Samarra’nın yıkılan altın kubbesi, George Bush’un ‘uzun savaşı’nın bir başka kilometre taşıydı. Irak’ta bir iç savaşın yıkıcı özelliklerinin tümünü görmek mümkün. Ama bunun Washington ve Londra’daki siyasilerin veya Batı medyasının beklediği türden bir savaş olacağını sanmıyorum.
Geçtiğimiz birkaç günün olayları da bu görüşümü destekliyor. Türbenin bombalanmasını protesto eden yüz binlerce öfkeli kişinin hedefi Sünni din sembolleri değil, ABD bayraklarıydı. Kalabalıkları çarşamba günü birleştiren slogan şuydu: ‘Amerika’ya hayır, terörizme hayır’. Genç militanların en çok sözünü dinlediği Şii liderler bombalamadan hemen işgal kuvvetlerini sorumlu tuttu. Bu liderler arasında Mukteda el Sadr; Hizbullah’ın Lübnan’daki lideri Nasrallah; Irak Ulusal Kuruluş Kongresi lideri Ayetullah Halisi ve İran’ın ruhani lideri Ayetullah Hamaney vardı.Ayetullah Sistani’yle birlikte bunların Sünnilere saldırının büyük bir günah olduğunu açıklaması gibi, Sünni dini liderler de Şiilere saldırının büyük günah olduğunu açıkladı. BBC Sadr’ın Sünnilerden intikam alma çağrısında bulunduğunu söyledi ama, Sadr esasında “bunu hiçbir Sünni yapmaz” demiş ve intikamı işgal kuvvetlerinden alma çağrısında bulunmuştu.
Çoğu kendiliğinden oluşan protesto gösterilerinin hiçbiri Sünni camilere yönelik değildi. Bombalanan türbenin yakınlarında yaşayan Sünniler de şehrin azınlık Şiileriyle bir araya gelerek, işgali protesto etme ve suçlama yürüyüşüne katıldı. Kut’ta Sadr’ın Mehdi ordusunca yönetilen bir yürüyüşte ABD ve İsrail bayrakları yakıldı. Bağdat’taki işgal karşıtı yürüyüşse çok güçlü gerçekleşti.
Bombalama olayının hemen ertesinde Sünni camilere bir dizi silahlı saldırı düzenlendi, ancak bunların hiçbiri protestocular tarafından yapılmadı. Gazeteciler bunların maskeli silahlı adamların işi olduğunu söyledi. Bu olaydan beri bazıları mezheplere, bazıları karışık gruplara yönelik iyi örgütlenmiş cinayetlerin sayısı arttı, örneğin Bakuba yakınlarında 47 işçi öldürüldü. Irak’ta işgal güçleri ile Iraklı yandaşlarının, mezhep saldırıları ve ölüm mangaları konusunda danışıklı dövüştüğü dedikoduları aldı başını gidiyor. ABD geniş çevrelerce, birleşik bir milli direnişin ortaya çıkmasını engellemek için mezhep çatışmaları tohumları serpmeye çalışan bir güç olarak görülüyor. ABD’nin çarşamba günkü Sünni karşıtı intikam saldırılarında oynadığı rol Times gazetesinde de yer aldı. Gazete Bağdat’taki el Kuds Sünni camiine düzenlenen saldırıdan sonra, silahlı adamların altı arabaya bindiğini ve ABD kontrolündeki Irak Ulusal Muhafızları askerlerinin birkaçının alkışları arasında olay yerinden alelacele uzaklaştırıldığını yazdı.
İki sene önce bu sayfalarda ABD’nin Bağdat’a ABD yanlısı bir rejim yerleştirme amacının ülkeyi iç savaşa sürükleme riski olduğunu yazmıştım. Ancak bu Arapların Kürtlere veya Sünnilerin Şiilere karşı açacağı bir savaş değil, daha ziyade ABD destekli bir azınlık (tüm mezhep ve milletlerden) ile Irak halkının çoğunluğu arasında çıkacaktı. Irak’ın şu anda gittiği yön de bu.
Bush ve Blair ikilisinin stratejilerinin tümü, Bağdat’ta ABD yanlısı bir rejimi devam ettirmeye dayalı. Oysa nefret ettikleri bu işgalden kurtulunca onurlu ve bağımsız Irak halkı, bir daha asla sırtını ABD ve Britanya’ya dayamış siyasileri seçmeyecektir.






