Dünyanın büyük petrol taşıyıcılarının ve petrol ürünleri dağıtım zinciri sahiplerinin en büyük korkusunun nükleer enerji olduğunu söyleyen Küçükçekmece Nükleer Atom Enerjisi Merkezi eski Genel Müdürü Atom Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre, “9 Müslüman ülke daha Türkiye örneğini izleseler ve nükleer enerjiye sahip olsalar, kartel de onun kuyrukları da iflâs edip batarlar” diyerek, nükleer enerjinin önemine işaret ediyor.
Eğer akıllıca bir strateji uygulanacak olursa, bu hiç kuşkusuz çok ciddî ve devlet tarafından önemsenilmesi gereken bir olaydır. Ne yazıktır ki, daha önceki üç girişimde hükûmetlerin selâbetli ve dirâyetli bir siyâsî irâdeden yoksun oluşları, ihâleleri çocuk oyuncağına dönüştürmüş ve Türkiye’nin itibarını zedelemiştir. Eğer nükleer santral tipini Türkiye’nin doğal kaynaklarından yararlanacak ve ülkeye kolay kopyalanabilecek bir teknoloji sağlayacak şekilde seçecek olursanız, ülke hem dışarıya kaynak açısından daha az bağımlı olacak ve hem de teknolojik büyük bir hamle yapmış olacaktır.
Bu santrallerin teknolojik hamleyle bağlantısı ne?
Burada mühim olan, câzibesine kapılarak en yeni teknoloji diye lânse edileni değil, uzun yıllardır hiçbir aksaması ve sıkıntısı, kazâsı olmamış olan, durmuş otumuş, güvenli olduğu ispatlanmış olan bir teknolojiyi getirmektir. Amaç yalnızca elektrik üretmek değil, kendi nükleer santrallerimizi kendimizin yapabileceği bir teknoloji transferine de imkân tanıyan bir strateji gütmektir.
Nükleer santral kurulması, Türkiye’nin enerji kaynağı açısından dışa bağımlılığını ortadan kaldırmaz mı?
Türkiye’nin bilinen uranyum rezervi, 10 bin 500 ton ve toryum rezervi de 360 bin tondur. Toryum rezervimize bakılarak bile Türkiye’de, en azından, henüz tesbit edilmeyi bekleyen 120 bin tonluk bir uranyum rezervi var demektir. Zirâ dünyadaki uranyum miktarı, toryum miktarının, genellikle, üçte biri düzeyindedir. Şu andaki toryum rezervimiz dahi dünyadaki 2. en büyük rezervdir. Eğer Hindistan’ın 40 yıldır yaptığı gibi biz de toryumdan yararlanacak nükleer reaktör teknolojisine eğilebilsek, bu rezervimizle Türkiye’nin 400 ilâ 500 yıllık elektrik ihtiyâcını karşılayabiliriz. Ama bunun için hem yatırım yapmak ve hem de çelik gibi bir siyâsî irâde sâhibi olmak gerekir.
Çernobil paranoyasına takılıp kalmamak lazım
Nükleer santral konusunda inanılmaz bir Çernobil korkusu yaşanıyor. Nükleer santrallerin dünyada yaygınlaşması, dünya petrol kartelinin ve petrolden geçinenlerin, meselâ büyük petrol taşıyıcılarının ve büyük petrol ürünleri dağıtım zincirleri sâhiplerinin korkulu rüyâsıdır. Bakın size bir örnek vereyim. Eğer Türkiye’nin 1000 (bin) megavat elektrik gücünde bir nükleer santrali olursa, bunun bir yılda üreteceği elektrik enerjisinin petrol eşdeğeri tam 1 milyon 600 bin ton petroldür. Yâni, bu durum Türkiye’nin bir yılda 1 milyon 600 bin ton petrol tasarruf etmesine denktir. Eğer Türkiye’nin bu kabil on adet nükleer santrali olursa, bir yılda 16 milyon ton petrol tasarruf etmiş oluruz. Bir nükleer santralin ömrü 40 yıldır. Şu hâlde Türkiye bu şartlar altında 40 yılda toplam 640 milyon ton petrol tasarruf etmiş olur. Afrika ve Ortadoğu’da 9 Müslüman ülke daha Türkiye örneğini izleseler, bu 40 yılda bu 10 ülkenin 6 milyar 400 milyon ton petrol tasarruf etmiş olması demektir ki, bu yüzden kartel de, onun kuyrukları da iflâs edip batarlar. Medyanın bir bölümünün de, bu kartel tarafından beslenen bazı kuruluşların da Çernobil’i bahane edip nükleer enerjiye karşı bir fobi ve paranoya ihdâs etmeye çalışmaları bu yüzdendir.Nükleer enerjiye karşı çıkanlar, rüzgar ve akarsularımızdan yararlanılabileceğini söylüyor.Türkiye’nin elektrik üretimindeki kurulu gücü yaklaşık 40 bin MWe olup, bunun 13 bin MWe kadarı hidrolik kökenlidir. Hidrolik kullanılabilir ek potansiyelimiz ise 26 bin MWe civârındadır. Yılda yüzde 6 ilâ yüzde 9 gibi yüksek bir oranda olan enerji ihtiyacı artışı sebebiyle hidrolik potansiyelimizin tümü dahî kullanılsa bu, ülkenin enerji ihtiyâcını karşılayacak yeterlilikte değildir.
VAKİT 17.04.2006






