KEVIN WATKINS
Bu yazıyı okuyan kimse güne ailesinin günlük su ihtiyacını karşılamak amacıyla iki mil uzaktaki kaynağa yürümüyor. Hiçbirimizin insanlık onuru tuvalet niyetine bir naylon torba kullanarak ayaklar altına alınmıyor. Ve, bizim çocuklarımız bir bardak temiz su için ölmüyor. Belki bu saydıklarım su krizi konusunda neden bu kadar bilgisiz ve ilgisiz olduğumuzun nedenleridir.
Önümüzdeki 24 saat içinde içme suyunun yeterli ve temiz olmamasından kaynaklanan ishal nedeniyle 4 bin çocuk daha ölecek. Bu nedenle yılda ölen çocuk sayısı Birmingham kentinin nüfusundan fazla. Kirli su insan hayatını terorizmden daha çok tehdit ediyor. Ancak bu konu maalesef varsıl ülkelerin radarına nadiren takılıyor.
Gelişmekte olan ülkelerin hemen hemen nüfuslarının yarısına yakını sürekli içme suyunun eksikliğinden veya temiz olmamasından kaynaklanan hastalıkların acısını çekiyor. Bu durum insanların sağlıklarını tehdit etmekle kalmıyor eğitim çağındaki çocukların oluşturduğu potansiyeli de yok ediyor. İstatistikler çok üzücü. Yaygınlaşan küresel ekonominin bugünkü tablosu 2.6 milyar kişinin en ilkel hela çukuruna bile sahip olmadığına, 1 milyarın üzerinde insanın ise içme suyu kaynağına sahip olmadığına işaret ediyor. Britanya'da bir kişi günde ortalama 160 litre su kullanıyor. Mozambik ve Etiyopya'da bu kişi başına günde 5-10 litreye düşüyor. Bu az miktarda suyu da evlerinde hazır bulmuyor bu ülkelerin halkları. Kadınlar göl ve nehirlerden taşıyorlar suyu. Sırtında su taşımak başka bir iç burkan gerçeği gözler önüne seriyor. Güneş altında, içinde 20 litre su olan bir küpü taşımayı deneyin, anlarsınız!
Tuvaletleri naylon torba
Kenya'nın başkenti Nairobi'nin geçmişi çok eskilere dayanan, yoksul mahallelerinden Kibera'nın verileri de iç açıcı değil. 750 bin kişinin yaşadığı Kibera Afrika'nın en büyük yerleşim birimlerinden ve Nairobi kentinin nüfusunun dörte biri burada yaşıyor. Burada yaşayanların yüzde 90'ının yaşadığı evin tuvaleti yok. Naylon torbalara tuvaletlerini yapıyor ve bu torbaları sokağa fırlatıyorlar. Kibera gelişmekte olan dünyada neler olduğunu anlatmak için tipik bir örnek. Hızlı kentlileşen, su-kanalizasyon altyapısı iyi olmayan Cakarta ve Lagos gibi kentlerde milyonlarca insan bu tür büyük mahallelerde kaderlerine terk ediliyor.
Kötü koşullara ve altyapı bozukluklarına artı olarak yoksullar su için daha fazla para ödüyorlar. Kibera'da yaşayan bir Londra ve Manhattan'dakilerden üç kat fazla para ödüyor, sınırları içinde yer aldığı Nairobi'nin varsıl banliyölerinden ise 10 kat fazla. Gelişen dünyadan başka benzeri örnekler de sıralayabiliriz.
Yüksek fiyatın nedenini anlamak zor değil. Altyapı bu mahallelerdeki insanların ayağına su getirmediği için onlar millerce ötedeki kaynaklardan, nehir ve göllerden su getirmek veya suyu pahalıya satan tüccarlardan almak arasında tercih yapmak zorunda kalıyor. Birleşmiş Milletler'in milenyum kalkınma hedefleri arasında yer alan, temiz su kaynağı olmayan insanların sayısını yarıya indirme projesi önümüzdeki 10 yılda 4 milyar dolara mal olacak. Bu, Avurpa ve ABD'de bir ayda şişelenmiş maden suyuna harcanan parayla eşdeğerde. Bu işe aktarılacak her 1 dolar sayesinde kirli su ve kanalizasyon yetersizliğinin neden olduğu sağlık sorunlarına aktarılacak 3-4 dolardan kurtulacak yoksul ülkeler. O zaman varsıllar kulübü enden son beş yılda su ve su arıtma konusunda yardımı kesti?
Yaşam kaynağı...
Su bir ürün değil bir yaşam kaynağıdır. Güney Afrika, suyun pazarlama aracı olacak bir ürün değil insanların eşit olarak paylaşması gereken bir yaşam kaynağı olduğunu tüm kamu ve özel su şirketlerinden halka belirli bir miktarı ücretsiz sağlayarak gösterdi.
Senegal ve Manila'da da bazı şirketler de varsıl kesime satışta belirli bir ek ücret alıp yoksullara su dağıtıyorlar. Kamunun su kaynaklarını kamu yatırımı haline getirmek yoksul ve varsıl arasındaki büyük uçurumu biraz olsun kapatma şansı veriyor.
İngiltere'de 19'uncu yüzyılda yaşanan su ve su arıtma krizi belediyelerin, sosyal reformcu ve sanayicilerin güç birliği yapmasına, güçlü koalisyonların yönetime gelmesine neden olmuştu. Günümüzde de sosyal hareketler, hükümetlerarası ortaklıklar ve sivil toplum çok sayıda cana mal olan su krizine el atmaya çabalıyor.
Ancak bu çabaların sonuçsuz kalmaması için varsıl ülkelerin oluşturacağı, su ve su arıtma konusunu yardım gündeminin üst sıralarına taşıyacak küresel liderliğe gereksinimimiz var.
Belki Britanya'da yaşayan bizler biraz daha az duş almalıyız ve evdeki borularımızda kaçak olmaması için kontrol ettirmeliyiz.
Ve, hiçbirimiz yılda 1 milyonu aşkın çocuğun bir bardak su bulamadığı, hijyenik bir tuvalete giremediği için öldüğü bir dünya düzenine hoşgörüyle yaklaşmamalıyız.
(The Guardian, İngiltere, 8 Mart)






