1998'den bu yana Türkiye ekonomisi iki büyük göçüş geçirmiştir. Bu iki göçüş de IMF'nin yönettiği dönemlerde olmuştur. Ve bu iki göçüş yılında yıllık enflasyon oranı yüzde 100 ila 150'dir. 1998 - 2005 dönemi demek olan IMF yönetimi döneminde, yani 8 yıllık dönemde ortalama büyüme oranı yüzde 2.5. Bu hız Türkiye Cumhuriyeti'nin geçirdiği çeşitli yönetim dönemlerindeki en düşük hızdır.
Türkiye'de 1998'den bu yana ülke ekonomisinde aslında büyük değişiklik, ilerleme yok. Bu yazıyı okumayı bitirince siz de o sonuca varacaksınız. Açıklamalarımıza önce neden 1998 yılını seçerek başladığımızı yazarak devam edeceğiz. Bu yılla başladık. Çünkü bugün ekonomimizin komuta yerinde oturan Uluslararası Para Fonu, halkın daha çok IMF diye tanıdığı kuruluş, hükümetimizle Yakın İzleme Anlaşması 'nı (İngilizcesiyle ''Staff Monitoring Program'' ) bu yıl içinde imzalamıştır. Türkiye'de bu yıldan sonra ekonomi yönetimi (Hükümet politikaları ve Parlamento'ya sevkedilecek yasalar dahil) IMF'nin kayıtsız şartsız yönetimi altına geçmiştir. Hatta hükümet sevkettiği yasa önerilerini, ''Bunları IMF istiyor, yasalaşması zorunlu'' diyerek BMM'den geçirmiştir.
İstatistikler gerçeği yansıtmıyor
KİMİN GELİRİ YÜZDE 21 ARTTI?
Hükümet kamu çalışanlarına yüzde 6 niyetine (yüzde 4.5) zam yaptı. (Yüzde 3 ilk altı ayda ve yüzde 3 ikinci altı ayda). Oysa bu zam 2005 göstergelerine göre ise hem tüketici fiyatları artışı ve hem de büyüme oranının toplamı kadar olmalıydı. Bu ikisinin toplamı yüzde 16'dır. Hükümet büyüme hızını yüzde 7.6 ve tüketici fiyat artışını yüzde 8.4 ilan etmişse (ki böyledir resmi rakamlar), her yurttaş grubunun gelirinin yüzde 16 arttığını, ya da artması gerektiğini kabul etmelidir ve bunun hesabını vermelidir. 2005 yılındaki büyüme yüzde 9.9 ilan edildi, tüketici fiyat artışı yüzde 11'dir. O sayılarında TÜİK ısrar ediyorsa her sınıf ve tabakanın gelirinin 2005'te yüzde 21 arttığını gösteremez ise bu hesaba inanan olmaz.
Evet, soruyoruz: 2005'te kimin geliri yüzde 21 artmıştır? İşçinin mi? Kamu ve özel sektör toplu sözleşmeleri meydanda. Bu düzeyin yarısına eşit zam alan yok. Köylünün mü? Taban fiyatlarında bunun dörtte biri kadar artış yok. Kamu çalışanının mı? Hesaplar meydanda, artış sadece yüzde 12 niyetine yüzde 9. Bu üç grup ülke nüfusunun zaten çok büyük kısmı, yüzde 80'i. Kalan kısmın, en yüksek nüfuslu esnafın durumu belki bunlardan da kötü. Gerçi son yıllarda emekçisi, emeklisi, çiftçisi, esnafı ile ülke halkının büyük kısmı sıkıntı çekerken bazı tuzu kuruların gelirlerinin yılda yüzde 100'ün üstünde arttığı gözlerden kaçmıyor. Ama bu yüksek büyüme oranlarını kanıtlayamaz.
HANGİ TÜRK LİRASI?
TÜİK'in verdiği rakamlara göre 2002'den 2005 yılı sonuna kadar Türkiye birikmesiz toplam ile yüzde 31 oranında büyümüştür. Birikmeli olarak yüzde 38. Bu, sabit fiyatlarla büyümedir. Ama bir de iktidar sözcülerinin ve onun övgücülerinin bir övünmeleri daha var. Diyorlar ki: ''İktidarımız döneminde birey başına geliri 2500 dolardan 5000 dolara çıkardık.'' Bu hesaba göre milli gelir yüzde 100'den fazla (çünkü nüfus artışını da aşarak) büyüdü demek. Türkiye'de nüfus artışı oranını yılda yüzde 2 kabul edersek büyüme 4 yılda sabit fiyatla yüzde 110'u buluyor. O zaman iktidar partisinin ekonomi programını ve icraatını övenlere soralım: Türkiye 4 yılda acaba birikmeli olarak yüzde
Evet sadece büyüme de değil bir büyüklük TL ile ifade edilince sormalı: Hangi Türk Lirası'yla. İçerdeki satınalma gücüyle mi? Kambiyo değerine değerlenmiş TL ile mi? Bu soruyu hiç garip karşılamamalı. Çünkü bu iki Türk Lirası başka değerlerdedir. Örneğin 1 milyon TL'ye alabildiğiniz iplik, kambiyo değeriyle 1 milyon TL ile alacağınız iplikten çok azdır. Bu nedenle elinde 1 milyon veya 1 milyar lira olan sanayici Türkiye içinden alacağına, ipliği dışardan alıyor. Çünkü aynı parayla daha çok ithal ipliği elde ediyor. Bazı hesaplara göre aynı miktarda Türk Lirası'nın dışarıdan alabileceği mallar, içerde alabileceği mallardan yüzde 28 daha fazladır. İşte bu farklılık her gün Türk ekonomisini yiyip bitirmektedir. Ekonomide gerçek durum budur. Üretim güçlerimiz ya kapı kapatıyor ya da ölü değerlerle elimizden gidiyor. Bu yöntemle daha da gidecektir.
CUMHURİYET 09.05.2006






