Süleymaniye’de yaşanan olay milletin içinde yaradır ve bir gün hesabı görülmelidir. Fakat bu intikam naraları atılarak gerçekleşmeyecektir.
Misilleme şeklinde bile olmayacaktır. Milli hafızasını yitiren devletimiz onu yeniden kazandığında, muhatabı gibi bir süper güç olmayı beklemeden gereken hesabı sorabilecek, bunun bedelini ödetebilecektir! Bunun için tek şart, ABD’ye muhtaç durumdan kurtulmaktır. Böyle bakabildiğimiz zaman, şimdiki ABD büyükelçisinin dün yayınlanan bir mülakatında adeta ‘geçin bu çuval hikayelerini, biz size çok yardım yapıyoruz’ demeye getirmesi daha berbat bir hakarettir. Bu elçiye sıcağı sıcağına ‘Ne yardımıymış bu? Biz sizin hibe dediğiniz katkıların bile hangi bedellere mal olduğunu biliyoruz’ diye çıkışacak duruma gelene kadar intikamdan ve misillemeden söz etmek gülünç olmaktır. Aralarında müttefiklik adı altında neredeyse manda ilişkisi bulunan iki ülkeden zor durumdaki için böyle bir yükümlülük öngörmek de saçmadır. Belki bir takım ‘çılgın Türkler’ tarafından fedaice eylemlerle verilecek bir çuval cevabı olabilir ama bu dahi şimdiki şartlarda gurur kurtarmaya yetmez, yetse bile kaba ve küstah hasmınız daha şiddetli bir tepkiyle daha ağır bir yara açabilir. Ne var ki, ABD’nin bazı işlerini önce filmlerdeki kahramanları ile gördüğü gibi siz de şimdilik iyi bir filmle, ileride hesabı görülmesi gereken çuvalı milli hafızaya kazıyabilirsiniz. Açıkçası şimdilik ancak, sanal şecaat vadisinde denk bir savaş verebilirsiniz! Aksi halde, ayrıntılarını konuşamayacağınız sınırı geçen bir saha ajanı durdurarak dengelediğinizi düşünecek kadar ucuz bir avuntu ile yetinirsiniz. Sanal misilleme, banal misillemeden iyidir.
6.1.2006 / ÖMER LÜTFÜ METE / SABAH






