Rasmussen’in küçük iktidar ortağı sağcı-ırkçı parti sözcülerine göre “Danimarka’da yaşayan Müslümanlar bir kanser uru gibi, yapılacak en şey hepsini Sibirya’ya sürmek.” Kuşkusuz mesele Danimarka gibi küçücük ve aslında önemsiz bir ülkenin kendi inisiyatifiyle izah edilemez.
Herkes biliyor ki, özür dilense olaylar büyük ölçüde yatışacak. Rasmussen, özür dilemeye yanaşmıyor, olayların bu boyutlara ulaşmasında en büyük pay ona ait. Danimarka halkının yüzde 72’si Müslümanlardan özür dilenmesine karşı çıkıyor. AB, hakareti ve tahriki kınayacağına, İslam ülkelerinden “Avrupalıların can ve mal güvenliğinin etkin bir biçimde sağlanması”nı talep etmekle yetiniyor. Belli ki sistemli bir basiretsizlik söz konusu. Bunu küresel bir trend besliyor. Belli askerî ve iktisadi güç merkezleri küre ölçeğinde bir kampanya ile İslam fobisini yaygınlaştırıyorlar. Tehditleri, işgal çığlıkları arttıkça tepkiler de artıyor. Suriye ve Lübnan’da elçiliklerin ateşe verilmesiyle sonuçlanan olaylara yakından bakalım. Lübnan’da gözaltına alınan 160 kişiden 100’ü Suriyeli, 60’ı Filistinli. Suriye üzerine baskılar arttıkça, Suriyelilerde tepki birikiyor, Filistinliler ise zaten işgal altındaki topraklarda doğuyor ve işgal altında ölüyor. Irak ve Afganistan’da karikatüristler üzerinden işgalci güçler de protesto ediliyor. İnsanların somut durumlarını hesaba katmadan tepkilerini anlamak veya yargılamak kolay değil.
İslam ile Batı arasına kalın bir çizgi çiziliyor, bu herkes kendi galaksisinde kalsın anlamına gelen bir ayrışma değil, tam aksine, Müslümanları ötekileştirerek kendi içinde bütünleşen Batı’nın, Müslüman dünyaya çıkarlarını ve değerlerini güç kullanarak dayatmasının basit bir oyunu. İslam dünyasına getirilecek demokrasiye karşı toprak işgali, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının talanı; ifade özgürlüğü karşılığında bütün kutsal değerlerimize hakareti sineye çekmemiz isteniyor.
MİLLİ GAZETE- 9 ŞUBAT 2006 PERŞEMBE






