’ın ABD ve İsrail’e yönelik ağır ithamları bu açıdan da değerlendirilmeli.
20.12.2005 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK