İMSAKGÜNEŞİŞRAKÖĞLEİKİNDİAKŞAMYATSI
06:0707:4008:2512:5315:3617:5519:23
Kabe

Umudun yeşeremediği topraklar

Dünya
|

Yüzyıllardan bu yana savaşlar, çatışmalar ve istikrarsızlık etnik ve siyasi açıdan karmaşık bir yapıya sahip Lübnan'ın tarihine damgasını vurmuş. Savaş sonrası Beyrut'un merkezinde sergilenen fotoğraflar bu gerçeğin altını kuvvetle çiziyor. Küresel güçlerin çıkar hesapları, belki daha uzun yıllar umudun bu topraklarda yeşermesine izin vermeyecek.

Yüzyıllardan bu yana savaşlar, çatışmalar ve istikrarsızlık etnik ve siyasi açıdan karmaşık bir yapıya sahip Lübnan'ın tarihine damgasını vurmuş. Savaş sonrası Beyrut'un merkezinde sergilenen fotoğraflar bu gerçeğin altını kuvvetle çiziyor. Küresel güçlerin çıkar hesapları, belki daha uzun yıllar umudun bu topraklarda yeşermesine izin vermeyecek.

Lübnan, Türkiye'ye yakın olduğu kadar uzak olan bir ülke. Her iki ülkenin de, coğrafi açıdan yakınlığına, Akdeniz havzasının benzer kültürlerini ve 400 yıllık ortak geçmişi paylaşmış olmasına karşın, ne Türkiye Lübnan'da çok fazla tanınıyor, ne de Lübnan Türkiye'de.

Lübnan Üniversitesi'nin Türkiye Araştırmaları Uzmanı Prof. Muhammed Nurettin , Lübnan'ı kısaca, ''savaşların ve provokasyonların ülkesi'' olarak tanımlıyor. 70'li yıllardan 90'lı yıllara uzanan süreçte, Türk halkı önce radyoların, sonra da televizyonların haber bültenlerinde Lübnan adını sıkça duyardı. Ardından, İsrail uçaklarının Lübnan'daki Filistin kamplarını vurması haber bültenlerine yansır oldu. Sonrasında da İsrail'in Lübnan'ı işgal etmesi gündeme damgasını vurdu. Türk toplumu Lübnan'ı, Prof. Nurettin'in saptamasında olduğu gibi ''savaşların ülkesi'' olarak tanıdı. Aslında bu saptama, Lübnan'ın sınırlarıyla ortaya çıkmış coğrafyanın sadece dünü, bugünü için değil, yakın ve uzak geçmişi ve büyük bir olasılıkla geleceği için de geçerli.

Bugünkü Lübnan topraklarına, yüzyıllardan bu yana savaşlar, çatışmalar ve istikrarsızlık damgasını vurmuş durumda. Bu özelliği ile Lübnan, Doğu Akdeniz'de yaklaşık 220 kilometre sahil şeridi olan 10 bin 452 kilometrekare genişliğinde küçük bir ülke olmasına karşın, son 60 yıldan bu yana sürekli dünya gündeminin ilk sıralarında. Bunun nedenlerini anlayabilmek, bugünkü Lübnan'ı daha iyi değerlendirebilmek için ülkenin dini ve etnik yapısına ve küresel güçlerin hesaplarına göz atmakta yarar var.

Karmaşık yapı...

Bugün Lübnan'da birbiri ile çeşitli alanlarda çekişmekte olan 18 ayrı dini ve etnik grup yaşıyor. Lübnan nüfusunun yüzde 83'ünü Araplar oluşturuyor. Arapların yüzde 63'ü Müslüman, yüzde 8'i Dürzi, geri kalanı Maruni Hıristiyan. Arap olmayan nüfus içinde ise yüzde 11 oranında Grek bulunuyor. Greklerin yüzde 59'u Ortodoks, yüzde 41'i Katolik. Lübnan'da yüzde 5 oranında Hıristiyan Ortodoks Ermeni, yüzde 1 oranında ise Müslüman Kürt de yaşıyor. Ülkenin kuzeyindeki iki köyde sayıları üç bin civarında olduğu tahmin edilen Türk var. Nüfus yapısı, dini bağlamda ise şöyle bir görüntü veriyor:

Lübnan nüfusunun yüzde 59.5'ini oluşturan Müslümanların yüzde 60'ı Şii, yüzde 40'ı ise Sünni. Dürzilerin oranı yüzde 7 civarında. Toplam nüfusun yüzde 20'si Maruni Hıristiyan, yüzde 5'i Grek Ortodoks ve yüzde 3.4'ü Grek Katolik. Ülkenin toplam nüfusunun 4-6 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. İç savaş ve İsrail işgali, yoğun bir nüfus hareketine neden olduğu ve son dönemde nüfus sayımı yapılamadığı için, sağlıklı verilere ulaşılması olası görünmüyor.

Ülkenin son derece karmaşık olan dini ve etnik yapısı, yüzyıllardan bu yana iç çekişmelerin temel nedeni oldu. Bugünkü Lübnan topraklarının bulunduğu coğrafya 16. yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altına girdi ve yaklaşık 400 yıl boyunca yine Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetildi.

Fransa'nın etkisi sürüyor

Türkiye'nin Beyrut Büyükelçisi İrfan Acar , 1989 yılında yayımladığı ''Lübnan Bunalımı ve Filistin Sorunu'' adlı kitabında, Lübnan'ın yakın tarihini şöyle özetliyor:

''Osmanlıların yürüttüğü genel politikalar doğrultusunda oldukça özerk bir yönetime sahip olarak tüm din ve kültürlerin serbestçe icra edildiği bu dönemde ülkenin en güçlü iki mezhebi Dürziler ve Maruniler olmuştur. Bu iki grup arasında 19. yüzyılda kızışan rekabet 1840 ve 1860'lı yıllarda bir nevi iç çatışmaya dönüşmüş ve neticede Osmanlılar Lübnan'da din esasına dayalı çeşitli siyasal yönetim biçimleri oluşturmuşlardır. 20. yüzyıla yaklaştıkça, Maruniler gerek ekonomik gerek siyasal bakımdan güçlenerek en etkili mezhep durumuna gelmiş, Dürzilerin etkinliği azalarak, Müslüman kanatta Sünniler hâkim olmuşlardır. Birinci Dünya Savaşı neticesi Osmanlı İmparatorluğu parçalanınca, uzun süredir bölgede gözü olan Fransa, 1920 yılından itibaren Lübnan'ı manda rejimine almıştır.''

20. yüzyıl başında güçlenen milliyetçilik akımları Lübnanlıları birlikte hareket etmeye zorladı, Fransa 1941 yılındaki sözünü yerine getirip 1943 yılında Lübnan'ın bağımsızlığını verdi. Ancak, Fransa'nın Lübnan üzerindeki etkisi hiç sona ermedi. Fransa, ilişkilerinin geçmişi Haçlı seferlerine kadar uzanan Marunilerin manevi destekçisi olmayı sürdürdü. Fransa, son yaşanan savaşın ardından ''Lübnan'ın yardımına koştuğu'' imajını da itinayla dünya kamuoyunun gündemine yansıtmayı ihmal etmedi.

Çatışmaların nedeni

Ülke, 1943 yılından bu yana iç savaşlarla ve istikrarsızlıklarla boğuştu. Bir dönem birbiri ile ittifaklar yapan gruplar, bir süre sonra birbirine silah doğrulttu. Özünde Hıristiyan-Müslüman çatışması gibi görünse de, çatışmaların temelinde Lübnan'ın feodal yapısının, nüfuz mücadelesi içinde bulunan çeşitli dinlere ve mezheplere mensup ailelerin çıkarları yer aldı. Lübnan'da şimdiye kadar istikrarlı bir hükümet kurulamadığı gibi güçlü bir ordu da oluşturulamadı. Ordunun yönetim ve subay kadrosu Hıristiyan Marunilerin ağırlığı ile şekillendi. Ancak rütbesiz veya alt rütbedeki askerlerin önemli bir bölümünü Şiiler oluşturdu. Bu nedenle Lübnan iç savaşı sırasında yaşanan Hıristiyan-Müslüman çatışmasına müdahale edemedi. Şii askerler, Maruni subayların emirlerini yerine getirmek yerine aynı mezhepte yer aldıkları grubun yanında savaşmayı tercih ettiler. Ülke savunması için gerekli mekanizmalar oluşturulamadı. Her grup kendi silahlı milislerini oluşturdu. Siyasi yapı da dini ve etnik temele dayandırıldı. 1943 yılında bağımsızlığını kazanmasından sonra varılan ancak yazılı olmayan bir anlaşmaya göre cumhurbaşkanlığı Marunilere, başbakanlık Sünnilere, meclis başkanlığı Şiilere verildi. Hükümette 6 Hıristiyan, 5 Müslüman bakanın olması karara bağlandı. 128 sandalyeli mecliste milletvekili sayıları 30 Maruni, 11 Grek Ortodoks, 6 Grek Katolik, 4 Ermeni Ortodoks, 1 Ermeni Katolik, 1 Protestan, 20 Sünni, 19 Şii, 6 Dürzi ve 1 diğer azınlık olarak belirlendi.

Lübnan'ın güçlü ailelerinin geçmişten gelen etkisi, siyasi yapı üzerindeki belirleyiciliğini sürdürdü. Hıristiyan Cemayel, Çamun, Huri, Edde; Müslüman Selam, Karami, Sulh, Berri; Dürzi Canpolat aileleri, Lübnan siyasetine damgasını vurdu. Ailelerin liderlikleri babadan oğula geçerken bu ailelerin mensuplarından bir veya birkaç isim, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, bakanlık ve milletvekilliği yaptı. Cemayel ve Canpolat gibi ailelerin bireyleri suikastlar sonucu yaşamlarını yitirdi.

Ulus kavramı yerleşemedi

''Lübnan Ulusu'' kavramı, belli dönemlerde uç vermiş gibi görünse de hiçbir zaman yerleşemedi. Falanjist ve Ulusal Liberal Parti Marunilerin, Najjida Sünnilerin, İlerici Sosyalist Parti Dürzilerin, Emel ve Hizbullah Şiilerin örgütlendikleri partilerden sadece birkaç tanesi olarak gösterilebilir. İşte Lübnan siyasetinin bu yapısı, geçmişte yaşanan mezhepsel ve ailesel çekişmeleri, dini, etnik ve feodal açıdan siyasi arenaya taşıdı. Lübnan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonraki yıllarda Şii nüfusunda meydana gelen önemli artış, Şiilerin siyasi alanda taleplerini arttırdı. 1943 yılında siyasi yapının şekillendirilmesi üzerine varılan mutabakat, Müslüman kesim, özellikle de Şiiler tarafından eleştirilir duruma geldi. Şiiler de bu alanda mücadele etmeye başladılar. Maruniler ise değişen nüfus yapısına karşın ellerindeki gücü yitirmemek için büyük çaba gösterdiler.

CUMHURİYET -21 EYLÜL 2006 PERŞEMBE (Ortadoğunun Kanan Yarası Bahadır Selim Dİlek)
AKRA