İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

'En büyük kötülük darbe'

Türkiye
|

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Danıştay saldırısı öncesinde Terörle Mücadele Yasası çıkarılmaya

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Danıştay saldırısı öncesinde Terörle Mücadele Yasası çıkarılmaya çalışılıyordu. Türkiye’de acil bir şekilde Darbeyle Mücadele Yasası’na ihtiyaç var. Darbeyle mücadeleye yönelik bir şeyler yapılması gerekiyor. Türkiye’yi demokratikleşme ve gelişme yolundan alıkoyacak en önemli tehlike darbedir.”


17 Mayıs'ta Danıştay'a gerçekleştirilen saldırının hemen ardından oluşan hava, tetikçi Alparslan Arslan'ın ilişkilerinin ortaya çıkmasıyla dağıldı. Cesur polis memurlarının Av. Arslan'ı yakalamasıyla, büyük bir oyunun deşifre edilmesi için uygun ortam sağlandı.

Susurluk izleri de rastlanan karmaşık ilişkilerin ne kadarının aydınlatılacağını önümüzdeki günler gösterecek. Ancak saldırının kilit ismi olarak gösterilen Yüzbaşı Muzaffer Tekin'in “delil yetersizliğinden” serbest bırakılması, önümüzdeki döneme yönelik soru işaretlerini daha da artırdı. Tam bu noktada işin polisiye kısmını bir tarafa bırakarak, 'eylemin arkasındaki psikolojik harekâtın etkilerinin nasıl olacağını "Psikolojik Savaş" kitabının yazarı emekli Albay Prof. Dr. Nevzat Tarhan'la ele almaya çalıştık.

" 2006 Türkiyesi için darbenin terörden daha tehlikeli olduğunu söyleyen Tarhan, acil olarak "Darbeyle Mücadele Yasası"na ihtiyaç olduğunu vurguluyor. Saldırı sonrasını psikolojik harekât teknikleri doğrultusunda okuyan Tarhan, önemli bir uyarı yapmayı da ihmal etmiyor: "Bir sonraki hedef Demirel olabilir. Demirel'in etrafındaki güvenlik çemberi artırılmalı."

- Sayın Tarhan, Danıştay saldırısını psikolojik savaş teknikleri içerisinde nasıl değerlendirmeliyiz?
- Eldeki veriler doğrultusunda akıl yürütmeyle yapabileceğimiz yorumlar doğrultusunda saldırının bir psikolojik harekat olduğunu düşünebiliriz.

 - Nasıl bir psikolojik harekat?
- Psikolojik savaşta "kara propaganda" dediğimiz bir yöntem vardır. Eylemi veya saldırıyı "a" grubu yapar,  fakat “b” grubuna ihale eder. "Gri propaganda"da ise kaynak belirtilmez. Burada, tam manasıyla bir "kara propaganda” ile karşı karşıyayız. Saldırı türbanla bağlantılı işlenmiş gibi gösterilmeye çalışıldı, ancak yapanlar türban savunucuları değil. Psikolojik savaşta buna "distorsiyon", yani kelime ve olayları yerinden kaydırma yöntemi deniliyor.

- "Kara propaganda"da istenilen amaca ulaşıldı mı?
- Kara propagandada eylemi yapan kişi gizlidir. Gizlilik ortadan kalktığı zaman, eylemin etkisi de ortadan kaybolur. Bu gibi eylem ve sa1dırılarda, saldırganın yakalanmaması öngörüsüyle hareket edilir. Bu yüzden de bütün plan, kaçma üzerine, kurulmuştur. Eylemi yapan yakalanmak gibi bir hata yaptıysa; ya susturulması ya da yok edilmesi gerekir. Bu olayı kara propaganda olarak ele aldığımızda, eylemi yapanlar da bazı güç odaklarının adamları ise, yok edilmesi veya susturulması gerekir. Bu doğrultuda düşündüğümüzde Alparslan Arslan'ın konuşmaması doğal bir sonuç. Ayrıca Arslan’ın uyuşturucu kullanmış gibi, gözleri çökmüş, bakışları ve yüz ifadesi anlamsızdı. Aslında kan örneğinin alınması ve incelenmesi gerekiyor. Çünkü ilaçla hedefe yönlendirilmiş olabilir. Ama ilacın dozunun fazla kaçırılması yüzünden çok organize hareket edemedi gibi gözüküyor.

- Yakalanmasını ilaca mı bağlıyorsunuz?
- İhtimallerden biri bu; çünkü yüz ifadesine bakıldığında ilaç kullandığı şüphesi var. Tabii şunu da gözden kaçırmamak gerekir. Eylemcilerin arkasında büyük güç veya destekler varsa, kendine aşırı güven durumu ortaya çıkar.  Belki burada da böyle bir durumdan bahsedebiliriz. "Senin arkandayız" benzeri telkinler, onun daha da cesaretle hareket etmesini sağlamış olabilir.

- O zaman burada geçmişteki faili meçhullerin de etkisini göz önünde bulundurmamız gerekiyor.
- Elbette, çok önemli bir noktaya temas ettiniz. Benzer olaylarda faillerin yakalanmaması, eylem yapacak kişilere artı bir cesaret verir. Bir de daha önce yapılanların yapanın yanına kar kalması, Susurluk'taki ilişkilerin örtbas edilmesi bu tür eylemlerdeki cesareti elbette artırmıştır. "Daha önce bir şey olmadı, nasıl olsa yine olmaz. Biraz yatıp çıkarız. Susurluk'ta bile kimseye bir şey olmadığına göre, bize hiçbir şey olmaz” düşüncesiyle hareket etmeleri son derece normal.

Psikolojik harekâta tekrar dönecek olursak; bu tür harekâtların mutlaka bir amacı olması gerekmiyor mu?
- Olayı psikolojik savaş boyutuyla değerlendirdiğimiz zaman iki soru vardır: Birincisi; "Eylemin kime, ne çıkarı var?", ikincisi; "Bu eylemde neye inandırılmak isteniyor?

- Birinci sorudan başlayalım isterseniz…
- Kimin ne çıkarı var?" diye düşündüğümüzde, "Eylemci yakalanmasaydı kim ne kazanacak, kim ne kaybedecekti?” sorularına cevap aramamız gerekir. Bu kişi yakalanmasaydı saldırı; ilk reflekslere baktığımızda Türkiye’deki laik-anti laik kutuplaşmaya hizmet ediyordu. Psikolojik harekât yapanlar açısından buradaki amaç toplumu kategorize etmektir. Önce laik-anti laik bloklaşması oluşturup, daha sonra blokları kontrollü bir gerilim içinde tutarak, kendi konum, imtiyazlı güç ve kurulu düzenlerini devam ettirmek istiyorlar. Psikolojik savaşta iti ite kırdırma yöntemi vardır.

- Kurulu düzenlerini devam ettirmek istemelerinden kastınız?..
"DARBE LOBİSİ PLANLADI"
- Türkiye'de silahlı ve eli sopalı bir yönetim olmasını istiyorlar. Daha net bir ifadeyle Türkiye'nin askerî idare ile yönetilmesini istiyorlar. Böyle bir durum kimlere çıkar sağlıyor, onu iyi bilmek gerekiyor. Bütün güç ve enerjisinin yatırıma yöneldiği, askerî gücünü küçültmeye ihtiyaç duyduğu, bütçesinden güvenliğe harcadığı paranın en aza inmesi tartışılan ve planlanan bir Türkiye'yi istemeyenler, bu tür eylemleri planlıyor. Türkiye'nin daha çok silah almasını, daha çok savunma yatırımı yapmasını isteyenler bu tür durumlardan faydalanıyorlar. Bunun arkasındaki güç ve para odaklarını düşünürken bu bilgiyi göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu gerilimden bunların çıkarı var.

- Tek hedef bu mu sizce?
- Böyle durumlarda tek hedef olmaz. Görünen, görünmeyen ile gerçek ve gerçek olmayan hedefler vardır. Görünen hedef; siyasî istikrarsızlık sağlamak. İstikrarsızlık da darbeci lobinin işine yarar.' Çok açık' söylemek gerekirse özellikle "sivil generallerin yoğun olduğu bir darbeci lobi var, "Türkiye'de demokratik seçenekler bitmiştir, tükenmiştir" havası oluşturarak, ilk etapta toplumda darbenin seçenek olarak düşünülmesini hedefliyorlar.

-  Saldırının hedefi laiklik değil, demokrasi mi?
-  Kesinlikle, buradaki hedef hükümet bile değil, demokrasi, Türkiye'de şu anda uygulanan sistemin de-stabilize olup dengelerin oynamasını, tam bu arada ortaya çıkıp "Eyvah, geminin kontrolü kayboldu, gemiyi yönetenler iyi yönetemiyor" diyerek yönetime gelmek istiyorlar.

-  Bu isteklerin kuvvetli şekilde dillendirilmesinde mevcut hükümetin bir sorumluluğu yok mu?
-  Aslında ülkemizde bir otorite boşluğu var. Daha doğrusu Türkiye'de yönetim iki başlı gibi. Biri gizli güç odakları ve bürokrasinin yönetimi, diğeri de seçimle gelen iktidarın yönetimi. Ama seçimle gelen iktidar kontrolü ele alamadı. Biliyorsunuz; siyaset sözcüğü "seyis", yani "at terbiyecisi" kökünden gelir. At terbiyecisi atı terbiye ederken, dizginlere sahip olarak "Kontrol bende" der. At da ilk başta aynı şekilde "Patron benim" diyerek mücadele verir. Ama seyis yeterli derecede patron olduğunu gösterirse, at boyun eğmek durumunda kalır. Buradan siyasete geldiğimizde, Türkiye'nin seyisi konumundaki milletin seçtiği iktidar "Ben patronum" demedi, diyemedi. Bunu dediği an Türkiye tam manasıyla demokratikleşecek.

-  Demediğini nereden çıkartıyorsunuz?
- Şemdinli olayındaki suskunluk, Susurluk konusundaki çaresizlik ve yetersizlik bu olayları doğurdu, Son olayda yapılan soruşturmalarda ipin ucu bazı apseli konular veya kişilere dayandığı zaman susulursa, yeni eylemlere zemin hazırlanmış olur. Bunlar darbenin ayak sesidir. Eğer bu olayda siyaset otoriteyi eline almazsa, eylemlerin devamı gelecektir. Özal'a suikast girişiminde araştırma belli bir noktaya gelince susuldu. Eğer o dönemde susulmasaydı "Türkiye bugün ne halde olurdu?", bunu çok iyi düşünmek gerekir. Bu olay da bir noktalara geldiğinde suskunluğa bürünülürse, arkasından daha büyük eylemler geleceğinden kimsenin şüphesi olmasın.

- Bu eylemler ne olabilir? Mesela YÖK'ün ve Demirel'in de hedefte olduğu söylendi...
-Türkiye’de çok ses getirecek, mevcut sistemi de-stabilize edecek eylem YÖK'e yönelik bir saldırı değil, Demirel'e yönelik bir suikast girişimidir, Onun için Demirel'in etrafındaki güvenlik çemberi artırılmalıdır.

-  Niye Demirel?
- Demirel Türk siyasî hayatında çok önemli bir siyasî aktördür. Son çıkışlarıyla birlikte tekrar gündem haline geldi, Demirel'e yönelik yapılacak bir hareket toplumda ciddi karşılık bulur. Demirel'e sevgisi olan kitleler var, o yüzden tepkiler sadece kurumsal veya belirli zümrenin elinde değil, toplumun tamamına yayılabilir, Bunu herhangi bir istihbarı bilgi olarak değil, sadece psikolojik harp teknikleri açısından yorumluyorum ve uyarıyorum; Demirel'in güvenlik önlemleri artırılmalı.

-  Bu tür büyük eylem veya saldırıları hükümet engelleyemez mi?
-  Engellemek için mevcut soruşturmanın sonuna kadar götürülmesi gerekir. Ucu devletin içerisindeki bir yapılanmaya dayanıyorsa (bilgi ve veri ile hareket ederek) o yapılanmanın kaldırılması için Meclis'e teklif vermesi ve kaldırması gerekiyor.

- Bu, gerginliği daha da artırmaz mı?
- Bu bir demokrasi mücadelesi ise, bu mücadelenin verilmesi gerekir. Ancak bu tartışmalar kapalı kapılar ardında yapılmalı. Türkiye'nin güvenliğinden sorumlu kişiler bu konudaki bilgileri net olarak değerlendirmeli ve duygu temelli adımlar yerine düşünce temelli adımlar atılmalı.

‘Saldırı, darbecilerin ayak sesi’
-  Mevcut ortamda darbe çağrıları terörden daha mı tehlikeli?
-  Türkiye'yi girdiği demokratikleşme ve gelişme yolundan alıkoyacak en önemli tehlike darbedir. Eldeki verilerden hareket edecek olursak, son olayı da darbe yapmak isteyenlerin ayak sesi olarak düşünmek gerekir. Türkiye bu anlayışla hareket ederek bu krizi bir şansa döndürmeli ve siyasî otorite ile Meclis'in etkisi artırılmalı. Çok net bir ifadeyle Meclis bütün inisiyatifi eline almalı.

-  Peki gösterilen tepkileri nasıl değerlendirmeliyiz?
-  Bu eylemin, toplumda laik-anti laik bloklaşması çıkarmayı amaçladığı düşünüldüğünde, olması istenen bir tepkiydi. Çünkü Türkiye'de laik duyarlılığı olan kişilerle dinî duyarlılığı olan kişilerin yanlış algılamaları var. Son olaylarla çok iyi gözüktü ki laik duyarlılığı olan kişiler iki grup. Bir grup sağduyu ile hareket ediyor. Bir diğer grup ise radikal hareket ediyor. Radikal hareket edenler, türbanlı bir bayanı gördüklerinde, "Bu; sistemli, organize ve laikliğe saldırmaya çalışan bir kişi" diye bakıyor. Duyguları veya çıkarları ile hareket eden kişiler bunlar. Bir de daha duyarlı laik insanlar var, Bu kişilerle diyalog ortamında birçok anlaşmazlık veya önyargı yıkılabilir.

Militarist bir düşünceyle demokrasi mücadelesi olmaz
-  Türkiye bir diyalog ortamı doğuyordu. Gerek artan irtica haberleri, gerekse Danıştay saldırısı sanki bu ortamı biraz dağıtmadı mı?
-  Aslında meselenin can alıcı noktası bu, Toplumdaki diyalog ve uzlaşma ortamından, dolayısıyla da Türkiye'nin kemikleşmiş bazı sorunlarını aşan bir ülke olmasından rahatsız olan grup veya kişiler var. Duyarlı laik kesimle duyarlı dindar kesim arasında oluşan uzlaşma ortamının, mevcut konumlarını korumak isteyenleri rahatsız ettiği herkesin bildiği bir gerçek, Militarist bir düşünceyle demokrasi mücadelesi verilmez. Türkiye'deki büyük çoğunluk, iki uçtaki radikal grubun çatışmasına kurban verilmek isteniyor.

Darbeyle Mücadele Yasası'na ihtiyaç yar
-  Peki toplumun alt katmanlarında çatışma şeklinde bir yansıma olduğuna inanıyor musunuz?
-  Toplumda çatışmadan ziyade "Özgürlüklerim kısıtlanacak mı?" veya "Yeni bir darbe mi olacak?" sorusu sorulmaya başlandı. Danıştay saldırısı öncesinde Terörle Mücadele Yasası çıkarılmaya çalışılıyordu. Uzmanlara göre Türkiye'nin yeni bir TMK'ya ihtiyacı yok. Son oluşan duyarlılıktan hareket ettiğimizde Türkiye'de acil bir şekilde Darbeyle Mücadele Ya-sası'na ihtiyaç var, Darbeyle mücadeleye yönelik bir şeyler yapılması gerekiyor. Şu anda Türkiye'ye en çok kötülük yapanlar, darbeyi seçenek olarak toplumun önüne koyan kişilerdir.

VAKİT   29.05.2006
AKRA