"Her diktatörden kurtulmamız için, mutlaka 100 bin insanın ölmesi mi gerekiyor?" Geçen hafta Türkiye’ye gelen Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı El Baradey bu sözlerle yakınıyor, Tayyip Erdoğan’la görüşmesinde. Bu sözlerin hedefi Amerika. Amerika’nın önce Irak saldırısı, ardından Orta Doğu’da izlediği politika. Buna artık politika demek yanlış. Çünkü, izlenen artık savaş.
Lübnan’a saldırının Türkçesi var. Bu aslında Amerika tarafından dile getirilen, ama fikir babalığını İsrail’in yaptığı Büyük Orta Doğu Projesi’ni (BOP) uygulamanın adımı. BOP, yani tüm petrol ve doğal gaz kaynaklarını denetim altına almak için, Orta Asya’dan Akdeniz’e uzanan toprakları, kendileri açısından güven almak.
BOP’un amacına ulaşması için, önce İsrail’in çevresinin temizlenmesi gerek. İsrail bu temizliğe başlıyor. Aslında, temizlik harekatının ilk halkası, Irak’ın işgali. O fikir de, İsrail damgalı.
Amerika ile İsrail arasındaki işbirliği ve içiçelik, zaten elli yıldır biliniyor. Şimdi o kadar açık ki, İsrail’in Lübnan’a saldırısını, Beyaz Saray resmi bir açıklamayla desteklediğini ilan ediyor. Bu kadar pervasız.
Irak’ta yaşanan iç savaşın temposu her gün biraz daha artıyor. Tempo,
Tıpkı, İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında, Avusturya Veliahdı Ferdinand’ın öldürülmesi gibi, İsrail’li bir askerin kaçırılması, savaşın çıkması için, tam bir bahane.
HAMAS’ın Filistin’de seçimlere katılmasına ses çıkartmayan İsrail, şimdi HAMAS’ın süt içmesini bile, kendisine karşı görüyor, sen benim suyumu bulandırıyorsun, masalındaki gibi.
14.7.2006 / HÜRRİYET






