9 Nisan’da Bağdat’a dikilen Amerikan bayrağı, aynı inandığı gibi, Ortadoğu’da yeni ve özgür bir geleceğin değil, yeni bir Amerikan yüzyılının dünyaya ilan edilmesiydi. İşgalci ülkelerin, geleceği tek yanlı tasarlayan güçlerin, yeni sömürge aktörlerinin Azor adalarındaki toplantısından sonra, ABD Başkanı George Bush’un 1 Mayıs 2003’teki zafer konuşması, dünyanın geri kalanının hiçe sayıldığının, geleceğin adalet ve özgürlükle değil, silah ve güçle belirleneceğinin, Anglo-Amerikan blok dışındaki ülkelerin ortak değil sadık müttefik olmak zorunda kalacaklarının ilanıydı.
Üç yıl dünyaya bir asır kadar şey öğretti. Üç yıl, sömürge zihniyetinin bütün kabalığı ve çirkinliği ile yaşatıldığını gösterdi. Üç yıl, Batı’nın dünyaya bakışının yüzyıllara rağmen değişmediğini hatırlattı. Üç yıl, emperyal hırsın, açgözlülüğün, güce tapınmanın, yağmanın, şiddet kültürünün, bencilliğin ve başkasına yaşam hakkı tanımayan ırkçı birikimin kendini yeniden gösterdiği tarih oldu.
Haksız ve gerekçesiz bir işgalin nasıl yapılabildiğini gördük, dünyanın sessiz ve çaresiz seyredişini. Bu çirkinliği nasıl pazarladığını, meşrulaştırmaya çalıştığını, değerlerin ve insanlığın ortak birikimlerinin faşist bir kadronun hayalleri uğruna nasıl gözden çıkarılabildiğini gördük. Zihinlerin nasıl dönüştürüldüğünü, direnmesi gerekenlerin nasıl kolayca kendilerini gizleyip kan üzerinden nemalanma, güç devşirme sapkınlığına düştüğünü gördük. Özgürlük, adalet ve erdemin önemini kavradık, bedelini öğrendik.
Üç yıldan geriye kan gölüne dönüştürülen bir ülke kaldı. Kardeşi kardeşe boğazlatan, iç savaşın, etnik ve mezhep çatışmalarının kontrol edilemediği bir ülke kaldı. Kadınların, çocukların, özgürlük peşinde koşanların işkencenin ve aşağılamanın her türlüsüne maruz bırakıldığı bir ülke. Yerleşim yerlerinin, köylerin, kasabaların toptan yok edilişini, enkaz altından çıkan çocuk cesetlerini gördük. Şehirlerin kuşatılışını ve harabeye çevrilmesini, kitle imha silahlarıyla toplu katliamlar yapılmasını seyrettik. Din adamlarının, aydınların, akademisyenlerin, önderlerin birer birer ortadan kaldırılışını, Amerikan istihbaratının kurduğu “ölüm mangaları”nın binlerce insanı nasıl kurşuna dizdiğini, işkence ile öldürdüğünü seyrettik. Yanı başımızdaki bir ülkenin insanının, kültürünün, zenginliğinin yok edilişini izledik. Yalanlar üzerine kurgulanan bir işgalin yalanlar üzerinden nasıl devam ettirildiğini seyrettik.
Sustuk ve sadece seyrettik, seyretmeye devam ediyoruz. Şimdi sırada hangi ülkenin bulunduğunu, Suriye’nin kaç parçaya ayrılacağını, İran’a nasıl saldırılacağını, Türkiye’nin hangi cephede yer alacağını merak ediyoruz, tartışıyoruz. Ne yazık!
21.3.2006 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK






