Şimdi bir ateşkesimiz ve şaka gibi bir BM kararımız var. Öyle bir karar ki, aslında ne ateşkes, ne de herhangi bir kalıcı çözüm öneriyor. Ateşkes değil, çünkü İsrail'e 'savunma amaçlı' saldırı hakkı tanıyor. İsrail de bu 'hakkını' kullanacağını gösterdi zaten…
Hadi diyelim, Türk askeri, olası çatışma bölgesinin dışına konuşlandı. Bu kadar aktör, üstelik bin bir türlü numarayı çekmeye dünden hazır aktör, en az başlangıçtaki soru kadar, kışkırtıcı olmaya karar verirse ne olacak?
Vaktiyle Lübnan'da kışkırtıcı olmaya karar verenler, o zamanki uluslararası gücün karargâhına bomba yüklü kamyonla girip, arkalarında 300'den fazla ölü bıraktı. O uluslararası güç, Batılılardan oluşuyordu. Acaba bunu unutamadıkları için mi, Batılılar şimdi, Müslüman ülkelerin gitmesini istiyorlar? Bu, acaba, 'Bizim oralardan çok ağzımız yanmıştı, şimdi tepişmeye hiç olmadığımız kadar niyetimiz var, ama rica etsek bizim yerimize bir zahmet gidip ölür müsünüz?' demenin, başka bir yolu mu?
Türkiye'yi, Ortadoğu sorununun asıl kaynağı Filistin meselesinde arabulucu kabul etmeyenler, güya sorunun çözümü için kurulmuş, dörtlüye (ABD; AB; Rusya ve BM) İKÖ Başkanı olarak bile almak istemeyenler, neden kendi yerlerine elini ate
şin altına sokacak birilerini aradığında birdenbire Türkiye'yi hatırlayıp, 'Siz bölgesel güçsünüz, aman hadi gelin' diye yalvarmaya başlıyorlar?
Peki Türkiye, bölgesel güç olmanın yolunun neden yalnızca asker göndermekten geçtiğini düşünüyor da, Lübnan'da işadamlarıyla, sivil toplum örgütleriyle, yardım kuruluşlarıyla var olmaktan geçtiğini düşünmüyor? Uluslararası toplum bu kadar samimiyse, neden önce, asıl sorunu, Filistin meselesini hakkaniyetle çözüp sonra da 'İsrail'in güvenliği boynumuzun borcudur', demiyor?
RADİKAL -23 AĞUSTOS 2006 ÇARŞAMBA( AYŞE KARABAT )






