Enerji kaynaklarını kontrol etmek isteyen ABD Şii-Sünni çatışmasını körüklüyor. Tüm dünyada yaygınlaşan antiemperyalist eylemler ABD'nin başarısız olacağının göstergesi
Ortadoğu kurtlar sofrasıdır. Yüzyıllarca emperyalist planların uygulama alanı ve bunun sonucu olarak da yıkıcı savaşların yatağı olmuştur bu bölge. Afganistan ve Irak üzerinden tekrar kaynayan Ortadoğu şimdi de İsrail'in Filistin ve Lübnan saldırılarıyla tam bir kaosa sürüklenmiş durumda.Varlığını ve güvenliğini dışındaki halkların tasfiyesi üzerinden sürdürmeye çalışan İsrail, bu özelliğine bağlı olarak Ortadoğu da kendisine biçilen misyona denk düşecek şekilde hareket ediyor. Lübnan saldırısı da emperyal güçlerin aralarındaki nüfuz çatışmaları ile dolaysız bağlantılı. Sovyetler'in çözülmesinin ardından ABD'nin dış politikası tek kutupluluğa, bu yüzden de yeni bir süper gücün yükselmemesine odaklanmış durumda. Bu stratejik plan içerisinde Rusya ve Çin önemli bir yeri teşkil ediyor. Çin-Rusya tehlikesinin denetim altına alınması ya da bertaraf edilmesi; Ortadoğu-Kafkaslar bölgesinde yoğunlaşan enerji kaynaklarının (200 milyar varil petrol, 18 trilyon metreküp doğalgaz vb) denetimi, böylece Rusya ve Çin yayılmacılığının engellenmesi ile olası. Afganistan ve Irak saldırısı ile, enerji kaynak ve yollarının denetlenmesi için ABD güdümlü yönetimlerin oluşturulması, bu planın bir sonucu.
Çin'in ayırt edici bir yanı vardır. Devasa gelişimiyle bu ülke ABD için öncelikli tehlikedir. Çin'in en önemli enerji kaynağının Ortadoğu ve özellikle de İran olduğu düşünülürse, ABD'nin İran söylemleri biraz daha anlam kazanır. Bir yanı da ABD-Çin ekonomik bağımlılığıdır. Amerikan mali piyasalarında Çin hisseleri uçuşmakta, Çin'den alınan krediler, ucuz mallar vb. ile ABD piyasası rahatlamaktadır. Bu bağımlılık bir anda kestirilip atılamayacağından devreye çıkarlar üzerinde askeri-politik-ekonomik denetim mekanizmaları girmektedir. Lübnan meselesi ise sadece İsrail'in güvenliği ile sınırlı değildir. ABD'nin Irak'taki bataklıktan çıkmak için Şii-Sünni çatışmasını körükleyerek denge unsuru olma çabası ve Sünni kesimler ve Arap ülkeleriyle dirsek temasının anlamı açık. Yine İsrail eliyle Şii Hizbullah'ın tasfiye çabasıyla İran ve Suriye kıskaca alınmaya çalışılmakta.
Bu haliyle Ortadoğu'yu çok daha zorlayacak günler bekliyor. Çünkü ABD'nin planları kendisi açısından yaşamsal önemdedir. Mevcut konumunu sürdürebilmesi için farklı bir şansı yok. Bu yüzden İran'daki rejim değişikliği Amerika'nın kaderini belirleyici nitelikte bir durum. Ancak emperyalist devletler arasındaki ilişkilerin doğalında kaygan zemini, tüm dünyada yeniden yaygınlaşan anti-emperyalist ruh ve eylemler, Irak direnişi vb. gelişmeler planın tutmayacağını gösteriyor. Beklenenin aksine Sünni Arap ülkeleri halklarının Hizbullah'a sahip çıkması(bu yüzden ilk zamanlar İsrail yanlısı bir tutum sergileyen bu ülkeler sonradan ağız değiştirmek zorunda kaldı) yine Lübnan'da Hıristiyan ve Dürzilerin yüzde 80'inden fazlasının Hizbullah'ı desteklemesi bunun ilk elde yansımaları olsa gerek. Ortadoğu halklarını karşısına alarak onların içinde yaşayabileceğini düşünen İsrail'in kaderi de bu gelişmelerin ışığında şekillenecek.
C. Rice'ın dillendirdiği 'Yeni Ortadoğu' ABD'nin beklediğinin aksine kendi geleceğine kendisi sahip çıkacak olan Ortadoğu ve dünya halklarınca doğacak.
RADİKAL -16 AĞUSTOS 2006 ÇARŞAMBA Hakan Kuruçay: Araştırmacı






