Zalimce kuvvet kullanan ve zayıfları güçlülerin yemi haline dönüştüren şu dünyamızda, uluslararası kamuoyunun vicdanı, duygu ve hareketten yoksun bir biçimde son yıllarda içine düştüğü gaflet uykusu ve komadan çıkamadı.
Geçtiğimiz günlerde Filistin topraklarında meydana gelen katliama karşı harekete geçmeyen dünya kamuoyunun vicdanının, -ne yazık ki- şu an Lübnan’a karşı işlenen cürümlere karşı da harekete geçmesinin beklenmemesi gerekir. Dünya hafızasından silinip yeryüzündeki zulüm ve baskıdan dolayı duyguları incinen insanoğlunun bulunduğu zamana ait güzel bir anı olarak yerini aldıktan sonra artık diyebiliriz ki, bu vicdan yok olmuştur. Bu noktadan hareketle, İsrail’in şiddet eylemlerinin daha da artacağı ve Lübnan’a karşı saldırıların tırmanışa geçeceğini söylersek yanlış olmaz. Dahası bu eylemler Lübnan’ın güneyiyle sınırlı kalmayıp başka bölgeleri de içine alacak, sadece Hizbullah ve üslerini değil başkalarını da hedef alacaktır. Yine aynı şekilde İsrail’in Gazze’de işlediği cürümlerin de artacağı tahmininde bulunabiliriz. Bu eylemler Hamas ve kadrolarıyla sınırlı kalmayıp başkalarını da içine alacaktır.
Bütün bunların ışığında İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ve Gazze’yi işgalinin sona ereceğini beklemek doğru olmaz. Bu saldırılar ve işgal, BM sözleşmesinin açıkça çiğnenmesi ve uluslararası hukuk ilkeleri ile kabul edilmiş bütün insanî yasalara karşı ciddi bir saldırı anlamı taşımasına rağmen...
Bu mesele öyle ya da böyle bir İsrail askerinin kaçırılması meselesi değildir. Bu, bağımsızlığını kazanması ve kurtarılması gereken Filistin topraklarının zorbaca işgali ve Lübnan halkını hedef alan ve artık durması gereken bir saldırı meselesidir.
17.7.2006 / EL AHBAR / ZAMAN






