İran ve Rusya ile yaşanan doğalgaz krizi, uzun yıllardır izlenen yanlış politikalar nedeniyle Türkiye’nin hem bağımlı olduğunu, hem de alternatif enerji kaynaklarını ihmal ettiğini gösterdi. Dünyadaki enerji gereksinimleri, Türkiye’nin sanayileşmesi ve geleceği için, bor, toryum, kömür, rüzgâr gibi enerji kaynaklarının yanı sıra bazı lobilerin karşı çıkmasına rağmen nükleer enerji santrallerinin de kurulmasını kaçınılmaz kılıyor. Çünkü yenilenebilir enerji kaynaklarının tamamının önemi petrole göre artsa da nükleer enerji tüm ülkelerce başat öneme sahip enerji kaynağı olarak görülüyor. Türkiye’nin de enerji de yaşanan küresel rekabete katılabilmesi için dışa bağımlı politikadan vazgeçerek kendi nükleer santrallerini kurması şart görünüyor. Bu aynı zamanda ucuz enerjiye dayalı hızlı ve istikrarlı bir sanayileşmenin de en önemli parametresi.
Nükleer enerji Avrupa’da milli politika haline geldi
Enerji uzmanlarına göre, bugün bile nükleer enerji fosil yakıtlardan birçok ülkede daha ucuz ve reaktör dizaynlarının giderek azalmasıyla daha da ucuzlayacak. Ayrıca, sorun olan, nükleer atıkların depolanması konusunda yapılan yeni çalışmalar ve alınan önlemler de giderek çevrecileri tatmin eder hale geliyor. Bütün bu gelişmelerin paralelinde, bazı çevreci endüstri ülkeleri de nükleer enerjiye tekrar bel bağlamaya ve bu yönde ciddi politika değişikliklerine gitmeye başladılar. Bu bağlamda, dünyanın en büyük elektrik ithalatçısı ve nükleer santralsiz tek büyük Avrupa ülkesi İtalya nükleer enerjiye geçme çalışmaları yaparken, Polonya’da da böyle bir yaklaşım belirmiş durumda. Doğalgaza giderek bağımlılığı artmakta olan İngiltere bile nükleer enerji yaklaşımına ağırlık vermeyi milli politika haline getirmeye hazırlanırken, Güney Afrika ve Finlandiya yeni tip reaktörlerin inşası için girişimde bulunuyor. Ciddi su kaynakları bulunan Brezilya da, hidroelektrik santrallerin yanı sıra uzun vadede nükleer enerjiyi de ön plana çıkaracak çalışmalarda bulunuyor.
ABD, Fransa, Japonya, Rusya ve Çin faaliyetlerini sürdürüyor
Bugün dünyada elektrik üretimi yapan 440 nükleer reaktör bulunuyor. Başta ABD, Çin, Hindistan, Pakistan, İtalya ve Polonya gibi ülkeler hummalı bir şekilde nükleer santral kurma faaliyetlerini sürdürüyor. Bu ülkeler arasında 103 nükleer reaktöre sahip olmasıyla ilk sırada yer alan ABD elektrik gereksiniminin yaklaşık yüzde 20’sini söz konusu santrallerden karşılıyor. 59 adet reaktörü olan Fransa ise yüzde 78’ini nükleer santrallerden elde ediyor. Ayrıca Fransa nükleer enerjiye dayanan bir enerji ihracatçısı ve Orta Avrupa ülkelerinin çoğunun elektrik ihtiyacını karşılıyor. Yine 53 reaktörü bulunan Japonya’da inşaat halindeki 2 ve sipariş ettiği 13 reaktörle enerji ihtiyacını gidermeye çalışıyor. Bunların yanında dünya nüfusunun yarısını oluşturan Hindistan ve Çin ise, bu yüzyılın ortalarında en az 250’şer adet nükleer santral kurmayı hedefliyor. Doğalgaz ve petrol rezervi ile dünyanın ilk sıralarında bulunan Rusya da iç ve dış pazara dönük olarak nükleer endüstrisini geliştirme çabası içerisinde. Rusya’nın gazını kesip Avrupa’yı bile korkuttuğu Ukrayna siparişini verip inşası süren 16. reaktörünü önümüzdeki aylarda teslim alacak.
Üç kez ihaleye çıkıldı ama...
Bütün dünya nükleer enerjiye yönelirken, dünyanın en pahalı elektriğini kullanan ülkelerden olan Türkiye’nin de artık, jeopolitik önemini de kullanarak askeri, siyasi ve ekonomik önem taşıyan nükleer santral kurulumu ve denetimine önem vermesi gerekiyor. Peki, Türkiye ne yapıyor? Aslında Türkiye, dünyada nükleer enerji konusunda çalışmaya başlayan ilk ülkeler arasında yer alıyor. 1960’lı yıllarda başlayan nükleer santral kurma heyecanı ilk dönemlerde hızlı bir yükseliş gösterse de daha sonraki yıllarda gerileme dönemi içerisine girdi. İlk nükleer santrali kurma projesi 1967-70 yıllarında gündeme geldi. Ancak proje rafa kaldırıldı. 1974 yılında Akkuyu’da bir santral kurulması planlandı, bu da hayata geçirilemedi. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK) bağlı Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi’nin 1 mw’lık TR-1 Araştırma Reaktörü’de 1977’de durduruldu. TAEK, 1978’de Akkuyu için BM Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’ndan yer lisansı aldı. 1983’te Akkuyu’ya 600 megavatlık kurulu güçte bir nükleer santral projesi tekrar gündeme getirildi. Bu da yürümedi. 1987 yılında meydana gelen Çernobil kazasının ardından TAEK’in Nükleer Enerji Dairesi kapatıldı. Aradan geçen yıllar içinde Türkiye bir nükleer santral yapmayı beceremedi. Birkaç defa üzerinde çalışılan ama sonu gelmeyen girişimler, 1992 yılında Süleyman Demirel’in nükleer santral yapılacağını açıklamasıyla tekrar gündeme geldi. 1998’de ise Akkuyu Nükleer Santral ihalesi tekrar açıldı. 25 Temmuz 2000’de dönemin başbakanı Bülent Ecevit, nükleer enerji planlarından çok pahalı olduğu için vazgeçildiğini açıkladı. Bakanlar Kurulu kararıyla ihale ertelendi.
Enerji ihtiyacımız artacak
2030 enerji ihtiyacı tahminlerine göre dünya enerji talebi yüzde 50–60 artarken, Türkiye’nin yüzde 160 artacak. Doğalgaz ve petrol açısından enerjide dışa bağımlılık yüzde 80’lere dayanacak. Nükleer santraller açığı kapatmanın alternatiflerinden biri haline gelecek. Türkiye, şimdi yeniden atağa kalkarak dördüncü ihalenin yöntem ve takvimini bu yılın birinci çeyreğinde açıklamaya hazırlanıyor. Eğer yıllarca sürüncemede kalan nükleer enerjide yatırım kararları uygulamaya geçerse, Türkiye 2015’te elektrik enerjisinin yüzde 7’sinden fazlasını nükleer santraller vasıtasıyla elde edecek. Mart 2006’da açıklanması planlanan programa göre, 5 bin megawatt gücünde üç ya da dört nükleer santral üzerinde duruluyor. Öncelikle Mersin’e bağlı Akkuyu, Sinop ve Kızılırmak deltasına üç santral kurulması değerlendirildi. Ancak santrallerin tek bir merkezde toplanması, merkezin de Akkuyu olması ağırlık kazandı. Sismik araştırmalarda nükleer santral kurulabilecek en güvenli yer olduğu saptanan Akkuyu, yıllardır nükleer santral için düşünülen yerler arasında öncelikli bir konuma sahip. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK) göre, dünyada birçok santral sismik olarak Akkuyu’dan çok daha aktif bölgelerde güvenli olarak çalışıyor. Türkiye’nin ilave yatırımlar yapılmadığı takdirde önümüzdeki yıllarda büyük enerji açığı yaşayacağı öngörüsüyle yürütülen çalışmalarda nükleer santrallerin 2012’den itibaren faaliyete geçirilmesine karar verildi.
MİLLİ GAZETE-9 ŞUBAT 2006 PERŞEMBE