İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Biyolojik silah mı?

Güncel
|

4 çocuğun ölümüne yol açan ve tavukçuluk sektörünü vuran kuş gribinin önemli bir biyolojik savaş silahı olduğu ve Türkiye’yi hedef aldığı iddia edildi.

4 çocuğun ölümüne yol açan ve tavukçuluk sektörünü vuran kuş gribinin önemli bir biyolojik savaş silahı olduğu ve Türkiye’yi hedef aldığı iddia edildi.


İnsanlığı tehdit eden saldırılar

1995 yılında ortaya çıkan Ebola virüsü, Çin-Hongkong ve diğer Uzakdoğu ülkelerinde görülen sars hastalığı biyolojik silah yöntemlerinin bilinen ilk örnekleri olarak kaydedildi. Şarbon, e-coli, botulizm, lassa gibi virüslerin de kitle imha silahı olarak kullanılabileceği korkusu insanlığı tehdit ediyor. Bilim adamları, 1918 yılında İspanyol Gribi olarak adlandırılan virüsten 40 milyona yakın insanın öldüğünü belirtiyorlar.


Türkiye mi hedeflendi?
Türkiye’de hastalığın ortaya çıktığı bölgelerin kuşların göç yolu üzerinde olduğuna dikkat çeken uzmanlara karşılık “bunun tek başına yeterli olamayacağı” dile getirildi. Konuyla ilgili çevreler virüsün “biyolojik bir silah” olarak kullanıldığından endişe ettiklerini belirterek, “Bu mikrop ne akıllı bir mikroptur ki, sınır bölgelerde başlıyor, ama sınırları aşmıyor?” diyorlar.

Sorular kafaları karıştırıyor

Bu arada, olay ABD medyasındaki kuş gribiyle ilgili çeşitli iddialar yer aldı. 1997’de koca Asya’da 140 kişi hastalanırken, virüs Türkiye’de nasıl bir anda 30 kente sıçradı? Doğubayazıt etkilendi, Ermenistan ile İran niye geçmedi? Virüs nasıl ilk kez Türkiye’de mutasyona uğradı? Soruları soruldu. En fazla üzerinde durulan nokta ise daha önce sadece 8 Güneydoğu Asya ülkesinde insana bulaşan hastalığın neden Türkiye’ye de ulaştığı ve nasıl bu kadar hızlı yayıldığı. Cevap bulmaya çalışırken sorulan sorular ise kafaları daha da karıştırıyor. “Hastalığı yayan virüs göçmen kuşlarla yayılıyorsa neden sadece Türkiye ile sınırlı kaldı” ya da “Göçmen kuşlar Türkiye dışında başka bir ülkeye uğramıyor mu” gibi sorular ABD’nin saygın gazetelerinden International Herald Tribune Gazetesi’nde dile getirildi. Gribin biyolojik bir savaş olup olmadığı dillendirilmese de içten içe tartışıldı. Aynı anda birden fazla bölgede ortaya çıkması, 30’a yakın İl’e yayılması, öncekinin aksine kuşlardan insanlara bulaşmış olması ve yabani kuşların göç yolu üstünde bulunmasına rağmen komşu ülkelerden kuş gribi alarm ve uyarılarının gelmemesi bu soruyu haklı kılıyordu. Kuş gribinde böyle bir şüphenin insanların aklına düşmesi de boşuna değil. Çünkü, dünyada biyolojik silah çalışmaları yapıldığı herkes tarafından biliniyor.


İspanyol gribi 40 milyon kişiyi öldürmüştü
1918’de İspanyol Gribi (Spanish Flu) diye bir kuş gribi ortaya çıktı. Bu virüs insandan insana bulaşabiliyordu. 40 milyona yakın insana bulaşarak ölümlerine neden oldu. Amerikalı bilim adamları virüsün canlandırılmasını, bugün kuşlardan insana sıçrayan kuş gribi (H5N1) tehdidinin önlenmesi ve anlaşılması için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyor ve bu konuda geçtiğimiz haftalarda Amerikan bilim adamlarından bir açıklama geldi ve bilim adamları virüsün yeniden canlandırıldığını açıkladı. Kimilerine göre ise bu teröristlerin ya da kötü niyetlilerin elinde dünyayı biyolojik savaşların eşiğine getirebilecek bir risk; Kuş gribi virüsü de nükleer silahlardan daha kolay elde edilebilir; üretilip çoğaltılabilir, biyolojik bir silah, dahası terör silahı haline gelebilir! İnsanlık tarihinde yakın dönemde toplu ölüme neden olan en etkin salgınlardan birisi olarak bilinen İspanyol Gribi virüsünün (H1N1) bilinmeyenlerini ortaya koyan bu araştırma büyük ilgi uyandırdı. Çünkü tarihçi Alfred Crosby’e göre, virüs 6 ay gibi kısa bir sürede 4 yılda I. Dünya Savaşı’nda ölenlerden daha fazla insanın ölümüne neden olmuştu” “1995’de ebola virüsü Zaire’de patlak verdi. Bunun biyolojik silah olduğu ileri sürüldü. Yine,  Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de Halepçe’de biyolojik ve kimyasal silah kullanarak gerçekleştirdiği katliam buna örnekti. Bundan sonra biyolojik saldırı tehdidi gündeme ilk olarak 11 Eylül saldırılarından sonra geldi. Şarbonlu zarflardan gelecek saldırılar için tüm Amerika ve dünya ayağa kalktı. Bugün de kitlesel ölümlere neden olabilecek kimyasal ve biyolojik bir saldırı en çok korkulan terör saldırıları listesinin başında yer alıyor. Şarbon, e-coli, botulizm, ebola, lassa gibi virüslerin kitlesel imha silahı olarak kullanılabileceği korkusu adeta birçok devleti esir almış durumda”1

Virüsün taşınması çok kolay

Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği Başkanı Emekli Yarbay Dr. Can Demir, Türkiye’deki 4 büyük firmanın önümüzdeki yıl, AB’ye beyaz et ihracatı başlatacağına işaret ederek, kuş gribi konusunun çok iyi değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Demir, “Kuş gribi biyolojik bir saldırı olabilir. Bu virüsün göçmen kuşlar tarafından geldiği kesin değil. Göçmen kuşların dışkılarının incelenmesi lazım. Bu virüsü cebinize koyarak uçakla da getirebilirsiniz” diyerek, biyolojik saldırı olasılığına dikkat çekiyor.


Biyolojik silah çalışması ilk ne zaman başladı?

Peki dünyadaki biyolojik savaş ve silah tarihi nereden başladı? “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Amerikan Ordusu’ndan Leon Fox’un biyolojik savaş olasılıklarıyla ilgili hazırladığı ilk raporda Japonların bu alanda yaptıkları çalışmalar yer alıyordu. Fox’un raporuna göre Japonların koleradan şarbona, tifodan çiçek hastalığına kadar birçok virüsü biyolojik silah olarak geliştirdikleri uyarısı yapılıyordu. Soğuk savaş süresince de üstünde en çok çalışılan konular arasında biyolojik savaş programı da vardı. 1942 baharında ABD Başkanı Roosevelt ile İngiltere Başbakanı Winston Churchill biyolojik silahları sınırlama getiren politikalarını açıkladı. Amerikalılara göre açıklamanın ardında Japonya’nın II. Dünya Savaşı boyunca biyolojik silahlar üzerinde yaptığı çalışmalar yatıyordu. 1945’te Japonya’yı ziyaret eden Amerikan bilim adamları Mançurya’daki Unit 731’de şarbon, burusella gibi virüslerin kullanılabileceği parça tesirli biyolojik silahların varlığını öğrendi. Zaten Amerikan Ordusu’nun Kimyasal Mücadele Birimi de Başkan Roosevelt’in bile sonradan duyacağı silah geliştirme araştırmalarına çoktan başlamıştı. Camp Detrick-Maryland, Indiana ve Mississipi’nin Pascagoula isimli bölgeleri o günlerde biyolojik savaş deney ve stratejilerinin gerçekleştirildiği yerler olarak tarihe geçti”2


Biyolojik silah nedir?

Biyolojik silah, diğer canlılar üzerinde zararlı etkiler yaratmak maksadıyla kullanılan bakteri, virüs gibi bulaşıcılar ile toksin ve zehirlere verilen ad. Biyolojik maddeler kokusuz, tatsız ve ‘aerosol’ bulutu halinde atıldığı zaman mikron boyutunda son derece küçük parçalarda oluştuğundan insan gözüyle görülemez. Hava, su ve mekanik taşıyıcılar (böcek vs.) da yaymak için kullanılabilir. Biyolojik organizmaların çok küçük bir parçası bile kimyasal ve konvansiyonel silahlardan daha ölümcül olabiliyor. Antrax olarak bilinen Şarbon virüsünün biyolojik silah versiyonları solunum yoluyla havadan alınıp ciğerlerde kuluçka dönemi geçirip, kısa sürede öldürücü hale dönebiliyor. Bu yüzden biyolojik silahlar, uygun ortamlarda kendilerini çoğaltabilme, genetik müdahale, mutasyona uğrama (hayvandan insana, insandan insana geçme gibi) özellikleri nedeniyle yeryüzündeki en etkin ve acımasız silahlar arasında yer alıyor. Biyolojik silah ajanı olarak adlandırılan botulinum toksini, kimyasal sinir gazı sarinden 3 milyon kat daha güçlü ve öldürücü. Bu silahların kullanım ve üretimini engellemek amacıyla 1925’te Cenevre Protokolü, 1972’de Biyolojik Silahlar Konvansiyonu (BWC) imzalandı. Dünyayı korkutan şey ise, insanların bu tür silahların yapımını düşünmesinin ürkütücülüğü kadar, bu protokollere rağmen bazı ülkelerde bu silahların hâlâ yüksek miktarda depolanması.


MİLLİ GAZETE  24.01.2006
AKRA