İsrail’in Lübnan’a saldırıya başladığı günlerde “Türkiye de bu savaşın içinde” demiştim. Hatta İsrail ve ABD kontrolündeki güçlerin Türkiye topraklarında PKK üzerinden yaptığı saldırılara dikkat çekmiş, “İsrail Türkiye’yi nasıl susturdu” başlıklı bir yazı yazmıştım. Çünkü Lübnan’da patlayan füzelerin sesi Kuzey Irak’a ve Türkiye’ye kadar ulaşıyordu…
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne mensup en gizli birimlerden iki tim İsrail’e gönderilir. Savaş sırasında orada bulunurlar. İsrail’e gidenler Türk-İsrail istihbarat anlaşmaları çerçevesinde buradadır. Bu ülkede yaşayan herkesin, orada ne yaptıklarını sorma hakkı var. Bu soruyu biz de soruyoruz: Savaşın en yoğun olduğu zamanda 30 kişilik iki tim İsrail’de ne yapıyordu?
Bir tim de Lübnan’a gönderilir. Amaçları bilgi toplamaktır. Onlar da savaş sırasında oradaydılar. Ama nasıl olduysa İsrail saldırısı altında kalırlar. İçlerinden biri hayatını kaybeder. Ve geri çekilirler. İsrail’dekiler İsrail’le işbirliği içinde çalışırken Lübnan’dakiler İsrail’le çatışma içinde buluyorlar kendilerini. Nasıl oluyorsa!
Türkiye zaten Lübnan savaşının içinde. Kuzey Irak’ta ABD ve İsrail nedeniyle kılını kıpırdatmayan, bu güçlerle işbirliği yapan çevreleri kontrol edemeyen ve kamuoyunu yanıltan bilgilere göz yuman Türkiye, gizli birimleriyle İsrail-Hizbullah savaşının tam ortasındaydı.
İşte Lübnan’a bu şekilde gidiyoruz biz. “Barış gücü” olarak. En azından kamuoyu öyle bilecek. Ama birileri safını çoktan seçmiş. Suriye, İran ve Hizbullah’a karşı ABD ve İsrail’in safını. Anadolu çocuklarının orada Türkiye’nin “büyük devlet” olma özlemine mi hizmet edeceğini sanıyorsunuz? Umarız öyledir. Ama ben emin değilim. Gizli eller bizi hızla bir cephenin içine doğru sürüklüyor. Bu konuyu tartışmaya devam edeceğiz...
1.9.2006 / İBRAHİM KARAGÜL / YENİ ŞAFAK






