İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Vietnam'dan sonra ABD politikası

Dünya
|

Uzun süren Vietnam Savaşı, yenilgi ve halkın deniz-aşırı maceralara ilişkin duyarlılığı Amerika'nın üçüncü dünya ülkelerine askeri müdahalelerine ara vermesine neden oldu.

Uzun süren Vietnam Savaşı, yenilgi ve halkın deniz-aşırı maceralara ilişkin duyarlılığı Amerika'nın üçüncü dünya ülkelerine askeri müdahalelerine ara vermesine neden oldu.
 
Emperyalist zincir, bu nedenle, ama şimdi anlaşıldığına göre geçici olarak, birkaç yerden koptu. Portekiz, Angola, Mozambik ve Guinea Bissau sömürgelerinin bağımsızlığını tanıdı, önce Etiyopya'da ve sonra da İran, Nikaragua, Grenada ve Zimbabve'de ABD'nin onaylamayacağı yönetimler başa geçti. ABD, emperyalist zincirden 1974-80 arası kopmaları içine sindirememiştir.

Aynı kavramlar bir de şimdi uluorta konuşuluyor. ABD bu noktaya, hızlı geçen birkaç aşamada geldi. Ülkeyi bir ara duraklatan 1975'teki Vietnam yenilgisiydi. İki milyon Vietnamlıyı öldürmesine karşın, yirmi yıllık bu silahlı çatışmayı kazanamadı. Amerikan halkını ve dünyayı o zaman da ''Domino Kuramı'' yla, yani ''Batı demokrasisi burada direnmezse öteki ülkelerin de domino oyunundaki tuşlar gibi teker teker komünizmin kuçağına düşecekleri'' düzmecesiyle kandırdılarsa da, güneydeki kukla yönetimin başındakiler, son uçaklara doluşup soluğu Amerikan toprağında alıp geçimi orada ''süpermarket'' açmada buldular.

Kuşku yok ki, bu uzun boğuşma gerçekte emperyalist bir savaştı. Yenilgi yılında Amerikan ekonomisinde ve sermayeci dünyada büyüme yavaşlamış, düzende durgunluk gene baş göstermişti. Dolar-altın ölçünü 1971'de son buldu. Batı'nın 1973 savaşında İsrail'e arka çıkmasına tepki olarak Arapların petrol fiatlarını yükseltmesiyle başlayan enerji bunalımı Amerika'nın zayıf yanını gösterdi. Amerikan ekonomisi inişe geçmişti.

Uzun süren Vietnam Savaşı, yenilgi ve halkın denizaşırı maceralara ilişkin duyarlılığı Amerika'nın üçüncü dünya ülkelerine askeri müdahalelerine ara verdi. Emperyalist zincir, bu nedenle, ama şimdi anlaşıldığına göre geçici olarak, birkaç yerden koptu. Portekiz, Afrika'daki Angola, Mozambik ve Guinea Bissau sömürgelerinin bağımsızlığını tanıdı, önce Etiyopya'da ve sonra da İran, Nikaragua, Grenada ve Zimbabve'de ABD'nin onaylamayacağı yönetimler başa geçti.

Bu değişimin içinde en önemlisi İran'da ABD-Britanya emperyalizminin yetiştirmesi tek adam Şah yönetiminin devrilmesi, onun yerine İslami bir cumhuriyetin gelmesidir. Bu olay Washington'u, o zamanki (1980) Başkan Jimmy Carter 'ın adından üretilen Carter Kuramı'nı açıklamaya itmiştir. Buna göre, ''Herhangi dış bir gücün Pers Körfezi bölgesini denetimi altına alma girişimi ABD'nin yaşamsal çıkarlarına bir saldırı kabul edilecek ve böyle bir saldırı, askeri güç dahil olmak üzere, tüm olanaklarla geri püskürtülecektir.''

Bu açıklama, savunmayı ilgili yerel devletin kendine bırakan daha önceki Nixon Kuramı'ndan temelden ayrılıyordu. Vietnam yenilgisinden beş yıl sonra, bu kez Demokrat Parti'den başkan olan Carter zamanında ABD Pers Körfezi'nde tek başına bir askeri denetim istiyordu. Afganistan Savaşı ve orada Sovyetler'in gerilemesi bölgeye ABD'yi de, onun desteklediği dindar Mücahitleri de daha fazla soktu. Bu savaşın ve Irak'a 1991 ABD askeri müdahalesinin etkileri 11 Eylül 2001'i oluşyuracaktı.

ABD, emperyalist zincirden 1974-80 arası kopmaları içine sindirememiştir. Saldırılar biçiminde ilk tepkileri, Cumhuriyetçi Ronald Reagan 'ın başkanlığına (1980) rastlar. Afganistan'da baş kaldıranları gizlice destekledi, İran'a karşı savaşta önce Saddam Hüseyin 'e sonra da Humeyni 'ye silah sattı, Nikaragua'nın komşuları Guatemala ve El Salvador'u Sandinista yönetimine karşı örgütledi ve ufak Grenada Adası'na saldırdı.

Yardımcısı George H. W. Bush başkan olunca o da Panama'yı işgal etti. Ama asıl Doğu Bloku ile Sovyetler'in çökmesi küreyi neredeyse sonuna dek Amerikan etkisine açtı. Baba Bush bu ortamda 1991'de Irak'a askerini sokmuş, ardından da ''Vietnam korkusunu artık yendik'' diyebilmiştir.

'Neoliberal küreselleşme'

Amerikan askeri o tarihte Irak'ta kalabilir miydi? Doğu Bloku toptan inişe geçmişti, ama Sovyetler'in dağılması için daha birkaç ay beklemek gerekiyordu. Ayrıca, çevredeki Arap yönetimlerinin kimden yana çıkacakları henüz belli değildi. Baba Bush attığı bu adımı daha ileriye götürmedi. Bu ülke petrollerine el koymak için daha on yıl kadar beklemek gerekiyordu.

Demokrat Bill Clinton Beyaz Saray'da aynı dış siyaseti sürdürdü. ABD, uluslararası ilişkiler sahnesinde en üstün güç olarak kalmıştı. Tekelci kapitalist kuralları başkalarına zorla kabul ettirmek isteyen Dünya Bankası ile IMF'ye Dünya Ticaret Örgütü de eklendi. Artık ekonomik yaşam her yerde en varlıklı ülkelerin, en başta Amerika'nın yararına işleyecekti. Kimi Asya ülkeleri bu yüzden 1997-98 yıllarında parasal bunalımlar içine yuvarlanırlarken, ''neoliberal küreselleşme'' nin ardında sömürgen bir ekonomik emperyalizmin çirkin yüzü de görünüyordu. Besbelli ki, ekonomik emperyalizmin faturası yoksul ülke yurttaşlarına çıkıyordu. Amerika başkalarının boynuna geçmiş ekonomik boyunduruğunda en ufak bir gevşemeyi silaha başvurmakla atlatma yanlısıydı.

Clinton yönetiminde ABD, askeri müdahalelerden geri kalmadı. Haiti'ye, Afrika'nın ''Hörgüç'' denen bölgesine, Ortadoğu'ya ve Balkanlar'a müdahalelerde bulundu. En önemlisi Yugoslavya'yı 1999'da görünürde Kosova nedeniyle, ama içindeki ağırlıklı yeri herkesçe bilinen NATO yaftası altında on bir hafta bombalayarak etki alanını oraya değin uzattı. ''Serbest pazar'' ekonomisinde düzeni sözde ''görünmeyen bir el'' sağlıyordu. Bu, varlığı bile duyulmayan yumuşak bir el değil, saklı ama demirden bir yumruktu. Her yerde ''blue jean'' pantolon giyilecek, ''Cola'' içilecek ve kontağı çevirince otomobil çalışacaksa, altmıştan fazla ülkedeki Amerikan üslerinde F-16 uçaklarıyla deniz piyadeleri eyleme hazır bulunmalıydı.

Rakip tanımayan strateji

Baba Bush zamanında (1992) hazırlanan ''Savunma Tasarısı Rehberi'' ni daha çok Paul Wolfowitz kaleme almıştı. Ana düşüncesi şuydu: ''ABD, herhangi bir devletin küre çapında rakip olmasını engellemelidir.'' Aynı kişi Donald Rumsfeld 'le birlikte ''Yeni Amerikan Yüzyılı İçin Tasarı'' ya imza attılar.

Dick Cheney' nin isteğiyle hazırlanan ''Amerika'nın Savunmasını Yeniden Kurma'' başlıklı yazanak ise 11 Eylül olayından sonra ''ABD'nin Ulusal Güvenlik Stratejisi'' başlığıyla resmi siyaset konumuna yerleşti. Bunun açıklanmasıyla Irak'a son müdahale eşzamanlıdır. Bu belgeler kürenin, önemli hammadde kaynakları başta olmak üzere, nasıl ele geçirileceğinin anahtarlarını veriyor.

Bu gelişimin nedeni diye Amerikan yönetimini Cheney, Rumsfeld ve Wolfowitz gibi ''şahinler'' in ele geçirmesini göstermek artık bir alışkanlık olmuştur. Bunların ve yandaşlarının, karar verme ve uygulama iskemlelerinde oturmadıkları zaman bile ilerisi için hazırlık yaptıkları doğrudur.

Oraları daha sonra ele geçirdikleri ise bir gerçektir. Ama bundan daha büyük bir gerçek şu ki, Amerikan imparatorluğunun genişlemesi, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin öncülüğüyle, bu kişilerden bağımsız olarak da aşama aşama sağlanmıştır. Değişimde Cunhuriyetçi Reagan, Baba Bush ve Oğul Bush büyük rol oynamışlarsa da, Balkanlar'da savaşan, Orta Asya'da Amerikan askeri üsleri kurma sürecini başlatan ve Irak'ı 1991 mavaşından çok sonra neredeyse her gün bombalayan Demokrat Parti'den Clinton'du.

Oğul Bush'a karşı Demokrat aday John Kerry ötekilerden ancak ayrıntıda kalan önemsiz derece farklarıyla ayrılır. Endüstri ve militarizmin ortak egemenliğinin Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler biçimindeki bu iki kanadı da kendini çıplak emperyalizme alıştırmıştır.

Söz konusu devletin yıkım araçları üstünde tekele yakın bir üstünlüğü vardır. Başkalarının nükleer silah yapmasına karşıysa da, kendindeki yığımlara ek olarak, yenilerini ve daha gelişmişlerini üretmektedir. Bu durumda, dünya ekonomisi üstünde küresel bir yönetim kurma peşindedir. Tasarladığı; yeryüzünün bir ya da iki bölgesinde değil, tümünde ekonomik ve askeri bir süper güç olarak egemenlik kurmaktır. Oluşturduğu koşullar öyle ki, kimi başka ülkelerin kendilerini korumak için nükleer silaha sahip olmak istemeleri de gündeme geliyor. Amerikan yönetiminin bir tepki olarak sık kullandığı ''her türlü silah da dahil olmak üzere'' sözcükleri ileride anlık ama çok yıkıcı çatışma olasılığını usa getiriyor. Bu açıdan bakıldığında, nükleer bomba taşıyan füzelerin ateşlenmesi olasılığı Soğuk Savaş yıllarından daha az değildir. Üstelik, Vietnam Savaşı döneminin Savunma Bakanı Robert McNamara 'nın ''bu silahı önce biz kullanmayacağız diye bir siyaset izlemiyoruz'' biçimindeki, yani Amerika'nin kendi girişimiyle bir nükleer savaş başlatabileceği, açıklaması anımsanmalıdır. Oğul Bush yönetimi de, nükleer silahların geliştirilmesine sınırlar getiren Kapsamlı Test Yasağı Anlaşması'nı da, çevrenin yıpranmasını engelleyecek Kyoto Protokolü'nü de imzalamayı reddetmiştir. Yeryüzü toprağının dayanmayacağı söylenen bu çapta bir ateşlemeye dur demede baş sorumluluk nükleer silah birikimi en fazla olan Amerika'dadır.

'Küresel yabanıllık'

Geleneksel silah yığınağı en fazla olan devlet nükleer silahlar ve onlarla bağlantılı füzelerde de en ileridedir. Küresel ısınmaya yol açan karbondioksiti en çok üreten de odur. Hem küresel çevre kirliliğinin baş sorumlusu odur, hem de bunu engelleyecek anlaşmaya karşıdır. Dünya çapında gitgide yayılan bunalımın da tetikçisidir. Ekonomik durgunluk, varlıklı ve yoksul kişi, toplum ve uluslararasındaki uçurum, artan nükleer tehlike ve yayılan çevre sorunlarının baş sorumlusudur. Bunun sonu, resmi Amerikan ağızlarının savunduğu özgürlük ve demokrasi değil, küresel yabanıllıktır. Sonuç gerçekten barbarlık çağından daha kötü olabilir.

CUMHURİYET -8 AĞUSTOS 2006 SALI
AKRA