İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

İsrail’in felsefesi: Ne olursa olsun yaşamak

Dünya
|

Wallerstein, İsrail’in ABD ile temelde ortak bir strateji izlediğini ve felakete doğru sürüklendiğini belirtiyor ve “İsrail’in felsefesi, ‘ne şekilde olursa olsun, ayakta kalmak’tır,” diyor.

Wallerstein, İsrail’in ABD ile temelde ortak bir strateji izlediğini ve felakete doğru sürüklendiğini belirtiyor ve “İsrail’in felsefesi, ‘ne şekilde olursa olsun, ayakta kalmak’tır,” diyor.

Birmingham Üniversitesi’nden Immanuel Wallerstein, El-Cezire yayın organında yayınlanan makalesinde, İsrail’in ABD ile temelde ortak bir strateji izlediğini ve felakete doğru sürüklendiğini belirtiyor. Sürekli Batı ülkelerinden birini kendisine sağlam bir destek edinmeye çalışan Siyonistlerin felsefesi, ‘ne şekilde olursa olsun, ayakta kalmak’tır.
Bu uğurda Filistin’i ve son olarak Lübnan’ı işgal edip katliam yapan İsrail’in, var olabilmesinin aslında Filistinlilere bağlı olduğunu belirten Wallerstein, daha önce Fransız ve İngilizler’in kendilerini ortada bıraktığını unutmaması ve ABD’ye de güvenmemesi gerektiğini ifade etti.
Wallerstein’in İsrail ve Ortadoğu hakkındaki düşüncelerini açıkladı yazısını sunuyoruz:
İsrail devleti 1948 yılında kuruldu. O günden beri İsrail’de, Yahudilerle Araplar arasında ve İsrail ile komşuları arasında şiddet hiç eksik olmadı. Bazan bu şiddet azaldı, hatta unutulmaya bile yüz tuttu. Kimi zaman da bu şiddet artarak şimdi olduğu gibi, açık bir savaşa dönüştü.
Şiddetin, bu denli boyutu her ortaya çıkışında, sanki önemliymiş gibi, bunun sebepleri de tartışılmaya başlanır. Bugünlerde Gazze’de İsrail-Filistin ve İsrail-Lübnan arasında bir savaş sürmekte. Ve bizler topyekün olarak yine, bu açık savaş halini, daha az bir şiddete geri döndürmek için, o bilinen ve yararsız tartışmalar içindeyizdir.
Her İsrail hükümeti, dünyanın ve İsrail’e komşu olan ülkelerin, kendisini, bir devlet olarak varlığını tanımalarını sağlayacak bir ortam oluşturma arzusu içinde olmuş, devletler ve gruplararası şiddetin sona ermesini ummuştur.
İsrail bunu elde etmeyi daha başaramamıştır. Şiddet düzeyinin düşük olduğu dönemlerde, İsrail kamuoyu, izlenmesi gereken strateji konusunda ikiye ayrılır. Şiddetin tırmanarak savaşa dönüştüğü dönemlerde ise Yahudi İsrailliler ve dünya Yahudileri hükümetin etrafında birleşirler.

Amaç: İsrail’in varlığının sürmesi

Aslında İsrail’in 1948’den beri izlemekte olduğu stratejinin temeli, iki ana unsura dayanır: Güçlü bir askeri varlık ve son derece güçlü bir Batı desteği. Bu strateji bugüne kadar bir amaca hizmet etmiştir: İsrail’in hâlâ ayakta olmasına. Gerçekte sorun, bu strateji işlevinin daha ne kadar zaman sürecek olmasıdır.
Dış desteğin kaynağı zaman içinde değişim göstermiştir. 1948’de İsrail için hayati önem arzeden, askeri desteğin Sovyetler Birliği ve onun Doğu Avrupa’daki uydularından geldiğini bugün tamamen unutmuş durumdayız. Sovyetler Birliği geri çekildiğinde bu rolü Fransa üstlendi. Fransa o dönemde Cezayir devrimi ile mücadele ediyordu ve İsrail’i Cezayir ulusal kurtuluş hareketini yenilgiye uğratmak için önemli bir unsur olarak gördü. 1962’de bağımsızlığını kazanmasının ardından, artık bağımsız olan Cezayir ile ilişkiler kurma arayışı içinde olan Fransa, İsrail’i bıraktı.
Ancak o dönemden sonra Amerika şu an İsrail’in büyük destekçisi konumunda ortaya çıktı. Bu değişimde etkili olan önemi bir unsur İsrail ordusunun 1967’deki Altı Gün savaşından zaferle çıkması oldu. İsrail bu savaş ile, Filistin’deki eski İngiliz mandası topraklarını fazlasıyla işgal etti. Dahası, bölgede güçlü bir askeri varlık olduğunu da kanıtlamış oldu. Dünya Yahudiliği’nin kendisine karşı tavrını, kuruluşu sırasında Yahudiler’in sadece %50’sinin desteklediği bir durumdan artık kendileri için bir gurur kaynağı olan bu devleti büyük çoğunlukla destekleyen bir konuma getirdi. Bu dönemde Holokost İsrail ve politikaları için çok önemli bir ideolojik gerekçelendirme halini aldı.
1967’nin ardından İsrail hükümetleri Filistinliler ve Arap dünyası ile hiçbir şeyi görüşme gereği duymadılar. Tek yönlü anlaşmalar önerdiler ancak bunların tamamı İsrail’in koşullarına uygun olarak belirlenmişti. İsrail Nasır ile görüşmezdi; İsrail Arafat ile de görüşmezdi. İsrail şimdi terörist olarak adlandırdıkları ile de görüşmüyor. Bunun yerine, birbiri ardına gelen askeri güce dayalı gösterileri tercih ediyor.

İsrail, felakete sürükleniyor

İsrail kendi açısından ele aldığı, tıpkı George Bush’un Irak’ı işgaline benzeyen, pek de akıllıca olmayan hataların ürünü bir felaketin içinde debelenmekle meşgul. Bush, askeri güce dayalı bir gösterinin, Amerikan varlığını Irak’ta kesin olarak sağlayacağını ve tüm dünyaya da korku salacağını düşünüyordu. Ancak Bush Irak direnişinin askeri olarak beklenenden çok daha güçlü, Irak’taki Amerikan müttefiklerinin zannedilenden daha az güvenilir ve Amerikan kamuoyunun da bu savaşa desteğinin düşünülenden daha kırılgan olduğunu keşfetti.

İsrail, ABD ile paralel mantıkta

İsrail’in şu anda yürüttüğü askeri harekat, Bush’un Irak girişimi ile doğrudan paralellik arzetmektedir.
İsrailli generaller Hizbullah’ın askeri gücünün beklenenden çok daha fazla olduğunu görmekte, bölgedeki Amerikan müttefiklerinin şimdiden İsrail ve ABD’den uzak bir tavır aldığını (Irak hükümetinin Lübnan’a verdiği destek ve şimdi Suudi Arabistan’ın da aynı tavrı sergilemesi) izlemekte ve kısa zamanda ortaya çıkacağı gibi İsrail kamuoyunun bu harekata verdiği desteğin de kırılgan olduğunu farkedeceklerdir.
İsrail hükümeti İsrail halkının vereceği tepkiden çekinerek Lübnan’a daha fazla kara birlikleri yollama konusunda kararsız durmaktadır. İsrail alay konusu olacağı bir ateşkese doğru ilerlemektedir.
İsrail hükümetinin farkına varamadığı şey, ne Hamas’ın ne de Hizbullah’ın İsrail’e ihtiyacı olmadığı gerçeğidir. Onlara gereksinim duyan, hem de fazlasıyla duyan İsrail’dir.
Eğer İsrail sonunda yok olacak bir Haçlı devleti olmayacaksa, varlığını güvence altına alacak olan Hamas ve Hizbullah’tır. İsrail onlarla bir anlaşmaya varırsa, bilge Filistin ve Arap ulusçuluğunun sözcülerinin dediği gibi, ancak o zaman barış içinde varolabilir. Kalıcı bir barışın sağlanması son derece zordur. Ancak İsrail’in mevcut stratejisinin temel direkleri (kendi askeri gücü ve ABD’nin şartsız desteği) çok dar bir hareket alanı oluşturmaktadır.
İsrail’in askeri avantajı azalmaktadır ve yıllar içinde daha da azalacaktır. Irak sonrası dönemde Fransa’nın 1960’larda yaptığı gibi Amerika da İsrail’i bırakabilir.
İsrail’in tek gerçek güvencesi Filistinlilerdir. Ve bu güvenceyi elde edebilmek için İsrail uygulamakta olduğu stratejiyi temelden bir daha düşünmek zorundadır.
MİLLİ GAZETE -11 AĞUSTOS 2006 CUMA  Çeviren: Remzi BOZACI
AKRA