Bu iki güç de Türkiye ve Rusya’dır. Rusya, son dönemde; İslâmi Kongre Örgütü’nde gözetmen sıfatını elde etme, Suriye ve Mısır’la ilişkileri yeniden canlandırma, Hamas ile, Irak’taki Sünni aşiretlerin liderleriyle ilişki kurma, İran’la stratejik ilişkilerde bulunma, Suudi Arabistan’la bağları kuvvetlendirmeye yönelik girişimlerde bulundu. Tüm bunların yanında Rusya inanıyor ki; İngiltere ve Amerika, İslâm dünyasını kendisine karşı kışkırtmaya çalışacak. Ancak Rusya, coğrafi/siyasi gerçekler değişse de, kuvvet dengelerinde karışıklık olsa da İslâm dünyası ile arasında oluşturulmaya çalışılan düşmanlığa izin vermeyecek. Eski başbakan Primakov, Rusya’nın, Soğuk Savaş döneminde Arap dünyası ile ilişkilerinin dokunmasında önemli bir rol oynamıştı. Ayrıca Suudi Arabistan Milli Güvenlik Konseyi Başkanı ve Riyad’da etkili şahsiyetlerden bir tanesi olan Prens Bandar Bin Sultan da geçtiğimiz günlerde ‘iş gezisi’ adıyla Moskova’ya gitti ve ziyareti esnasında Rusya-Suudi Arabistan ilişkilerinin geliştirilmesinin yanı sıra Filistin, Suriye, Lübnan, İran ve Irak meseleleri üzerinde yoğunlaştı.
Türkiye de, Ortadoğu’daki ilişkilerini yaşatmak istiyor. Türkiye, Ortadoğu bölgesi ile Batı dünyası arasında köprü görevini üstlendiğine de inanıyor. (Rusya da, İslâm dünyası ile Batı arasındaki uygarlık köprüsü olduğunu iddia ediyor.) Ancak Amerika, Türkiye ya da Rusya’nın böyle derin ve stratejik bir görevi üstlenmelerini istemez. Ankara ve Moskova’nın da bunu bilmemesi imkânsız. ABD, 90’larda Balkanlar’da Bosna Hersek-Kosova krizleri yaşandığında Türkiye ve Rusya’yı devre dışı bırakmıştı. Türkiye-Amerika ilişkileri (Rusya gibi), bir dönem çok zorluklar yaşadı. Ne var ki Türkiye fazla sert davranamazdı, çünkü hayati menfaatlerini, en azından Doğu bölgesini korumalıydı. Bundan daha önemlisi Ankara’da bazıları, Moskova’da olduğu gibi Washington’un Irak siyasetinde şeffaflıktan alabildiğine uzak olduğuna ikna olmuşlar. Türkiye ve Rusya; her ikisi de inanıyor ki; Washington’un Irak’tan çıkmak adına bir stratejisi yok ve Amerika, Irak’ı sömürü olarak kullanmakta da hiç tereddüt etmeyecek.
Bugün Ankara’da bazıları, Suriye ve İran’a karşı Washington’un yanında tavır almayı uygun bulsalar da Ankara, Moskova gibi, Suriye ve İran ile bağ kurmayı tercih ediyor ve bu komşu ülkelerdeki rejimlerin değiştirilmesi için güç ya da siyaset kullanılmasına itiraz ediyor. Türkiye de Rusya gibi Ortadoğu’da ‘reform diplomasisi’nden ve ‘demokrasi’den aynı oranda kaygı duyuyor. Diğer taraftan Amerikalı yüksek yetkililerden önde gelenlerden biri, Türkiye’nin yeni bir Malezya’ya dönüşmesi hususunda Washington’un korkuları olduğunu saklamıyor. Ancak Türkiye, Amerika ya da İngiltere ile Ortadoğu’da çatışmıyor. Başlangıç olarak Rusya gibi, başlıca menfaatlerini kurtarmak için koruyucu icraatlarda bulunuyor. Belirsiz zamanlarda, statüsünü korumak için ‘büyük zeka’ olarak ortaya çıkıyor. Geçenlere istinaden görünen o ki, hem Türkiye hem de Rusya kısa zamanda Irak’a uzanacaklar.
Asr Dergisi Editör Yorumu, 07.04.2006
Arapça’dan çeviri: Defne Bayrak
VAKİT - 10 NİSAN 2006 PAZARTESİ






