İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0607:3908:2412:5315:3717:5619:24
Kabe

Hoşgeldin aklı selim

Türkiye
|

Baro seçimlerinde başörtülü olarak oy kullandıkları için haklarında soruşturma açılan bayan avukatlar ile ilgili olarak açıklanan gerekçeli kararda, adeta özgürlük dersi verildi.

Baro seçimlerinde başörtülü olarak oy kullandıkları için haklarında soruşturma açılan bayan avukatlar ile ilgili olarak açıklanan gerekçeli kararda, adeta özgürlük dersi verildi.

Bayanların başörtülü bir şekilde Baro seçimlerinde oy kullandığı için bayan avukatlar hakkında soruşturma başlatan Ankara Barosu, yeni açıkladığı gerekçeli kararında Danıştay’ın son kararlarının aksine ‘demokratik ve özgürlükçü’ bir yorum getirdi. Başörtülü avukatlar hakkında disiplin kovuşturmasına yer olmadığına karar veren Ankara Barosu, kararında insanların giysilerinden niyetlerini anlamaya çalışmanın faşizmin bir türü olacağını belirtilerek, “İnsanların inançlarının gereğini yapmaları, inançları çerçevesinde yaşamaları bir hak, başkalarının buna saygı duymaları ise bir görev ve yükümlülüktür” denildi. İki yıl önce 17 Ekim 2004 tarihli Ankara Barosu’nun 58. Olağan Genel Kurulu’nda başörtülü avukatların seçimlerde oy kullandığına ilişkin soruşturmasını sonuçlandıran Ankara Barosu Başkanlığı, başörtüsü ile ilgili olarak verdiği kararında son yılların en özgürlükçü yorumunu yaptı. AKP hükümeti döneminde Danıştay’ın kararlarıyla sokağa kadar inen başörtüsü yasağı konusunda açılım niteliği taşıyan Ankara Barosu kararında,  söz konusu olayda Avukatlık Yasası’nın 49 ve  20. maddesine herhangi bir aykırılık olmadığını vurgulandı. Yasalara göre resmi kılığın giyileceği yerlerin sadece mahkemelerle sınırlı olduğu belirtilen kararda, disiplin hukukunun temel ilkelerinin ceza hukukunun temel ilkeleri ve sorumluluk ilkeleri esaslarının aynı olduğu belirtilerek, “Yasa, yönetmelik, yönerge, meslek kuralları ile disiplin hukukun tabi olduğu ceza hukukunun genel ve temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, şikayet edilen avukatın eyleminin disiplin kovuşturması açılmasını gerektirir nitelikte olmadığı açıktır” diye konuştu.
 
Farklılıklara saygılı olunmalı
Yürürlükteki kılık ve kıyafet düzenlemesinin uygulama alanını, mahkemelerin, duruşmaların, yargı alanı ile yargılama faaliyetinin dışına taşımak ve Baro Genel Kurullarının seçim gününü kapsayacak biçimde genişletmenin hukuken mümkün ve doğru olmadığı belirtilen kararda, bu durumun Anayasa’ya, TCK’ya ve diğer yasalara aykırı olacağı belirtildi. Baro seçimleri için gelen bay ve bayan avukatların büyük bir kısmının  ‘kravatsız olarak veya şapkayla, eşofmanla, montla, kot pantolonla’ geldikleri belirtilen kararda, “Seçim yerine ve oy sandığının başına bu tür kıyafetlerle gelen bay ve bayan avukatlarla ilgili olarak düzenlenmiş herhangi bir tutanak olmadığı gibi, Yönetim Kurulumuzca bu kişiler hakkında yürütülen bir disiplin soruşturması da yoktur” denildi. Ankara Barosu kararında ayrıca laikliğin tarifi şöyle yapıldı:  Vicdan ve ibadet özgürlüğüne saygının, sivil toplumun ve siyasetin her türlü dini ve felsefi referanslardan bağımsızlığının, hiçbir kişiye, hiçbir inanca ve inanmayanlara ayrımcılık yapılmamasının, düşmanca davranılmamasının toplamı olarak anlamakta, herhangi bir dinin, inancın ya da felsefenin kamu kurum ve kuruluşlarını etkilemesine izin vermemesi için, devlet organları ile kamusal yetki kullananların herkese eşit davranması gerektiğine inanmaktadır”  Laikliğin din olmadığı, dini yok saymadığı, sadece din ve inanç konusunda özgür tercih olduğu belirtilen kararda,  “Hangi dine ve inanca sahip olursa olsun, siyasi tercihi her ne olursa olsun, kendisini hangi etnik kökene ait hissederse hissetsin, bu ülkede yaşayan hiçbir kimsenin kendisine “yeni bir toprak ve yeni bir halk bulmak” hakkına ve olanağına sahip değildir. O nedenle hangi inançta ve düşüncede olursa olsun herkesin barış içinde birlikte yaşayabilmenin yollarını bulması gerekir” denildi. Bunun için toplumsal barışın sürdürülebilirliğinin, özgürlük alanlarının hem genişletilebilmesinin ve hem de özgürlüklerin yaşanabilmesinin, çoğulcu demokratik kültürün yerleşmesinin sağlanabilmesi için başta Avukatlar olmak üzere herkesin, başkalarının farklılıklarına saygılı olmasının, farklı olana zarar verme düşüncesi gibi düşmanca tavır ve davranışlardan kaçınması gerektiğine dikkat çekildi. 
 
Niyet okumak demokrasiyle bağdaşmaz 
Türkiye’nin taraf olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 18. maddesine göre inanç özgürlüğünün mutlak olduğu belirtilen kararda, “İnsanların inançlarının gereğini yapmaları, inançları çerçevesinde yaşamaları bir hak, başkalarının buna saygı duymaları ise bir görev ve yükümlülüktür” denildi. “ Kimi kişiler, inancına göre yaşayan ve giyinen kişilerin inanç özgürlüğünü, sadece ne giyinildiğine değil, giyinilenle birleştirilen niyete döndürmekte, bu niyeti ideolojik bir temele indirgemekte ve böylece o niyetin rejime, laik düzene, Cumhuriyete karşı olup olmadığını sorgulamaya başlamaktadırlar” denilen kararda, insanların güdü ve amaçlarının ne olduğunu anlamak için düşünceleri irdelenmeye başlanıldığında ise, inançlarından ve yaptıklarından dolayı değil, önyargılı olarak yaklaşılan ve peşinen mahkum edilen düşüncelerinden dolayı hukukla başlarının derde girdiği ve bu durumda ne söylediklerinden veya ne giydiklerinden dolayı değil, söylediklerindeki, giyindiklerindeki amaçlarından dolayı  ceza gördükleri belirtildi.
 
Kararın sonuç bölümünde şöyle denildi: 
“Düşünceleri, inançları, amaçları, zihinleri, niyetleri okumaya, denetlemeye ve sorgulamaya imkan veren böyle bir yaklaşım, demokrasi ve hukukla bağdaşmaz ve faşizmin bir türü olarak sadece ve sadece farklı ve baskıcı amaçlara hizmet eder. Kaldı ki, Ankara Barosunun 58. Genel Kuruluna türbanla/başörtüsü ile katılan avukatların niyetlerini ve zihinlerini, bu bağlamda kökten dinci olup olmadıklarını, siyasal İslam düşüncesine hizmet edip etmediklerini, başlarını siyasi veya ideolojik amaçla mı, yoksa sadece inançlarının gereği olarak mı örttüklerini okumak, sorgulamak ve bir sonuca varmak Baro Yönetim Kurulu’nun görevi de değildir. Demokrasi, bütünleşmeyle, yani her şeyden önce siyasal tercih özgürlüğünü öncelikle kabul eden yurttaşlıkla, kimliklere, gereksinimlere ve haklara saygıyı bağdaştırmaktır. Zira, bireye, bireysel tercihlere, muhalif görüşlere saygı ile inanç ve aidiyetlerin birlikteliği bağdaştırılmadan demokrasi olmaz”.
MİLLİ GAZETE-17 MART 2006 CUMA
AKRA