Veliler velisi, Müceddidi Elfi Sâni, yani ikinci bin yılın yenileyicisi İmam-ı Rabbâni Hazretleri’nin hayatının, eserlerinin ve tasavvufi bakış açısının anlatıldığı programları gün içinde
Nakşi yolunun büyüklerinden olan İmam-ı Rabbani Hazretleri, İslam’a sokulmaya çalışılan bid’atleri reddeden, İslam’ın özüne dönüşü ve ruhlarda yeniden dirilişi bayraklaştıran bir alim… Maddi ve manevi her türlü saldırıya reaksiyoner bir tavırla göğüs geren ve etkisi yaşadığımız yüzyıla kadar ulaşan büyük insan İmam-ı Rabbani Hazretleri, aynı zamanda ruhların mimarıdır. Programlarımızda, onun ince çizgilerle ve ruha nüfuz eden derinliklerle geçen hayatından kesitler sunmaya çalışacağız…
İmam-ı Rabbani Hazretleri’ni anlatan programlar ve saatleri:
07.00-07.30 : Erenler Kervanı yad Özel
Programda, İmam-ı Rabbani Hazretleri çeşitli yönleriyle dinleyenlere anlatılıyor.
09.30-09.45 : Tarihten İzler İmam-ı Rabbani Hazretleri Yâd Özel
İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin hayatının anlatıldığı bölüm dinleyenlere sunuluyor.
10.00-11.45 : İrfan Saati İmam-ı Rabbani Hazretleri Özel
İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin hayatının ve müceddidi elfi sani lakabının verilişinin anlatılacağı programda, ayrıca ilme, imana, takvaya, dünyaya, dervişliğe, insanı kamil olmaya dair tavsiyeleri dinleyenlere aktarılıyor.
12.05-13.45 : İmam-ı Rabbani Hazretleri Söyleşisi
Marmara Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Necdet Tosun’un konuk olacağı programın yapımcılığını Ömer Faruk Tuna gerçekleştiriyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri’yle ilgili çalışmalarıyla tanınan Dr. Necdet Tosun’
16.15-16.45 : Erenler Kervanı yad Özel
Programda İmam-ı Rabbani Hazretlerinin hayatı çeşitli yönleriyle anlatılıyor.
19.00-20.40 : İmam-ı Rabbani Hazretleri Söyleşisi
Saat 12.00’deki programı dinleyemeyenler için tekrar yayınlanacak.
24.00-01.30 : İrfan Saati İmam-ı Rabbani Hazretleri Özel
Saat 10.00’daki programı dinleyemeyenler için tekrar yayınlanacak.
04.00-06.00 : İmam-ı Rabbani Hazretleri Söyleşisi
Yurtdışındaki ve gece çalışan dinleyicilerimiz için söyleşinin tekrar yayınlanacak.
ERENLER KERVANI İMÂM-I RABBÂNİ (Rh.A.) HAZRETLERİ YAD ÖZEL PROGRAMI YAZILI METNİ
Merhaba değerli dinleyenler,
Erenler kervanı; bu dünyadan gelip geçmiş en güzel insanlarla yaptığı yolculuğuna şeref levhası olacak bir isimle devam edecek bugün. İmam Rabbani Ahmed Faruk Serhendi Müceddid Elf-i Sani Hazretleri...
Veliler Sultanının dünyaya bakışını gözler önüne seren şu sözleriyle devam edelim:
“ Bu zamanda dünyayı terk etmek çok zordur. Dünyayı terk lazımdır. Hakikaten terk edemeyen hükmen terk etmelidir ki ahirette kurtulabilsin. Hükmen terk etmek de büyük bir nimettir. Bu da yemekte, içmekte, giyinmekte, meskende, dinin hududundan dışarıya taşmamakla olur.”
Uzun boylu buğday benizli güler yüzlü kırmızıca gözlü ve siyah sakallı, zahiri ve batıni ilimlerde harikulade vukufa sahip harikulade bir zatı muhteremdir kedileri...
Babası Abdulehad Efendi dini ve fenni ilimlerde yetişmiş tasavvufta en son mertebeye ulaşmış bir kimseydi. Gençliğinde insanlara hizmet etmek doğru yolu göstermek maksadıyla seyahat eden Abdulehad Efendi Hindistan’ın Skendere şehrine de uğrar. Burada saliha bir hanım onun mübarek bir insan olduğunu anlar. Abdulehad Efendi’ye şöyle bir haber gönderir: “Kendi kucağımda terbiye edip büyüttüğüm, iffet ve ismet cevheri bir kız kardeşim var. Sizinle nikahlanmasını arz ediyorum. Bu ricamı kabul edeceğinizi umarım.” Bir müddet düşünen Abdülehad Efendi teklifi kabul eder. İşte bu güzel evlilikten de İmamı Rabbani Hz' leri dünyaya gelir.
İmamı Rabbani Hazretleri çocukluğunda şiddetli bir hastalığa yakalanır. Ev halkı artık öleceğini düşündükleri bir sırada o zamanın büyük mutasavvıflarından Şah Kemal Kıhteli Kadiri’ye götürüp duasını isterler. Kıhteli’nin sözleri son derece üzgün olan ailenin yarasına merhem olur.
“Hiç üzülmeyiniz bu çocuk yaşayacak ilmiyle amil büyük bir alim ve eşsiz bir veli olacak insallah.”diyerek kucağındaki minik yavrunun elini öper...
İlminin çoğunu babasından bir kısmını da zamanın meşhur alimlerinden öğrenir. Babasından aldığı dersleri tamamlayınca, Siyalkut şehrine gidip Mevlana Kemaleddin Keşmiri’den ilim alır. Şeyh Yakup Keşmiri’den bazı hadis kitaplarını okur. Kadı Behlül Bedahşani’den hadis, tefsir ve bazı usul ilimlerinde icazet alır. On yedi yaşına geldiğinde bütün ilimlerden diplomasını alarak tahsilini tamamlar. Babası hayattayken onun talebelerine ilim öğretmeye başlar. Bu sırada Rafetü’t-Tehliliyye Redd-i Revafid, İsbatü’n-Nübüvve adlı eserleri yazar. Edebiyata çok meraklıdır ve fesahatı, belagatı ve zekasıyla herkesi hayran bırakır. Sahip olduğu ilim ve olgunlğa rağmen eşsiz bir tevazu örneğidir. Gönlü tasavvuf ilminde kemale ermiş büyüklere kavuşma arzusuyla doludur. Bu yolda yazılmış pek çok kitap okur...
Babasının vefatından bir sene sonra Hacc’a gitmek için yola çıkar Delhi’ye vardığında Muhammed Baki Billah Hazretlerinin talebelerinden Mevlana Hasan Keşmiri ile görüşür. Mevlana Hasan onu hocasıyla tanıştırmak ister ve birlikte huzura varırlar İmamı Rabbani Hazretleri o kadar etkilenir ki oradan aldığı manevi feyzin tesiriyle ertesi gün gelip hizmetine girer. İki ayın sonunda kimsede görülmeyen manevi haller kendisinde zuhur eder.
Bir kaç ayın sonunda hocasından icazet alır ve memleketi olan Serhend’e dönmesi emrolunur. Hocası Muhammed Baki Billah Hazretleri onun için şöyle diyecektir:
“Kalplere deva ruhlara şifa olan bu tohumu Semerkant ve Buhara’dan getirip Hindistan’ın bereketli toprağına ektim. Taliplerin yetişip kemale ulaşması için uğraştım. O (İmamı Rabbani) her dereceyi aşıp üstünlüklerin sonuna varınca kendimioradan çekip talebeyi ona bıraktım.” Gerçekten de Muhammed Baki Billah Hazretlerinin ardından Serhend’e gönderir.
İmamı Rabbani Hazretleri bir müddet Serhend’de talebe yetiştirdikten sonra üstadı Baki Billah Hazretlerinin yanına gider. Onun hizmetinde kaldığı bu süre zarfında birlikte manevi feyz ve bereketin çok bol olduğu hoş sohbetler yaparlar. Bu hal her ikisinin de derecesini yükseltir. Baki Billah Hazretleri ile birlikteyken İmamı Rabbani Hazretleri’ndeki en çok dikkati çeken husus hocasına gösterdiği edebidir. Edebe riayette gösterdiği hassasiyet sayesinde bereketler herkesten önce ona nasip olur.
İrşad faaliyetlerine devam eden İmamı Rabbani Hazretleri’nin feyziyle bereketlendirdiği şehirlerden biri de Lahor’dur değerli dinleyiciler. Burada pek çok alim ve velinin yetişmesine vesile olur. Onun Lahor’daki sohbetleri devam ederken Baki Billah Hazretleri’ni vefat haberi ulaşır. Hemen Delhi’ye giden büyük veli üstadının kabrini ziyaret ederek onun talebelerine sahip çıkar. Eşsiz edep timsali olan İmamı Rabbani Hazretleri vefa gösterme konusunda da eşsizdir. Hocasının vefat ettiği Cemaziyelahir ayı gelince Baki Billah Hazretlerinin mübarek mezarını ziyaret ederler.
İmamı Rabbani Hazretleri benzeri az yetişen müstesna bir İslam alimi ve büyük bir mürşid-i kamil değerli dinleyenler! Zamanında İslama insafsızca saldıranlara sahip olduğu ilimle karşı koyarak onları durdurur. Hakkı batıldan ayırır ve çok kalplere tesir eder. Kitapları ve mektuplarıyla insanları gafletten uyandırır. Onun sağlam ve ikna edici delillerle sapık fikirleri çürütmesi ,ehli sünnet itikadını yayması bid’atları ortadan kaldırması bazı çevreleri rahatsız eder. Büyük imama duydukları hasedden dolayı iftiraya başlarlar.
İftiraları bir takım hileler takip eder. Halkın arasında onun Cüneyd-i Bağdadi Beyazıd-ı Bestami gibi büyük mutasavvıfları hatta bütün meşayıh-ı kiramı inkar ettiğini yayarlar. Vahdet-i vücudu kabul etmediğini söylerler ve daha neler neler eklenir bu yalanlara...
İmamı Rabbani Hazretleri ehl-i sünnet ve Ashab-ı Kiram hakkında yazmış olduğu risaleleri Özbek Hanına göndererek şunları söyler: “Bunu İran’da Şah Abbas Safavi’ye göstersin! Kabul etmezse onunla harp caizdir.”
Nihayetinde harp yapılır ve Özbek Han’ı pek çok yeri Safevilerden alır. Bundan sonra da Ashab-ı Kiram düşmanları el ele verirler. İmamı Rabbani Hazretleri hakkında bir sürü iftirada bulunarak Sultanın aklını çelerler. İmamı Rabbani Hazretlerini evlatlarını ve talebelerini öldürmeyi kafasına koyan Sultan büyük veliye oğlunu gönderir. Yanında bir müftü bir de fetvayla olur bu gönderiş.fetvada sultana secdenin caiz olduğu yazmaktadır. İmamı Rabbani Hazretleri ecel gelmeden ölümün gelmeyeceğini söyleyerek bu adi teklifi kabul etmez. Sultana yalnız başına gider. Kendisine yapılan iftiralara doyurucu cevaplar vererek sultanı ikna eder. Hatta sultan özür diler kendisinden. Sultanın sorularını cevaplayan İmamı Rabbani Hazretlerini dinleyenler arasında bir de Hindu kumandan vardır. Büyük veliye hayran kalır ve iman eder.
İftiracılar bu anda tekrar ortaya çıkıp İmamı Rabbani Hazretlerinin adamlarının çokluğundan bahsedip Sultanın gözünü korkuturlar. Bunun neticesinde memleketin en sağlam ve korkunç kalesi olan Guvalyar Kalesine büyük veli hapsedilir. Kalbi şefkatle dolu olan İmamı Rabbani Hazretleri talebelerinin isyanına izin vermez. Oysa başarılı olacak kadar kalabalıktırlar. Hatta kendisi Sultana dua ettiği gibi talebelerine de aynı şeyi tavsiye eder.
Zindanda binlerce insanın hidayatine vesile olur. Üç senenin sonunda pişman olan Sultan, Rabbani Hazretlerini serbest bırakıp ihsanda bulunur. Bir süre asker arasında bulunmasını rica eder. Sonra da hürmet, izzet ve ikramla vatanına gönderir. Zamanın alimleri İmamı Rabbani Hazretlerine “Sıla” diye hitap ettiler. Sıla birleştirici demek. Büyük veli , tasavvufun İslamiyetten ayrı olmayıp bilakis İslama uygun bir şey olduğunu isbat eder.Ahlakı islamiye ile tasavvufu birleştirir. Bir hadisi şerifte Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurur: “Ümmetimden Sıla isminde biri gelir. Onun şefkati ile çok kimseler cennete girer.” Hadisi Şerifte geçen ‘sıla’ ismi daha önce hiçbir İslam alimine verilmez.Ashabı , talebeleri , sevenleri onu 'Sıla' ismiyle anarlar. İmamı Rabbani Hazretleri de bir mektubunda şöyle dua eder: “ Beni iki derya arasında ‘Sıla’ yapan Allahu Tealaya hamdolsun.”
İmamı Rabbani Hazretlerine ‘müceddid-i elf-i sani’ ismini veren ilk alim , zamanının büyükleri arasında kabul edilen Abdülhakim Siyalkuti’dir. Diğer bütün İslam alimleti de bu ismi onaylayıp, hicri iki bin yılının yenileyicisinin İmamı Rabbani Hazretleri olduğunda ittifak ederler. Eski ümmetler zamanında her bin senede yeni din getiren rasul gönderilirdi. Bu yeni gelen din öncekini değiştirip bazı hükümleri kaldırır, her yüz senede de bir nebi gelir din sahibi peygamberin dinini değiştirmeyip kuvvetlendirir. Sevgili Peygamberimiz (sav) kendi ümmetine de her yüzyıl başında İslam dinini kuvvetlendiren bir alim geleceğini bildirir. Bir başka peygamber de gelmeyeceğinden; Efendimiz (sav)’den bin sene sonra İslam dinini her bakımdan ihya edecek dine sokulan bid’atleri temizleyip ,Asr-ı Saadetteki temiz haline getirecek, zahiri ve batıni ilimlerde tam varis, alim ve arif bir zatın olması lazımdır. Bunu bize Sevgili Peygamberimiz müjdeler. İşte bu mühim hizmeti İmamı Rabbani Hazretleri yerine getirir. Fitneler, sapık fikirler, onun sağlam ehl-i sünnet akaidi karşısında eriyip kaybolur.
İmamı Rabbani Ahmed Faruk Hazretleri, öyle büyük bir velidir ki kendi hocası Baki Billah Hazretleri onun hakkında şunları söyler: “Ahmed’in güneş olan nuru bizler gibi binlerce yıldızı örtmektedir.”
İmamı Rabbani Hazretlerinin talebelerinden Muhammed Haşim Keşmi şunları anlatır: “ Bir gün Hazreti İmam marifetleri yazıyordu. Aniden kalkıp helaya gitti fakat hemen ardından geri çıktı. Sol elinin baş parmağının tırnağını yıkayıp tekrar helaya döndü. Bu davranışının sebebini sorunca şu cevabı aldım. “Aceleyle helaya girince tırnağımın üzerindeki noktayı gördüm. ‘Kalem yazıyor mu?’ diye kontrol için bunu yapmıştım. Oysa o nokta Kur’an-ı Kerim’in harflerini yazarken kullanılır. Bunu edep dışı buldum ve çıkıp parmağımı yıkadım.”
Edebe riayet konusunda emsalsizdir İmamı Rabbani Hazretleri. Bir gün hafızlardan biri kendi minderlerinden aşağı bir minder koyup üzerine oturarak, Kur’an-ı Kerinm okumaya başlar. İmamı Rabbani Hazretleri bu durumun farkına varıp, hemen üzerinde oturduğu yüksek minderi bir kenara çekip yere oturur. Hiçbir zaman Kur’an-ı Kerim okumakta olan hafızdan yüksekte oturmamıştır kendileri...
İmamı Rabbani Hazretleri Ecmir Seferi’nden Serhend’e dönünce evinde inzivaya çekilir. Bir müddet beş vakit namaz ve Cuma namazları haricinde evinden dışarıya çıkmaz. Bu dünyadan göçme zamanının yaklaştığını hisseden büyük veli bütün vakitlerini ve nefeslerini ibadet ve istiğfarla geçirmeye ayırır adeta. Böyle bir dönemde yalnızlık ne güzel dosttur insana. Çok sadaka ve büyük hayırlarla yalnızlık günlerini zinetlendirir. “Bu hayırlar belaların def’i için mi?”diye soranlara: “Hayır kavuşmanın şevkiyle...”cevabını verir. Gözlerindeki sevinç gözyaşlarıyla mübarek dudaklarından şu mısralar dökülür:
"Vuslat günüdür sırdaşım aleme kucak açayım.
Bu devletin bu nimetin sevinçlerini saçayım."
Artık hastalık günleri kendini göstermeye başlar. Safer ayının 23’ü Perşembe günü dervişlere kendi mübarek elleriyle elbiselerini taksim eder. Kendi üzerinde sıcak tutacak pamuklu kumaştan bir kıyafet bulunmadığından, havanın soğukluğu sebebiyle sıtması tekrarlar. Peygamber Efendimiz de son demlerinde önce hastalıktan kurtulur sonra tekrar hastalanarak vefat eder.
Bir gece gecenin üçüncü yarısında kalkıp abdest alarak teheccüd namazını kılar ve: “Bu bizim son teheccüdümüzdür.”buyurur. Vefatından biraz önce kendinden geçme hali görülür. Bu hal kalkınca vasiyetlerini söylemeye ve veda sözlerini söylemeye başlar. Bu vasiyetler sünnete yapışma bid’atlerden kaçınma zikir ve murakebeye devam hakkındadır.
Safer ayının 29. Salı gecesi kendine hizmet edenlere “Çok zahmet çektiniz, bu sizin son zahmetinizdir.”buyururlar. İşrak vaktine erişince abdestli olduğu halde sedirin üzerine uzanır. Sünnet üzere sağ elini sağ yanağının altına koyup zikirle meşgul olmaya başlar. Babacığının baş ucunda yaralı kuşlar gibi çırpınan büyük oğlu Muhammed Said, büyük velinin sık sık nefes aldığını görünce: “Hal-i şerifiniz nasıldır babacığım?”diye arz eder. “İyiyim ve kıldığım iki rekat namaz kafidir.”buyurur İmamı Rabbani Hazretleri. Bundan sonra bir daha konuşmaz ve mübarek ağızlarını Allah’ın zikriyle mühürlerler. Gün, kuşluk vaktine eriştiğinde ölüm veliler sultanını tahtına alıp götürür. Safer ayının 28’i, güneş hesabı ile 29’u ayrılığın tarihidir aslında sevenlerine. Sene 1624 (H.1034)’tür. Acı, bu dünyanın üzerine bütün ağırlığıyla çöker...
İmamı Rabbani Hazretleri, 63 gün hastalık ve humma çeker. Vefat ettiğinde 63 yaşındadır. Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Bir günlük humma bir senenin keffaretidir.”
Büyük velinin cenaze namazını oğlu Muhammed Said kıldırır. Serhend’te evinin yanına defnedilir. Daha sonra Afganistan padişahı Şah-ı Zaman, kabri üzerine büyük ve çok sanatlı bir türbe yaptırır. İmamı Rabbani Hazretlerinin vefatıyla ateşte yanan gönüller şiirler söyleyip , tarihler düşerler. Gözlerinden inen yaşlar bir sel olup akar adeta...
İmamı Rabbani Hazretleri hayattayken büyük işlere imzasını atar. Büyük eserler telif etmeyi de ihmal etmez. Eserleri şunlar: Mektubat, Redd-İ Revafid, İsbatün’n Nübüvve, Mebde’ve Mead, Adabü’l Müridin, Talikatü’l Avarif, Risale-İ Tehliliye, Şerh-İ Ruba’ıyyat-I Abdilbaki, Mearif-İ Ledünniye, Mekaşefat-I Gaybiyye, Cezbe Ve Sülük Risalesi.
Büyük velinin bir sözüyle sizlere veda ediyoruz değerli dinleyenler,
“Gönül dalgınlığının ilacı, gönlünü Allahu Tealaya vermiş olanların sohbetidir.”
TARİHTEN İZLER İMÂM-I RABBÂNİ (Rh.A.) HAZRETLERİ YAD ÖZEL PROGRAMI YAZILI METNİ
26 REBİÜLAHİR 1427 - 25 MAYIS 2006 PERŞEMBE
Bizde programımızda, Kuran-ı Kerim'in doğru anlaşılması için yazdığı eserler ve yaptığı sohbetlerle yüzyıllarca sürecek etki bırakmış en önemli İslam alimilerinden İmâm-ı Rabbâni Hazretleri’nin hayatını paylaşmaya çalışcağız sizlerle...
1563 senesinde Hindistan’ın Serhend şehrinde doğan ve zamanının müceddidi olan İmam Rabbani, yaşadığı devir ve sonrasında, Kuranın doğru anlaşılması için yazdığı eserlerle ve yaptığı sohbetlerle yüzyıllarca sürecek etki bırakmış çok önemli bir İslam alimidir. Küçük yaşta Kuran-ı Kerim’i ezberleyip hafız oldu. İlk olarak babası tarafından eğitildi ve daha sonra da yaşadığı dönemin büyük alimi Mevlana Kemaleddin Keşmiri, Kadı Behlul-i Bedahşani’den dersler aldı.
İmam Rabbani, ilminin derinliği, feraseti, basireti ve üslubundaki samimiyeti ve hikmeti ile, materyalist felsefenin etkisiz hale getirilmesinde ve Allahın varlığı ve birliği konusunun geniş kitlelere anlatılmasında çok etkili oldu. Yaşadığı zamanda ittifaken İslam alimlerinin en büyüğü olarak kabul edildi. Etkileri halen devam eden İmam Rabbani, Kutlu Peygamberimiz (sav)’den nakledilen hadisleri yorumlayarak aynı zamanda ahir zamana ışık tuttu...
Zamanının dinsizliğine, Hindistan bölgesindeki sapkın fikirlere, özellikle dönemin devlet adamlarının ehli sünnet düşmanlığına, "Sihizm, Hindu milliyetçiliği, sahte mehdilik" akımları sonucunda yaşanan ahlaki çöküntüye karşı ,Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerini savunmuş, din ahlakını hurafelerden arındırmak için büyük bir fikri mücadele vermiştir.
Ahlakı ve yaşantısıyla tüm müminlere örnek olmuş olan değerli İslam alimi İmam Rabbani, dönemin sultanının yanlış ve katı uygulamalarına karşı ayaklanmak isteyen halkı yatıştırmış, birlik ve beraberlik ortamının bozulmasını engellemiştir.
Bu uğurda birçok kez hapishanede kalmış, bu ortamda dahi Kuran ahlakını anlatarak birçok tutuklunun Müslüman olmasına vesile olmuştur. Daha sonra fikirlerinin değeri anlaşılarak serbest bırakılan İmam Rabbani, hurafelerle örtülmeye çalışılan din ahlakını, Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetleri doğrultusunda özüne döndürmeyi başarmıştır.
1624 yılında vefat edene kadar yetiştirdiği öğrencileri ve eserleriyle İslam dünyasının aydınlanmasına vesile olmuş, din ahlakına uygun olmayan akımların güçlenmesini engellemiş, günümüze dek gelen değerli fikir ve görüşleriyle İslam dinine en güzel şekilde hizmet etmiştir.
Mektubat: üç cilt olup, beş yüz yirmi altı mektubunun toplanmasından meydana gelmiştir. Mektubat’taki mektupların birkaçı Arapça, geri kalanların hepsi Farsça’dır.
Redd-i Revafıd, İsbatün-Nübüvve, Mebde ve Me’ad, Adab-ül-Müridin, Ta’lkat-ül-Avaarif, Risaleyi Tehliliyye, Şerh-i Rubaıyyat-ı Abd-il-Baaki, Mearif-i Ledünniye, Mükaşefat-ı Gaybiyye, Cezbe ve Süluk Risalesi.






