Sosyalist girişim, tarih ve Avrupa Birliği kapısındaki Türkiye karşısında iki ayrı soruna yol açıyor. Sömürgeciliğin "olumlu rolü"nün tanınmasına dair yasa polemiğinden bu yana Jacques Chirac'ın ifadesiyle, "tarihi yazmanın yasalara düşmediğine" inanmakta haklıydık.
Tarih tarihçilerin işidir. Tanınmış tarihçileri bir araya getiren 'Tarih İçin Özgürlük Derneği', haklı olarak, eski Kültür Bakanı Jack Lang'ın da ifade ettiği gibi, bu metnin "ifade özgürlüğüne zararları artıracağı"nı ifade etti. Tasarının mimarlarından Patrick Deveciyan, UMP'nin desteğiyle tarihçilerin araştırmalarını bu yasanın dışında tutmak istiyor, fakat bu önlem son derece gülünç görünüyor.
Bu metnin diğer bir sakıncası Türkiye'de bekleneni vermeyecek olmasıdır. Ülkelerinde soykırım tabusunu kırmayı başaran Türk öğretim üyeleri ve gazeteciler, bu tip bir yasanın, daha şimdiden misillemelere başlayan Ankara hükümetinin Fransa'ya karşı ekonomik misillemeler yapmasını isteyen milliyetçilerin ekmeğine yağ süreceğini düşünüyor.
Politikacıların kendilerini "doğrucu Davut" olarak göstermemeleri gerekiyor. İkinci Dünya Savaşı esnasındaki Yahudi Soykırımının inkâr edilmesi antisemitizmin bir çeşidi olup tüm ırkçılık şekilleri gibi Fransız hukukunda cezaya konu olur. Ermeni soykırımı başka bir alana girer ve Ceza Kanunu'nun yetkisi altında değildir.
Siyasi partilerin vekillerine oy özgürlüğü tanımasına rağmen, cumhurbaşkanlığı seçimi anketlerinde önde bulunan Segolene Royal ve Nicolas Sarkozy bu metnin onaylanmasına taraftar. UMP Başkanı Fransa'daki Ermeni topluluğuna "ifade özgürlüğünün, ne tarihi manipüle etmek ne de tarihi gerçeklikleri inkâr etmek olduğunu" belirtmiştir. İfade özgürlüğü, artık, tarihi ve Ermeni davasını siyasi ya da seçimsel mücadeleler amacıyla rehin almaktan ibaret olmamalı. Milletvekillerinin bu yanlış adımdan bu metni onaylamayarak dönmesini dileyelim!






